Serçe bir kez daha havalanıyor

Edith Piaf’ın hayatını anlatan “Kaldırım Serçesi”, yaklaşık 40 yıl sonra yeniden sahnede. Altıdan Sonra Tiyatro yapımı oyun, Başar Sabuncu ve Gülriz Sururi’ye saygı duruşu niteliği de taşıyor

Diyebilirim ki ben Edith Piaf’ı Gülriz Sururi’yle tanıdım. Tamam, eşi benzeri görülmemiş bir sesi olduğunu ve birkaç şarkısını biliyordum ama o ciğerden sökülüp gelen sesin arkasında nasıl trajedilerle dolu bir ömür olduğunu “Kaldırım Serçesi”nden öğrendim. Başar Sabuncu’nun yazıp yönettiği oyunun TRT’de yayınlanan dizi versiyonundan. “Hiç, hiç mi hiç, ben pişman olmadım hiç” diye haykıran Gülriz Sururi’nin sesinden.
Ondan sonra bu bülbül sesli küçük kadını kim oynasa izlemek isterdin dense herhalde aklıma ilk gelecek isim Tülay Günal olurdu. Yiğit Sertdemir’in rejisiyle karşımıza çıkarsa da bu Gülriz Sururi ve Başar Sabuncu için hakkı verilmiş bir saygı duruşu olurdu, derdim. Nitekim oldu.
Önce oyunun yazım sürecinden söz etmek isterim, çünkü bence o çok etkileyici. Sene 1981, Gülriz Sururi’nin aklında Edith Piaf oynamak var. Londra’da ortalığı kasıp kavuran bir biyografi mevcut. Fakat çeviri için kapısını çaldıkları Sevgi Sanlı’nın önerisiyle, yeni bir metin yaratmaya karar veriyorlar. Başar Sabuncu, Piaf’ın can dostu Simone ‘Mômone’ Berteaut’nun kitabından yola çıkarak “Kaldırım Serçesi”ni yazıyor. Böylece ortaya Sururi’nin deyişiyle “İngilizlerin değil Türklerin Piaf’ı” çıkıyor. Şarkı sözlerinin birini Can Yücel, diğerlerini Başar Sabuncu ve Engin Cezzar çeviriyor Türkçeye. Kendisiyle özdeşleşecek “Hiç mi hiç”i ise Gülriz Sururi.

Sokakları evi bildi

Annesi babası tarafından terk edilmiş, üç yaşında geçirdiği menenjit yüzünden görmez olan gözleri dört yıl sonra açılmış, şarkı söylediği Pigalle sokaklarını evi bilen, on yedisinde doğurduğu çocuğu iki yıl sonra kaybeden Edith Giovalla Gassion’un büyük başarılar ve büyük düşüşlerle dolu 48 yıllık öyküsünü hayatına girip iz bırakan dostları, arkadaşları ve elbette dillere destan aşkları üzerinden anlatan bir oyun, “Kaldırım Serçesi”. Bir de hayatının her aşamasına eşlik eden şarkılarıyla.

Yiğit Sertdemir’in rejisi ve Aylin Alıveren’in dramaturgisi ile daha kısa, daha derli toplu, seyirciyi belli izleklerin peşine takıp sürükleyen bir oyun haline gelmiş. Dekor tasarımını da üstlenen Yiğit Sertdemir sahneye bir Paris sokağı kurmuş. Tam da Edith’e yakışır şekilde bütün hikâye ufak tefek değişimlerle o sokakta geçiyor. Champs Elysées’de çıktığı gece kulübü de o sokakta, ömürlük dostu -gerçekten ömürlük, çünkü Piaf’ın ölüm haberini aldıktan birkaç saat sonra kalp krizi geçirip ölüyor- Jean Cocteau ile dertleştiği bar da, kızını doğurduğu izbe ev de. İzlediğimiz Edith’in hayatta iman ettiği tek şey aşk. Dostlarına da gönül verdiği adamlara hep aynı saf ve hesapsız sevgiyle yaklaşıyor. Elinden tutup şarkı söylemeyi öğrettiği Yves Montand’dan uçak kazasında kaybettiği boksör sevgilisi Marcel Cerdan’a, hastalıklardan beli büküldüğünde yanında olan son aşkı Theo Sarapo’ya kadar bütün ‘erkeklerine’ ardına kadar açık bir kalple yaklaşıyor. İnsanı bu yönüyle de çok sarsan bir hayat ve oyun.

Serçe bir kez daha havalanıyor

Günal’ın büyüsü

On iki tane şarkı var oyunda, son derece başarılı düzenlemeleri Yiğit Özatalay’a ait. Farklı köşelere yerleşmiş beş müzisyenden oluşan bir orkestra tarafından canlı olarak çalınıyor ve seyirciyi alıp 1950’lerin Paris sokaklarında gezdiriyorlar. Cem Yılmazer’in ışık tasarımı sahne ve zaman değişimlerini vurgulamada çok etkili. Uzun sözün kısası, birbirini tamamlayan her unsuruyla çok başarılı bir müzikal, “Kaldırım Serçesi”. Ama bir unsuru var ki; bu oyunun olmazsa olmazı Tülay Günal. Başar Sabuncu’nun su gibi akan sokak dili bütün doğallığıyla dökülüyor onun ağzından. Şahane şarkı söylüyor. Edith Piaf’ı taklit etmeye kalkışmadan, kendi sesi ve kendi duygusuyla. Unutulmayacak bir Piaf olmuş sahiden.


Başta keyifle izlediğimiz Cocteau olmak üzere birkaç önemli karakteri deneyimli oyuncu Levend Yılmaz su gibi alıp götürüyor. Ekibin geri kalanı Yeşim Sarı, Burcu Halaçoğlu, Can Deniz Erzaim, Ozan Erdönmez, Aytek Şayan’dan oluşuyor, Piaf’ın hayatına girip çıkan kırk kadar karakteri her birini inandırıcı kılmayı başararak canlandırıyorlar.
Özetle diyorum ki, yirminci yılını kutlayan Altıdan Sonra Tiyatro’nun kırkıncı oyunu olan, hiçbir sponsor desteği olmadan, star isimlere yaslanmadan ve de kaliteden ödün vermeden hayata geçirdiği “Kaldırım Serçesi”ni izleyin. Ödenekli tiyatroların bile niyet etmediği böyle bir prodüksiyon, alkışı ve desteği sonuna kadar hak ediyor. Seyirci de böyle dört başı mamur müzikaller izlemeyi tabii.

Oyun tarihleri: 17 Aralık Kenter Tiyatrosu,  26 Aralık Duru Ataşehir Watergarden



Serçe bir kez daha havalanıyor


KALDIRIM SERÇESİ

Yazan: Yazan: Başar Sabuncu / Yöneten: Yiğit Sertdemir / Dramaturg: Aylin Alıveren / Müzik Direktörü: Yiğit Özatalay / Koreograf: Büşra Firidin / Sahne Tasarımı: Yiğit Sertdemir / Işık Tasarımı: Cem Yılmazer / Kostüm Tasarımı: Özlem Kaya / Orkestra: Mutlu Ödemiş, Güneş Bulak, Sarper Kaynak, Doğan Doğangün, Mustafa Kemal Emirel / Oynayanlar: Tülay Günal, Levend Yılmaz, Aytek Şayan, Burcu Halaçoğlu, Can Deniz Erzaim, Yeşim Sarı

Serçe bir kez daha havalanıyor


Başta keyifle izlediğimiz Cocteau olmak üzere birkaç önemli karakteri deneyimli oyuncu Levend Yılmaz su gibi alıp götürüyor. Ekibin geri kalanı Yeşim Sarı, Burcu Halaçoğlu, Can Deniz Erzaim, Ozan Erdönmez, Aytek Şayan’dan oluşuyor, Piaf’ın hayatına girip çıkan kırk kadar karakteri her birini inandırıcı kılmayı başararak canlandırıyorlar.

Özetle diyorum ki, yirminci yılını kutlayan Altıdan Sonra Tiyatro’nun kırkıncı oyunu olan, hiçbir sponsor desteği olmadan, star isimlere yaslanmadan ve de kaliteden ödün vermeden hayata geçirdiği “Kaldırım Serçesi”ni izleyin. Ödenekli tiyatroların bile niyet etmediği böyle bir prodüksiyon, alkışı ve desteği sonuna kadar hak ediyor. Seyirci de böyle dört başı mamur müzikaller izlemeyi tabii.

Oyun tarihleri:

17 Aralık Kenter Tiyatrosu,
26 Aralık Duru Ataşehir Watergarde

KALDIRIM SERÇESİ

Yazan: Başar Sabuncu /
Yöneten: Yiğit Sertdemir /
Dramaturg: Aylin Alıveren /
Müzik Direktörü: Yiğit Özatalay /
Koreograf: Büşra Firidin /
Sahne Tasarımı: Yiğit Sertdemir /
Işık Tasarımı: Cem Yılmazer /
Kostüm Tasarımı: Özlem Kaya /
Orkestra: Mutlu Ödemiş, Güneş Bulak, Sarper Kaynak, Doğan Doğangün, Mustafa Kemal Emirel /
Oynayanlar: Tülay Günal, Levend Yılmaz, Aytek Şayan, Burcu Halaçoğlu, Can Deniz Erzaim, Yeşim Sarı