Tüketim ile paralel artan bir şey, ‘sadeleşme’ arzusu. Hani sanki birileri gırtlağımıza basıyormuş gibi -ki bastıkları da söylenebilir aslında- ihtiyacımız var mı yok mu düşünmeden satın alıyoruz, alıyoruz, sonunda bir bakıyoruz evde biz değil eşyalar yaşıyor. Bize araya bir yerlere sıkışmak ve de kredi kartı taksitlerini ödemek düşüyor. Bunun adını da hayat zannediyoruz. 
Ya da çok geç olmadan yaşamanın bu olmadığını fark edip ‘sadeleşmenin’, çula çaputa değil daha sahici şeylere bağlanmanın yollarını arıyoruz. Dilara Erdem Gökhan Pişkin çifti gibi. 
Onlarla bu hafta instagram’da tanıştık. “Sadeleşiyoruz” diye bir hesap açmışlardı. “Biz, daha az şeye sahip olarak daha sade bir hayat yaşamaya karar verdik” diyorlardı. Nasıl yapacaklardı bunu? Alıp çok az kullandıkları, hatta belki hiç kullanmadıkları eşyaları instagram hesabından satarak. 
Göz açıp kapayıncaya kadar elden ele yayılan, facebook sayfası bir gün içinde 60 bin kişi tarafından ziyaret edilen kampanya, şu anda “Biz de sadeleşebiliyor muyuz?” diyen sayısız insana ulaşmış durumda. 
Dilara Erdem hiç tahmin etmedikleri bu ilgiye çok şaşırdıklarını anlatıyor. Kendilerinden beklenti yüksek ama aslında bu hâlâ hayalleri tez zamanda Kaş’taki arsalarına bir ev inşa edip orada daha küçük bir hayat kurmak olan bir karı kocanın küçük evlerinde kendilerini daraltan kalabalıktan kurtulma çabası. 
İşe yaramaz eşyalar yığınından değil, iki fotoğraf makinesi, artık sadece e-kitap okudukları için bir kütüphane dolusu kitap, CD, DVD, her yıl takımına destek için bir forma alan koyu Beşiktaşlı Gökhan Pişkin’in forma koleksiyonu, parçalardan bazıları. Normalde kendilerine buradan bir gelir yaratıp Kaş’taki inşaatlarında kullanabilirlerdi. Ama onlar, sadeleşirken birilerine faydalı olmak istedikleri için, elde edecekleri geliri Felsefe Köyü inşaatında kullanılmak üzere Nesin Vakfı’na bağışlıyorlar.
Vakıfla hiçbir organik bağları, alıcıyla para alışverişleri yok. Bugünden itibaren her gün bir eşyalarını ‘sadelesiyoruz’ adlı instagram hesabına koyacak, bir minimum değer belirleyecekler. Gece yarısına kadar ona en yüksek miktarı veren kişi vakfa bağışta bulunup makbuzunu onlara yollayacak, ürününü alacak. Bu kadar basit .
Başa dönüp Dilara Gökhan çiftine “Peki ya biz?” diye soranlara gelirsek, bu bireysel bir girişim. Belki ileride büyüyebilir ama şu anda tek katkınız kampanyayı paylaşmak ve açık artırmaya katılmak olabilir. Ama eğer siz de sadeleşmek ve faydalı olmak istiyorsanız bu bir örnek formül. Daha kim bilir neler bulunabilir...

Günün güzel haberi

Yurttan ve dünyadan sağlı sollu felaketlerden boğulduğumuz için epeydir günün güzel haberini seçmeye elim varmıyordu. Halbuki asıl bu yüzden iki satır yüzümüzü güldürecek arayışlara ağırlık vermemiz gerektiğine kanaat getirdiğim bu bunaltıcı yaz gününde, karşıma ‘Kedi Larry görevde kalacak’ haberi çıktı. 
Larry, İngiltere’de başbakanlık konutunda sıçan avlaması için istihdam edilen şahane bir tekir kedi. Gayri resmi twitter hesabını takip ederseniz müthiş bir mizah anlayışı ve eğlenceli politik yorumlarının olduğunu göreceksiniz. Ayrıca İstanbul Atatürk Havalimanı’ndaki saldırının ardından hesabına Türk bayrağı koyacak kadar da dünyada olup bitene duyarlı.
İngiltere’de yaşanacak kabine değişikliğinin Larry’nin pozisyonunu etkileyip etkilemeyeceği bir süredir merak konusuydu. Kendisi de gerek görevi Cameron’dan devralacak İçişleri Bakanı Theresa May’e attığı “Kediler hakkında ne hissediyorsunuz? Bir arkadaşım için soruyorum” gibi tweet’lerle, gerek eylülde gelecek kadın başbakanın ilk işinin bir grup erkeğin bozduğunu düzeltmek olacağına dair beyanlarıyla yerini sağlamlaştırmaktaydı. Nihayet dün açıklandı: Larry kalıyor.
Böylece kendisinin de altını çizdiği gibi, ülkede birçok parti liderinden daha uzun süre pozisyonunu korumuş oluyor. Kıssadan hisse: Siyasiler geçici, kediler kalıcı. 
 

Yazarın Diğer Yazıları
Etiketler