Nasıl bir adalet bu?

Siz o kendini Tarsus’ta adliye koridorlarında yerlere atan annenin çığlığını duydunuz mu? “Nasıl bir adalet bu?” diye haykırıyordu, “Nasıl bir adalet?”. Ciğeri sökülür gibi çıkıyordu sesi. Ciğeri sökülüyordu da zaten, insan çocuğu istismara uğrar da adalet bir türlü yerini bulmazsa nasıl hissederse, nasıl isyan ederse öyle.

Peki, siz 12 yaşındayken istismara uğradığını söyleyen, artık lise öğrencisi olan E.S’nin ifadesini okudunuz mu? “Yaşıtlarım şu anda okulunda sınava girerken ben adliye salonlarında adalet arıyorum. Eğer adaletin tecelli etmesi için benim ölmem gerekiyorsa biri bunu bana açıkça söylesin.” diyordu. Bir çocuğa bunu söyletmeyi başarmıştık el birliğiyle.

Denemiş çünkü her yolu. Susmayı denemiş önce, başta kimselere diyememiş. İçine atmış. Hastalanmış.

İntiharı denemiş sonra, hem de bir, iki değil, üç kez.

Konuşmayı denemiş en sonunda. Çocuğun halinin hal olmadığını fark eden rehber öğretmene açılmış güvenip. Adana’da dört yıl önce olan olaya dair mide bulandıran detayları burada tekrarlamayacağım, merak edenler için internette mevcut. Bilinmesi gereken, çocuk yaz tatilinde Adana’daki bir camide gittiği kuran kursunda istismara uğradığını söylüyor, failin de aynı zamanda aile dostları olan imam olduğunu.

Olay ortaya çıkınca aile şikâyetçi oluyor, dava açılıyor. Kamuoyu daha ziyade “Cinsel istismarla suçlanan imam serbest bırakıldı” başlıklarından hatırlayacaktır. Çünkü savcı mütalaasında olay sırasında bayılıp otoyol kenarında terk edilmiş bulunan kız çocuğunun beyanıyla adli incelemeler arasında tutarlılık olduğunu belirtip sanık için tutuklama talep ediyor iki duruşmadır, ancak nedense hakimin eli bir türlü varmıyor bu kararı vermeye.

Bir kız çocuğu korkudan evinden çıkamıyor, parlak bir öğrenciyken okuluna devam edemiyor, geceleri uykusundan kâbuslar içinde uyanıyor, annesi babası odasının kapısında bekliyor sakinleştirmek için, bütün bunlar mahkemenin vicdanına dokunmuyor. Kolay mı bir çocuğun çıkıp bu kadar vahim bir olayı açıkça anlatması? Biz tacize uğradığında önce kendisini suçlamaya koşullanmış bir toplumun çocuklarıyız, uydurulacak şey mi bu?

O çocuğun pamuklara sarılması, devletin tüm kurumlarıyla dört bir koldan onun yaralarını iyileştirmeye çalışması, adaletin de derhal yerini bulması lazım ki kendisine ve çevresine bir parça güven duyarak hayatına devam edebilsin.

Yok, biz ne yapıyoruz, bütün bunlara sebep olduğunu kesin bir şekilde söylediği kişi için bir tutuklama kararı bile çıkaramıyoruz. Tutuklu yargılamayı kim bilir kimler için saklıyoruz... Gerçekten anlayamıyorum nedenini. Bu kadar mı sevmez bir ülke çocuklarını?

Davayı takip eden
Çocuk İstismarı Derneği Başkanı Saadet Özkan sosyal medyada paylaştığı videoda duruşmada yaşananları anlatmaya çalışırken ağlamaktan konuşamıyor. Hakim “Beraat etmesi suçsuz olduğu anlamına gelmez” demiş, “Uzman avukatlarınızla bir üst mahkemeye gidersiniz”.
Nasıl güven verici bir ifade. Beraat etmesi suçsuz olduğunu göstermez, ceza alması suçlu olduğunu göstermez, sahiden annenin sorusunu tekrar etmek istiyorum: Bu nasıl adalet?