16 Nisan sonrası ekonomi

Öyle sanıyorum ki önümüzdeki hafta başı Türkiye’de bir ilki yaşayacağız. Milletin sandığa gittiğinin ertesi günü sandık sonuçları doğrudan herkesin ekonomisine daha o sabah yansıyacak. Yani herkes örneğin sandıktan evet çıkması halinde ekonomik durumunda bir iyileşme gözlemleyecek. Böyle olunca pazartesi sabahı bütün burç yorumcuları herkese “Bu hafta ekonomik durumunuzda hatırı sayılır bir iyileşme olacak” diyebilirler. Şaka bir yana, önümüzdeki hafta bankada bekleyen kredi talebinizin onaylandığını, bürokraside bekleyen dosyanızın kanatlandığını, faizlerin daha da düşme eğilimine gireceği için alım gücünüzde önemli bir artış olduğunu, birikiminizin ve gelirinizin ana kaynağı olan TL’nin daha da güvenli bir para haline geldiğini görebilirsiniz. Ben bunun Türkiye’deki seçim tarihinde bir ilk olacağını söylemek istiyorum.

Bu son hafta “evet” ihtimali artık tereddütsüz satın alınmaya başlandı. Borsaya girişler giderek hızlanıyor. Önümüzdeki hafta TL’si en hızlı değerlenecek ilk beş para birimi olarak görülüyor. Ancak ben bu değerlenmenin piyasa koşullarında bir seviyede sabitleneceğini öngörüyorum. Dolayısıyla, yakın zamanda en çok şikâyet edilen ekonomik soruna dönüşen liradaki oynaklık meselesini geride bırakmış olacağız.

Bu durum, hiç şüphesiz ki ekonomideki diğer alanlara da hızla sirayet edecek ve biz bu yılın ikinci yarısı itibarıyla daha belirgin bir ekonomi tablosuyla karşı karşıya kalacağız. Bunun dışında, Türkiye’ye hem portföy hem de Doğrudan Yabancı Yatırım olarak girecek sermaye girişlerine bağlı olarak da faizlerde tedrici bir düşüş sürecine gireceğimiz de söylenebilir.

‘Oyun’ değişti...

Tam burada şu çok önemli gelişmeyi de yazmamız gerekiyor: Türkiye’nin 2017 büyüme tahmini OECD ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarda yüzde 2.8 olarak öngörülüyor. Ama geçenlerde Merrill Lynch kaynaklı bir piyasa notu şu başlıkta piyasaya düştü; Türkiye’de Kredi Garanti Fonu (KGF) oyunu değiştirdi. Notta Türk bankaları için hisse başına kar tahminleri yüzde 12 oranında artırılıyor ve Türk banka sisteminin, kredi büyümesi, varlık kalitesi ve sermaye rasyolarında, KGF sayesinde olumlu bir atak yapacağı vurgulanıyordu. Şimdi Türkiye’nin 2017 büyümesinin en çok yüzde 3 civarlarında olacağını tahmin edilirken, KGF’nin devreye girmesi -bizim hesaplarımıza göre- bu orana yüzde 1.5 civarında bir etki yapacaktır. Böylece Türkiye, 2017’yi yüzde 4.5 civarında bir büyümeyle tamamlayabilir. KGF, salı günü itibarıyla, 114 milyar TL kefalet hacmine ulaşmış oldu. Bu rakamın 103.8 milyarı, 157 bin firmayla, yıl içinde sağlanan büyüklüktür. KGF, 2017 yılının şubat ayı sonu itibarıyla yalnızca 20 milyar TL büyüklüğe ulaşmıştı. 20 Mart günü KGF, Hazine ile protokol imzaladı ve kefalet sisteminde devrim bu tarih itibarıyla gerçekleşti. Yani 1.5 ayda yüz milyara yaklaşan teminatlı kredi genişlemesi sağlandı. Böylece Türkiye’de çağdışı ipoteğe dayalı kredi sistemi geçmişte kaldı. Artık KOBİ’lerimiz proje risklerini kredi riskine dönüştürüyor ve KGF gibi çağdaş finansal mimari kurumları da bu kredi riskini üstlenince firmalar ucuz finansmana ulaşıyor. Aynı zamanda bankalar da KGF teminatlı kredileri vererek, aktif kalitelerini ve sermaye rasyolarını iyileştiriyorlar. Bunun bir diğer anlamı da banka sisteminin kaynak ihtiyacının daha kolay ve daha ucuz sağlanacağı gerçeğidir. Aktif kaliteleri ve sermaye yeterlilikleri yukarı çıkan bankalar dış dünyadan daha uzun vadeli ve uygun koşullarda kaynak bulabileceklerdir. Bu değişim, aynı anda, istihdamı yukarı çekecek ama yeni kaynaklarla hızla tevzi yatırımlarını yapan firmalar, eğitimli, kaliteli istihdamı, rekabet için tercih edince, ücretler de yükselecektir. Burada teşvik sistemini, hem teknoloji hem de emek verimliğinin en optimum seviyesini sağlayan yeni bir çerçeveye oturtmamız gerekiyor. Bunun için de teknoloji yoğun ve ihracat potansiyeli yüksek sektör ve yatırımların teşviği doğrultusunda birçok adım atılıyor ve önümüzdeki dönem de bu adımlar hızlanacak.

Kapsayıcı büyüme...

16 Nisan’da Türkiye “evet” oylarıyla yeni sisteme geçerse, bunun ekonomik etkileri için biz yeni sisteme seçimlerle fiili olarak geçmeden göreceğiz. Çünkü KGF örneğinde olduğu gibi, yeni dönemin kurumlarını ve ekonomi, finans anlayışını bugünden oluşturmaya başladık.

Türkiye Varlık Fonu da (TVF) böyle bir kurumdur. Bugün oyunun kurallarını değiştiren bir diğer kurum da TVF’dir. Net ihracatçı olmayan, petrol gibi talebi yüksek ve fiyat esnekliği katı bir ihraç ürününü ihraç etmeyen bir ülke olarak Türkiye, iddialı bir varlık fonu kurdu ve tüm ezberleri bozdu. Şimdi Türkiye gibi birçok ülkenin varlık fonu kurmak için harekete geçtiğini görüyoruz. Türkiye’ye “Biz de bu adımı atacağız, işbirliği yapalım” talepleri gelmeye başladı. TVF, yeni bir finansal mimariyi, Türkiye’den başlamak üzere, geliştirecek. Bu da ortaya çıktığında, şimdiye değin bize dayatılan vesayet ekonomisinin dışarıya kaynak aktaran çarpık finansal yapısını da daha net olarak göreceğiz. Ama artık bu sömürgeci vesayet ekonomisini tam anlamıyla 16 Nisan’da tarihe gömüyoruz.

Bu şartlar altında ben Türkiye’nin 2018 ve 2019 yıllarında da yüzde 10’lara yaklaşan bir kapsayıcı büyümeyi yakalayacağına ve bunun sürekli olacağına inanıyorum.

16 Nisan refaha adımdır, şimdiden kutlu olsun!..