Hantal bürokrasinin olası sonuçları

Kültürel varlıklarla ilgili karar mercileri yanlış projelerin altına imza atabilir. Medya bu tür kararların olası tehlikelerini ve sonuçlarını hatırlatmakla yükümlüdür. Bunun sonuçlarını masaya yatırmak, yapılacak olan hataların da önüne geçecektir

Haber dediğimiz şey; sadece kamuoyunu bilgilendirmek için değildir. Bir ülkenin tarihi öneme sahip değerleriyle ilgili kararlara dikkat çekmek, bir olay gerçekleşmeden önce onun olası sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmak, ilgili mercilerin, yetkililerin “tartışmalı” kararlarını, araştırma, görüş ve raporlarla yeniden gözden geçirmelerini sağlamak, toplumsal değerlerimizi korumak ve ortak bir bilinç yaratmak bakımından da son derece önemlidir.

Türkiye medyasında özellikle gecikmeli yargı kararları, “bürokrasinin hantallığı” ifadesiyle yıllarca sayısız habere konu oldu. 1990’lı yıllarda, günümüz koşullarında geçerliliğini yitirmiş yasalar, kurumların işleyişindeki yavaşlık daima gündemin “en önemli” maddesi olarak karşımıza çıktı.

İki yıl önce yıkılan, Ankara’daki tarihi İller Bankası binasıyla ilgili gecikmiş bir mahkeme kararı, işleyişi bakımından kurumların yeniden sorgulanmasına neden olacak türden. Çünkü mahkemeden “yıkılmış” bir bina için, bugün “yıkılamaz” kararı çıktı.

Peki, 1937’ de inşa edilen, 80 yıllık tescilli tarihi eser niteliğine sahip bir bina yıkılırken, iki yıl sonra “yıkılamaz” kararının çıkmasının sorumlusu kim?
Böyle bir karar gerek yıkım kararını verenleri gerekse mahkemelerin ve ilgili kurumların işleyişini tartışmalı hale getirmez mi?

Ankara 12. İdare Mahkemesi, İller Bankası binasının yıkımı ve aynısının başka yerde yapılmasına yönelik Koruma Bölge Kurulu kararını iptal ederken, gerekçesinde “kentsel koruma ilkelerine ve hukuka uyarlılık görülmediği” ifadelerine yer verdi ama bu hukuksuzluğu yapanlara karşı bir yaptırım söz konusu mu sorusuna yanıt yok.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi de mahkemenin bu kararını, Koruma Kurulu’na yapılmış bir “kültür ve tarih dersi” olarak yorumladı. İller Bankası binasının yıkımına karar veren Koruma Kurulu üyeleri hakkında da suç duyurusunda bulunup akademik unvanlarının geri alınmasını isteyeceklerinin de altını çizerek. Oysa Mimarlar Odası Ankara Şubesi, iki yıl önce bina yıkıldığı gün de basına tescilli taşınmaz kültür varlığı olan binanın yıkımından sorumlu kişi ve kurumlar hakkında suç duyurusunda bulanacakları yönünde benzer bir açıklama yapmıştı. Peki, bu iki yıl içerisinde ne oldu? Bu suç duyurusu yapıldı mı? Yapıldıysa bu bir davaya konu oldu mu olmadı mı? Mahkemenin bu kararının bu suç duyurusuyla ilgisi var mı yok mu? Bu soruların hiçbirini kamuoyuna yansıyan ilgili haberlerden anlamak mümkün değil. Dolayısıyla; kültürel varlıklarla ilgili haberleri verirken, bu tür haberin önünü arkasını ve olası sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmak, konu hakkında nasıl hukuki bir süreç izlendiğini, bunun sonuçlarını masaya yatırmak yapılacak olan hataların da önüne geçecektir. Karar mercileri yanlış projelerin altına imza atabilir, ama uzman görüşler de bunun için vardır. Medya bu tür kararların olası tehlikelerini ve sonuçlarını hatırlatmakla yükümlüdür. Çünkü haberler sadece kamuoyu için değildir. Bir ülke yönetiminde yanlış kararlardan dönülmesi noktasında da önem arz eder. Bu ülke hepimizin. Bir tarihi yok etmek bu ülkenin tarihini yok etmektir.