Savunma hakkı kutsallığı

Bu yılın ilk günleriydi, gencecik bir hukukçunun, bir akademisyenin, gözlerinin içi gülen, yeni evli, mutlu, pırıl pırıl bir kadının hunharca katledilmesine şahit olduk. Çankaya Üniversitesi’nde, öğrencisi sıfatını taşıyan bir kimse tarafından, önce iki el silah, ardından sayısız bıçak darbesiyle! 23 yaşındaki Hasan İsmail Hikmet’in ilk ifadesinden ders yoğunluğundan ötürü sınava hazırlanamadığını, kopya çekmesinin “gerektiğini”, onu yakalayıp tutanak tutturan hocasını bu yüzden öfkeye kapılarak öldürdüğünü okumuştuk. Eve gidip emekli polis olan babasının silahını alarak geri döndüğünü, bıçağın halihazırda üstünde olduğunu, tutanağı işleme koymaması için konuşmaya gittiği hocası onu “tersleyince” öfkeye kapılarak ateş ettiğini anlatıyordu. Üstüne bir de “korkuya kapılarak” bıçağa davranmıştı. Kaç darbe vurduğunu hatırlamıyordu.

Ve biz Ceren Damar Şenel gibi değerli bir insanın, idealleri olan bir hukukçunun sırf görevini yapmaya çalıştığı, kaba kuvvete pabuç bırakmadığı için bu hayattan koparılışını izledik. Çalışmadıysa kopya çekmesinin hak olduğuna inanan bir zihniyet tarafından.

Şimdiyse daha da kötüsünü, cinayete daha kabul edilebilir bir kılıf biçme organize çabasını izlemekteyiz. Sıcağı sıcağına her şeyi olanca saçmalığıyla itiraf eden sanık dört ay sonra gitti ifadesini değiştirdi ve Ceren Damar Şenel ile ilişkisi olduğunu iddia etti. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteğiyle yargılandığı Ankara 33. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşmada konuşulanlar bir filmde izleseniz senaristi yuhalayacağınız türden saçmalıklar, tutarsızlıklar, mantıksızlıklar içeriyor.

Bir yandan altı aylık bir ilişkilerinin olduğunu, ayrılmak isteyince hocasından baskı gördüğünü anlatıyor, bir yandan “Sevdiğim kadını kaybettim” gibi cümleler kuruyor. Sonra Ceren Damar Şenel’in onu “Seni de aileni de harcayacağım” diye tehdit ettiğini, hatta ve hatta annesinin FETÖ’den ihracında parmağı olduğunu, belki de bu iftirayı Şenel’in eşinin attığını söylüyor. Tabii ki olaydan önce psikolojik sorunları varmış, ilaç kullanıyormuş ve elbette bütün kadın cinayeti failleri gibi “cinnet getirmiş”. “Hafifletici sebeplerden” ortaya karışık.

Şimdi kendinizi Ceren Damar Şenel’in ailesinin yerine koyun. Anasının, babasının, kardeşinin, yeni yuva kurduğu eşinin. Canınız ciğeriniz gidiyor, siz dermanı yargıda arıyorsunuz. Karşınıza bir de kötü kurgulanmış kızınızın - karınızın itibarıyla oynama hamlesi çıkıyor. Acınızı ikiye katlayacak ifadelere maruz kalıyor, müvekkilinin cinsel saldırı mağduru olduğunu ima eden, savunma hakkının kutsallığından dem vuran bir avukatla yüz yüze kalıyorsunuz.

Böyle savunma mı olur, bu insanlar neyle sınanıyor? Birisi de çıksın ve Ceren Hoca’nın pırıl pırıl kocası Levent Şenel’in karısının katilinin ağzından çıkan “Bana eşinin kendisini mutlu edemediğini söylemişti” cümlesini nasıl sükûnetle karşılayabildiğini anlatsın. Onda biri için “Beni tahrik etti, dayanamadım, çektim vurdum” diyen katiller ceza indiriminden yararlanıyor bu ülkede. Anlamıyorum ki bir tek kadın katilleri için mi kutsal bu savunma ve yaşama hakkı?