MÜCADELE ETMEK BİR KARAKTERDİR.

 

            Ülkemizde hak ve özgürlükler ne kadar yaşatılırsa, bir o kadar medeni ve çağdaş topluma ulaşacağımızı  herkes bilmektedir. Güçlülerin,  güçsüzleri ezdiği ve sürekli güçsüzlere karşı sistematik ve psikolojik anlamda üstünlük sağladığı bu son  dönemlerde, adalet ve insan hakları konusunda ciddi  haksızlıklar yaşanmaktadır. Güçlünün, güçsüzü ölçüsüz bir şekilde ezdiği apaçık ortada iken insanların, insandan ve doğadan taraf değil de sermaye ve menfaatten yana olmaları anlaşılır gibi değildir.

            Dünyada yaşayan  ve insana karşı savunmasız olan  hayvan, ağaç ve diğer bitki türlerinin korumasını öncü olarak  insanoğlu  yapması gerekir.  Bu şekilde korumasız olan canlıları yok edene karşı duran kişileri, siyasi obje olarak değil de güçlü ve zalime karşı mücadele veren,  haklı bir insan olarak görülmesi gerekir. Savunmasız canlıları savunan binlerce  insana karşı acımasızca davranan kişilerin, ne amaçla bu şekilde güçsüzü ezmeye kalktığını da sosyolog ve psikologlara ayrıca sormak gerekir.

            Ülkemizde, karma ekonomiden tam liberal ekonomiye geçiş süresince sermayenin hem çalışanların haklarına hem de doğaya karşı nasıl acımasızca davrandığını herkes görmüştür. Bu köşemde çalışanların haklarını anlatmaya çalışmış isem de insanların sürekli sermaye tarafından ezilerek ve bu ezilmişliğin etkisi ile güçlü olana karşı hak ve hukuk mücadelesi yapamayan sindirilmiş bir halk topluluğu haline getirilmiştir.  AB ilerleme süreci bahane edilerek çıkarılan torba kanunlarla, çalışmayan köprü altında yaşayan insanı bile devlete borçlandıran ve gece gündüz çalışarak güçlüleri memnun etme amacı güden bir sistemin mevzuatını insanların tekrar sorgulaması  gerekir. İşçilerin yıpranmışlığı olan en önemli hakkı, kıdem tazminatı hakkının bile bireysel emeklilik fonlarına yani küresel sermayenin eline verecek olan ve işçilerin alın teri olan yıpranmışlık hakkına uzun süre  dokunamayacağı bir yasal mevzuata insanların, siyasi taraf tutmadan aynı şekilde güçsüzlerin hakları aleyhine çıkan tüm kanunlara da dur demeleri gerekir.

            Taksim Gezi Parkında yaşanan insancıl direniş, güçlü olan iktidar ve sermayenin  savunmasız  doğaya karşı yok etme amacıyla  yürüttüğü ama aslında ezilenlerin ve güçsüzlerin onur mücadelesi olan ve güçlülere ve haksızlığa karşı yürütülmüş olan siyasi amaç değil de insanlığın ve dürüstlüğün tarafını tutan, dil, din, ırk, mezhep ayrımı olmaksızın insanlar arasında birliğin  yaşandığı sembol bir direniştir. Hukuk dışı hareket eden ve belli bir siyasi menfaat elde etmeye çalışanları, diğer insani duygularıyla hareket eden kişilerden ayrıca ayırmak gerekir.   

            Geleceğimiz ve çocuklarımız için doğayı yok eden ve insanların en önemli ve yaşamsal haklarını elinden alan kişi veya kişilere  karşı onurlu, karakterli ve duyarlı bir insan olarak demokrasi ve hukuksal zeminde herkesin karşı çıkması gerektiğini düşünmekteyim.

suatyurdseven@gmail.com

 twitter.com/suatyurdseven  den iletişim kurabilirsiniz.

 

Etiketler