Kamu spotu: Hukuk mu ahlak mı?

Kamu spotları, ancak toplumu ilgilendiren ve yayınlanmasında kamu yararı bulunan olay ve gelişmelere ilişkin konular içindir. Mesleğin etik kuralları toplumsal sorunları sadece bir haber olarak değerlendirmenin çok ötesinde belli bir sorumlulukla da hareket etmeyi gerekli kılar.

Önce parçalanmış hayatlar; tacize uğrayan çocuklar, şiddet mağduru kadınlar, çevre kirliliği, sağlık skandallarıyla dolu, toplumda moral paniğe yol açacak yığınla yaralayıcı haberi izliyorsunuz sonra ekran kararıyor; siyah zemin üzerine “zorunlu yayın” yazılı bir kamu spotu beliriyor…

Yatağın başucunda komodinin üzerinde duran bir gece lambası devrilmiş, şiddete yenik düşmüş bir kadın, elinde oyuncak bebeği, korkmuş, ürkmüş bir ifadeyle masanın altına saklanan küçük bir kız çocuğu, ilacını eğilip alamayacak durumda yaşlı bir hasta. Ve bu görüntülere eşlik eden bir ses şöyle diyor: “Bazen sorunlar içinden çıkılmaz olur, çözüm uzaklar da gibi görünür. Bazen kendinizi yalnız hisseder yardım isteyecek kimsenizin olmadığını düşünürsünüz. Bazen kendinizi çaresiz hisseder saklanmaktan başka bir çare göremezsiniz… Alo 183 aile, kadın, çocuk, yaşlı ve engelli sosyal destek hattı. Çözümü yalnız aramayın 183’ü arayın…

Arıyorlar da. Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 183 hattını arayanların başını; kadınlar, çocuklar ve engelliler çekiyor. Çoğu cinsel istismara ve şiddete karşı telefonun bir ucundan, diğer ucuna yardım çağrısında bulunuyor. İki yıl önceki verilere göre sadece 2 bin 614 çocuk istismara karşı bu hattan yardım istiyor. Örnek çok. Çevre Bakanlığı’nın plastik poşetlerin çevreye verdiği zararlara yönelik kamuoyunda bir farkındalık oluşturulması için hazırladığı kamu spotu, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün kış lastiği kullanımının önemi ya da uyuşturucuyla mücadele konusunda kamuoyunun bilinçlendirilmesi gibi toplumsal bilince katkı sağlayan çok sayıda kamu spotu var.

Sorun şu ki; medyanın bizzat kendisi, toplumsal bilincin oluşmasına “gönüllü” olarak katkı sağlaması gerekirken, devlet eliyle sorunlara çözüm üreten bu kamu spotlarını “zorunlu” ibaresiyle yayınlamalarında. Neden zorunlu? Çünkü ticari değil. Haliyle devlet, televizyon ve radyoların kadın ve çocuk hakları, afet riskleri, tüketici hakları, askere alma işleri, orman kaynaklarının korunması, gıda güvenliği sosyal güvenlik ve halk sağlığının korunmasına yönelik kamu spotlarını yayınlamaları için yedi farklı kanunla yayıncı kuruluşlara zorunlu yayın yapma yükümlülüğü getirdi.

Sorumlulukla hareket etmek

Düşünün; medya bir yandan kadınlar öldürülüyor, çocuklar taciz ediliyor, tüketiciler aldatılıyor, sağlımız elden gidiyor, doğa yok oluyor diye ‘feryat figan’ haberler yapacak. Sonra da bunlara çözüm üretmek toplumu bilinçlendirmek adına yapılan kamu spotlarını “zorunlu” diyerek kerhen yayınlayacak. Oysa kamu spotları, ancak toplumu ilgilendiren ve yayınlanmasında kamu yararı bulunan olay ve gelişmelere ilişkin konular içindir. Mesleğin etik kuralları toplumsal sorunları sadece bir haber olarak değerlendirmenin çok ötesinde belli bir sorumlulukla da hareket etmeyi gerekli kılar. Bu sorumluluğu yerine getiren kamu spotlarını “gönüllü” olarak değil, hukuki yaptırıma uğramamak için ‘zorunlu’ diyerek yayınlamak meslek etik kurallarıyla da çelişmektedir.

Üstelik bazı kamuoyu araştırmalarında katılımcıların yüzde 84’ü kamu spotlarının faydasına inanıyorken mesleğin etik kurallarına uymayıp, bu kuralların bir özeti olarak karşımıza çıkan kamu spotunu kanunen zorunlu olduğu için yayınlamak oldukça düşündürücü. Bir kamu spotunun “zorunlu yayın” ifadesiyle sunulması yani “mecburiyetten yayınlıyoruz’ durumu, kanunların dayatmasının dışında, son derece ikiyüzlü bir yayın politikalarının da bir sonucu olabilir mi?