Müebbet hapis hangi günler için?

Aynı ‘tutuklu yargılanma’nın hangi durumlarda gerekli görüldüğünü, birileri için hayati tehlike tarz eden sanıkların nasıl salıverildiğini anlayamadığım gibi, ‘kanun’a nerede harfiyen uyulup nerede hafifçe ‘esnetildiğine’ de akıl sır erdiremiyorum.

Antalya’nın Kepez ilçesinde yaşayan, 47 yaşında, dört çocuklu bir adam, Ekrem E. ‘Baba’ demeye dilim varmıyor çünkü çocuklarından birine; 21 yaşındaki zihinsel engelli kızına tecavüz etmekten yargılanıyor. Tam altı yıl boyunca devam eden bir işkence bu üstelik. Bunun sonucunda kız üç kez hamile kalıyor, ilkini düşürüyor, 2012 ve 2014 yıllarında doğan iki bebeği de Ekrem E. canlı canlı boş araziye atarak ölüme terk ediyor.

Yani adam hem tecavüzcü hem katil. Tecavüzü altı yıl boyunca, cinayeti de iki kez işlemiş. Daha büyük nasıl bir suç olabilir acaba? Bu arada tabii evde bir de anne var, onun da gıkı çıkmıyor. En sonunda olay komşuların ihbarı üzerine öğreniliyor ve adam ‘öz kızına nitelikli cinsel saldırı’ suçundan Antalya 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor.

Mahkeme cinsel saldırı suçundan verdiği 16 yıllık hapis cezasını, mağdur öz kızı olduğu için 24 yıla, aynı suç değişik zamanlarda birden fazla kez işlendiği için de 42 yıla çıkarıyor. Adil bir sonuç. Ancak karar, Yargıtay 14’üncü Ceza Dairesi’nce bozuluyor. Neden? “Süreli hapis cezası gerektiren suçtan dolayı belirlenen ceza 30 yıldan fazla olamazmış” kanuna göre. Olaya sessiz kaldığı için bir yıl hapis cezasıyla yargılanan ‘suç ortağı’ anne ise beraat ediyor bu arada.

Harika. İlle bir kulp bulup sapıkların, katillerin cezasını indirmeye kalkacak birileri çıkıyor, inanılır gibi değil. Şimdi adalet arayanların son umut kapısı change.org’da bir imza kampanyası başlatıldı. Hem babaya hem anneye müebbet isteyen, ki müebbet değilse bile böyle bir canavarlığa göz yummanın bir cezası olmalı sahiden. ‘Yardım ve yataklık’ bu değilse ne?

Ayrıca, doğmamış bebeğin yaşama hakkı uğruna kürtajı yasaklamanın bile konuşulabildiği bir dönemde bu dünyaya gelmiş iki zavallı bebeğin hakları neden konuşulmuyor? Bu adam düpedüz tecavüzcü ve katil. Müebbet hapis kimler için?

Gençlerin emeğine saygı

Tiyatro toplulukları salonsuzluktan kendilerine alternatif performans alanları yaratır; oyunlarını otel odalarına, tarihi köşklere, apartman dairelerine taşıyarak seyirciyle buluşmaya çalışırken, bazıları da canlarını dişlerine takıp yeni bir salon kazandırıyorlar şehre. Beş yıl önce oyuncu Pınar Yıldırım’ın açtığı Emek Sahnesi gibi.

Tiyatro meraklılarının Kadıköy yakasındaki buluşma yerlerinden biri, Emek Sahnesi. Hem kendileri oyunlar çıkarıyorlar; - beş yılda tam dokuz adet - hem de başka toplulukları konuk ediyorlar. Emek emek kurulup bugüne getirilmiş bir sahne yani.

Gelgelelim şimdi adını değiştirmek zorunda. Neden? Emek Sineması yerleştirildiği üst katta Grand Pera Emek Sahnesi adıyla tiyatro ve konser salonu olarak hizmet vereceği için sahipleri beş yıllık Emek Sahnesi’nin artık o ismi taşımasına izin vermiyor.

Hayır, İstiklal Caddesi’nin bir tiyatro salonuna sahip olması şahane bir şey, yeniden İDSO konserlerini Beyoğlu’nda izleyebilecek olmak da öyle. Ama bir şeyi yaparken ötekini yok etmek şart mı?

Karşınızda kendi yağıyla kavrulmaya çalışan bir tiyatro var, şu anda biletix’ten bilet satışı bile yapamıyorlar isim değişene kadar. Orayı yoktan var etmiş, isimlerini duyurmuşlar. Bunun sosyal medya hesapları var, logosu var, yapılmış afişleri var, yeni bir ismi benimsetmek için harcanacak çabası var... Ne olur ki ‘emeğe saygı’ gösterilse, o Grand Pera Emek’ken, öbürü de Emek Sahnesi olarak kalsa?