Nobelli müzisyenin kaçırılmayacak sergisi

18 Ağustos 2019

Bob Dylan’ın resim ve heykellerinden oluşan “Bob Dylan: A Collection of New Original Paintings” sergisindeyim. Londra’da Halcyon Galeri’de 26 Ağustos’a kadar devam edecek sergide en çok neler öne çıkıyor?

2016’da Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandığı açıklandığında tartışmalar uzun süre durulmadı. Nobel’in bir edebiyatçıya değil de bir şarkıcıya verilmesini kabullenemeyenler oldu. Sanki söz konusu olan Bob Dylan değil de Serdar Ortaç’mış gibi davranıldı.

Oysa Bob Dylan değerli bir ozan. Türkiye gibi aşık ve ozan geleneğinin olduğu bir kültürde bunun anlaşılamaması daha da tuhaftı.

Diğer güçlü aday Haruki Murakami kazanamadı diye üzülenler oldu. Ama aslında bu sonuç her zaman popüler olanın değil, gelenek yaratanın da günümüzde kazanabildiğini gösterdi. Evet, Murakami çok satan bir yazar, popüler bir marka.

Ama Bob Dylan da gelenek yaratmayı başarmış biri. İşte sonunda öze dönülüyor, zaman zaman dünyada gelenekler yükselişe geçiyor.

Gelelim Bob Dylan’ın Nobel aldığının açıklandığı gece Las Vegas’ta sahneye çıkması ve bir kez daha eleştirilere hedef olmasına.

Önce Coachella’cıların düzenlediği, 68 kuşağının favorilerinden oluşan “Desert Trip” festivalinde sahneye çıktı, The Rolling Stones, Paul McCartney, Neil Young, Roger Waters, The Who ile birlikte. Daha sonra da Las Vegas’ta sahnedeydi, “Neverending” turnesinde. Vegas konseriyle dalga geçenler var, oysa bu Dylan’ın değerinden hiçbir şey azaltmadı aslında.

Yazının devamı...

Yunan Adaları’na da bayram

11 Ağustos 2019

Bayram tatilimizin yaza denk gelmesi Yunan ekonomisine de yarıyor, bayram Yunan Adaları’na da gidiyor. İşte bu vesileyle adalarda hızlandırılmış bir tura çıkıyoruz

 Artık öğrendik, Simi’deki Manos, Leros’taki Mylos ya da Mikonos’taki Nammos’tan ibaret değil Yunan Adaları.Son yılların en popüler adası Patmos. Bir yer tutturduk mu suyunu çıkarana kadar vazgeçmeyiz. Ama artık birkaç adadan fazlasını kalkındırıyoruz, Yunan adalarında minik bir geziye çıkıyoruz. Eskiye dönüş yapıyoruz, en popülerlere değil, bir zamanlar en sevdiklerimizle ve hâlâ sık sık gittiklerimizle devam ediyoruz. Bodrum’dan Kos’a, Leros’tan Marathi’ye, Delos’tan Mikonos’a uzanıyoruz. Hiç tartışmasız ulaşımı en kolay ada, Kos. Bodrum’dan iki alternatif var; ya özel bir tekneyle ya da feribotla gidiliyor.

Çeşme’ye benziyor, en önemli fark, gittiğiniz en sıradan kahvede bile çok iyi servis alabilmeniz, hem de fahiş olmayan fiyatlara. Adada Osmanlı etkilerini hâlâ görebiliyorsunuz.

Kythere’de İtalya’da gibi hissediyorsunuz

İki meşhur restoran var; biri Nick the Fisherman, diğeri tepedeki Petrinos. Yeşillikler içindeki Petrinos’un uzolu karidesi, peynir saganakisi ve midye tenceresi meşhur. Sırf bunun için bile Kos’a gitmeye değer. Sırada Kos’un kuzeyindeki Kalimnos var, çevresinde pek çok adacık bulunuyor. Burada bir yüzme molası verdikten sonra öğle yemeği için Leros’a geçiyoruz.

Zorba Taverna’nın önünde inip bir taksiye atlıyoruz ve işte Mylos’tayız. Mylos, adanın en meşhur restoranı. Sırf kadayıflı peyniri ve midyeli ya da ıstakozlu spagettisi için bile gitmeye değer. Bodrum’dan sık sık Leros’a gidenlerin diğer favori minik adası ise Marathi. Bir sonraki istikamet Kythere, Afrodit’in doğduğu yer. Hiç turistik değil, tam tersine çok karakteristik, Güney İtalya’nın en romantik yeri Ravello’yu andırıyor. Zaten kendinizi Yunanistan’dan çok, İtalya’da gibi hissediyorsunuz. Sıradaki ada ve antik kent Delos, Apollo ve Artemis’in doğduğu yer olduğu için turistlerin ilgisini çekiyor. Burada hiç yerleşim yok ama Antony Gormley heykellerini görmek mümkün. “Sight” başlıklı Gormley sergisi 31 Ekim’e kadar devam ediyor. Daha sonra sırada günbatımıyla ve volkanıyla ünlü Santorini var.

Santorini’de en güzel günbatımı için

Yazının devamı...