Şeytan aldı götürdü

Şeytanla bahse girmek, pazarlığa oturmak, şeytana aklını kaptırmak... Kabul etmek lazım ki şeytanla girişilen her türlü teşrikimesai insanoğluna cazip gelmiştir. Herhalde kendi karanlık yüzünü çok merak ederken onu sahiplenmek de istemediğinden. Hep “şeytan alır götürür”, artık satar mı, satamadan getirir mi, durum gösterir.

İKSV İstanbul Tiyatro Festivali’nde beş gün boyunca oynanan Goethe Institut & Nolgong ortak yapımı “Being Faust - Enter Mephisto”ya (uyarlayan: Benjamin von Blomberg, yöneten: Peter Lee) bu alım - satım meselesini deneyimlemeye gittik. Oyun Goethe’nin “Faust”undan ilham alıyordu ama metnin akışıyla ilgisi yoktu, sizden tek istediği Enter Mephisto uygulamasını indirdiğiniz akıllı telefonunuzdu. Tanıtım metni diyordu ki “Oyuna giriş yaptığınız andan itibaren ruhunuz akıl çelene yani Mephistoteles’e satılıyor ve içinde artık birer Faust olarak bulunduğunuz değerler dünyasında o büyük pazarlık başlıyor.”

Şeytan aldı götürdü


“Ne münasebet” diyerek giriş yapıyorum Mephisto & Co mağazasına. Kimseye bir şey satmış değilim. Kapıda bana bir zarf içinde 12 kart verilmiş, “Sizin için önemli olan altı tanesini seçin ve de önem sırasına göre dizin” denmiş. Özgürlük, aşk, bilgi, başarı, zevk, gençlik, zenginlik, güç, aile, güzellik, şöhret, inanç. Sıralamamı yapmışım, kendime göre maddiyata önem vermeyen biri olduğum için ona göre yapmışım seçimlerimi. İyi insanım, dost canlısıyım, yardımseverim, sağlam bir karakterim var, öyle düşünüyorum. Etrafımda da oyun arkadaşlarım, şahaneyiz.

Derken parlak gülümsemesiyle Yiğit Özşener giriyor içeri. Mephisto & Co’nun müdürü kendisi. Bize oyunun kurallarını anlatıyor. Etrafımızdaki küplerin üzeri “Faust”tan alıntılarla dolu. Şu elimize tutuşturulan 12 ‘değer’le ilgili alıntılar. İşimiz, onları okuyup hangi değerle ilgili olduğunu anlayıp bizimkilerden biriyle ilgiliyse onu satın almak. Misal, “Açacağız sadece pelerinimizi / Uçuracak havalara o bizi” yazıyor, “hah, özgürlükle ilgili bu” diyeceğiz, satın alacağız. O alıntı bize puan kazandıracak, “tatmin puanı”. Böylece özgürlük arzumuz tatmin olmuş olacak. “Nasıl olacak o?” diye sormayın, gerçek hayatta kendinize özel uçak aldığınızda nasıl oluyorsa öyle işte.

Şeytan aldı götürdü


Birazdan ekranlarımızda “Oyuna başla” komutu belirecek, başlayacağız. Pardon, parayı nerden bulacağız? Ekranımızdaki 66 kişilik arkadaş listesiyle Mephisto Bank’ten. Listede Einstein’dan Nietzsche’ye, Kafka’dan Socrates’e bir sürü isim var, her birinin de bir “ederi”. Siz listenizi oluşturup bankadan nakde çeviriyorsunuz. Görevli “Hepsini satacak mısınız?” diyor, “Tabii” diyorsunuz. Yiğit Özşener sürekli coşturup duruyor, “Al - al, sat - sat” şarkısı çalıyor mağazada. Ve biz deli gibi koşturuyoruz. Arkadaşları satıyor, alıntıları alıyor, “tatmin puanlarını” kapıyoruz. O birbirine kibar kibar gülümseyen yabancılar bir alıntıyı diğerinden önce yakalamak için birbirini ezip geçiyor.

Sonuç: Seksen dakikanın nasıl geçtiğini asla anlamadım. Alıntıların hepsini okudum, ne dedikleri konusunda bir fikrim yok. O telaşla Mandela’dan Don Juan’a 24 kişiyi sattım, aralarında Cem Yılmaz da var, kusuruma bakmasın. Uygulamanın iddiasına göre arzularım yüzde 85 tatmine ulaşmış durumda. Ben fark etmedim, şeytan aldı götürdü sanırım.

Not: Seyircilerden biri “arkadaş” satmayı reddettiği için oyunu bırakıp seksen dakikayı şakır şakır insan satan oyuncuları izleyip ağlayarak geçirdi.

Not 2: Bütün seanslarda en çok seçilen değer “Özgürlük”, en az seçilenler ise “Şöhret” ve “İnanç” imiş. Bu da böyle bir bilgi..