Hiç unutmayacağız!

Hiç unutmayacağız

2018’in sonunda sadece sanatçılığıyla değil, aynı zamanda örnek bir Cumhuriyet kadını olmasıyla da hepimize gerçek bir rol modeli olan Gülriz Sururi’yi kaybettik, şimdi 2019’un son günlerine yaklaşırken ise Yıldız Kenter’i kaybetmenin acısını yaşıyoruz.

Gülriz Sururi de, Yıldız Kenter de olağanüstü yeteneklerdi, sıra dışı kadınlardı, nevi şahsına münhasırlardı, birbirlerine benzemiyorlardı ama ikisi de her zaman zarif, bakımlı ve mükemmeliyetçiydi.

90’lı yaşlarında bile hem her yaşta çağa ayak uydurmak gerektiği konusunda hem de her yaşta bedenimize, sağlığımıza dikkat etmemiz, özen göstermemiz konusunda bize örnek oldular.

Yıldız Kenter, Ankara Devlet Konservatuvarı Yüksek Bölümü’nü sınıf atlayarak bitirdi.

Tam 11 yıl Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalıştı.

“Rockefeller” bursu kazanarak, American Theatre Wing, Neighbourhood Play House ve Actor’s Studio’da oyunculuk ve oyunculuk öğretiminde yeni teknikler üzerine çalışmalar yaptı.

Ankara Devlet Konservatuvarı’na hoca olarak atandı.

1959’da Devlet Tiyatrosu’ndan ayrıldı, Muhsin Ertuğrul ile bir yıl çalıştı.

Kardeşi Müşfik Kenter ve eşi Şükran Güngör ile Kent Oyuncuları Topluluğu’nu kurdu.

Daha sonraki yıllarda sürekli olarak ABD ve İngiltere’de Değişen Eğitim Metotları ve Oyunculuk Metotları üzerine çalışmalar yaptı.

Birçok filmde, tiyatro oyununda canlandırdığı rollerle birçok ödül kazandı.

UNESCO İyi Niyet Elçisi seçildi.

“Hayatta en önemli şey sağlık ve sevgi. Sevebilmek, sevilmek. Hayat, her şeye rağmen yaşanılası bir dönem. Katlanılması, mücadele edilmesi, üstesinden gelinmesi gereken bir dönem. Dünyaya gelmiş olmak bir ayrıcalık, bazı yeteneklere sahip gelmek daha da büyük bir ayrıcalık. O yetenekleri keşfederek, kendini tanıyarak, tadını çıkarmak, üstüne binip havalanmak eşsiz bir şey. Ben de, Müşfik de bunlara fırsat bulduk. Bundan daha güzel bir hayat düşünemiyorum. Böyle bir ailem, kardeşlerim ve mesleğim olduğu için Allah’a teşekkür ediyorum. Çok şanslıyım” diyordu Yıldız Kenter.

“Pek dini inancımız yoktu. Babam Müslüman, annem Hıristiyan’dı. Bizim evde ‘Yalan söylemeyeceksin, çalmayacaksın, vicdanını temiz tutacaksın, insanlara yardım edeceksin...’ Bunlar konuşulurdu, bunlar dinimiz oldu. İyi de oldu. Ama hepimizde Allah korkusu vardır, o ayrı. Ama dinden dolayı değil, annemizden babamızdan aldığımız telkinlerden dolayı” diye özetliyordu nasıl yetiştirildiğini.

Kendisini de, kendisinden öğrendiklerimizi de hiç unutmayacağız!