'Bir de Türkçe öğrense!'

Tarihi seçimin son haftasındayız. 24 Haziran’da Türkiye, siyasi işleyiş sistemini değiştiriyor. Esasında bu bir değişiklikten ziyade bir dönüşüm ve bu tarihi dönüşümü Türkiye çok ama çok önceden yapmalıydı.

Tek Parti rejiminden sonra kurgulanan parlamenter sistemin hegemonya dayanağının Amerika Birleşik Devletleri olduğu artık bir siyaset bilimi gerçeği. Güçsüz koalisyon hükümetlerinin, tıkandığı yerde, yerini askeri darbelere gönüllü olarak terk ettiği, sözüm ona bir parlamenter demokrasi oyununu yıllardır oynadık. Bu sistemin -iktidar olsa da olmasa da- en önemli siyasi aktörü CHP idi. Hatta CHP’nin iktidarda olmaması, paradoksal olarak, CHP için daha fazla iktidar anlamına geliyordu. Devletin ekonomi, iç politika, dış politika gibi temel alanlardaki yol haritası okyanus ötesinden belirleniyor ve ilgili bürokrasiye CHP eliyle dikte ettiriliyordu. Bütün bu dönemin bu anlamda en ilginç figürlerinden biri Kasım Gülek’tir. Gülek, yıllardır CHP Genel Sekreterliği'ni adeta bir devlet genel sekreterliği gibi yürütmüş, “mümtaz”, tarihi bir kişiliktir.

Ama Gülek’in şahsında devletin ABD’ye olan bağımlılığını, özellikle soğuk savaş koşullarında, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik konturlarının nasıl belirlendiğini açıkça okuyabiliriz. Rockefeller bursuyla yurt dışında, İngiltere ve ABD’de, en nitelikli üniversitelerde okuyan Gülek’in CHP hikâyesi CHP’nin DP’ye yenildiği 1950 yılında, ilk defa delegelerin seçtiği güçlü genel sekreter olarak başlar.

Tam askeri darbe öncesi olan 1959 yılına kadar sürer. Askeri darbe dönemlerinde ise Gülek kimi zaman senatör kimi zaman bakan olarak sahneye çıkar. Ecevit hükümetlerinde bakan olur. Gülek’in sekiz yabancı dil bildiğini biliyoruz. Ama Cemal Süreya onun için şöyle diyecekti: “Sekiz yabancı dil biliyormuş / Kasım Gülek efendi/ Bir de Türkçe öğrense/ Dokuz ederdi” Sekiz yabancı dil bilen ama -Cemal Süreya’ya göre- Türkçe bilmeyen Gülek efendi cenaze namazını terörist Gülen’in kıldırması vasiyet eder.

Stratejik ortaklık!

Kasım Gülek artık yok ama onun Türkiye’deki politik kökleri hâlâ işbaşında. Kasım Gülek’in CHP’si değişti mi; hayır, kesinlikle hayır! Gülek, CHP Genel Sekreterliği'ni yaptığı dönemde partiyi, iktidarda olsun muhalefette olsun, küresel sistemin en tepesindeki gücün politik çıkarlarına göre yüzdürecek temelleri attı. Gülek’in Gülen’le ortaklığı tarihi ve stratejik bir ortaklıktır.

Bütün bunları şunun için anlatıyorum; CHP’yi Gülek’in attığı temeller doğrultusunda dün kimler yönetiyorsa bugün de onlar yönetiyor.

Bakın dikkat edin, CHP, özgün bir ekonomi politikası açıklayamaz. Seçim bildirgeleri, yalnız bu seçim için değil, bütün seçimlere bakın; yalnızca kaynağı, temeli, bırakın temel iktisat öğretisini, mantıklı açıklaması olmayan “yapacağız, edeceğiz” vaatleridir.

Erdoğan’ı eleştirirlerken de yetmişli, seksenli yıllardaki IMF sözcülerinin jargonuyla konuşurlar ve onların dediklerini bire bir söylerler.

Bugün de CHP’nin seçim vaatlerini alt alta koyduğunuzda bütçe büyüklüğünün üçte biri falan yapıyor. Ama hadi kaynağı falan boş verin, nasıl bir para ve maliye politikası uygulayacakları konusunda tek bir satır bile yok. İstihdam, yatırım, sermaye piyasaları, dış ticaret rejimi... Bunlarla ilgili, kuru hedefler dışında bir şey yok.

Akıl yok; kriz ve kaos var!

Özetle, bir yol haritası, bir akıl ve strateji yok. Ancak bunların olması zaten beklenmemeli; çünkü Kasım Gülek’in kurduğu düzen bunları gerektirmiyor. Örneğin, bir enerji politikasını, savunma sanayi politikasını gerektirmiyor.

Bunlar Gülek’in eğitim gördüğü Londra ve Washington’dan zaten belirleniyor.

Bugün CHP’nin ağzından bütünlüklü enerji politikalarıyla bir kelime alamazsınız, muhtemelen hem TANAP’a hem de Türk Akım’a karşı çıkarlar.

Esasında bugün CHP adayının açıkladığı tek strateji, kazara işbaşına gelirse, Türkiye’de hemen iki yıl sürecek bir gerici restorasyon sürecini başlatmak.

Yani Kasım Gülek’in ABD’den icazet alarak, içine Gülen gibilerini monte ederek inşa ettiği, sözüm ona, parlamenter sistemi geri getirmek.

Yani Türkiye’yi yeniden kaosa, ekonomiyi derin bir krizin içine sürüklemek. Böyle olunca hangi ekonomik perspektifi ortaya koyacaklar. Zaten amaçları kaos ve kriz...

Bakın dün işsizlik rakamları açıklandı. 2017 büyümesinin de etkisiyle işsizlikte Mayıs 2016’dan sonra en düşük seviyeyi gördük. Genç işsizlikte ise yüzde 3.7 puan geriye gidiş var. Tabii ki yüzde 10’u aşan işsizlik oranlarının daha da geriye gitmesi gerekiyor. Ancak, 2016’dan beri yaşananlar ortada. İşsizlikte 15 Temmuz darbe girişimi öncesi seviyeleri görmemiz önemli. Ancak seçimlerden sonra sanayinin ivmesinin daha da artacağını, genç işsizlikte ise atılacak adımlarla çok önemli mesafeler kaydedeceğimiz açık.

Önemli adımlar!

İŞKUR ve YÖK iş birliğinde hazırlanan kodlama, yapay zekâ ve robotik teknolojileri yazılım programları eğitimini, zaman içerisinde, isteyen her üniversiteli ve mezun gencimiz alabilecek. Üstelik eğitim programları süresinde de gençler, harçlık ve sigorta güvencesi alacaklar. Yalnız bu küçük adım bile nasıl bir başlangıç yapılacağının işaretidir.

Öte yandan, yıllardır olması beklenen ve nihayet düzenleme aşamasına gelen alacak sigortası sistemi ve KOBİ’ler için derecelendirme sistemi, esasında geçen gene gerçekleşen Kredi Garanti Fonu (KGF) ile birlikte Türkiye’deki üretim ve ticaret yanlısı en köklü reformlardandır. Üretim ekonomisi (ne demekse) deyip duruyorlar; bunların adını duydular mı acaba? Ha işte bu adımlar “üretim ekonomisi...”

Herkes şundan emin olsun, 24 Haziran’dan sonra Türkiye’nin ekonomi-politikaları ve atılacak adımlar, aynen şimdi işaretlerini gördüğünüz gibidir.

Ancak bu seçim sürecinde de gördük ki halen Türkiye’nin en büyük sorunu doğru dürüst bir muhalefetinin olmamasıdır. Bu, yakın zamanda Kasım Gülek gibilerin izleri silinmedikçe olmaz da... Ama çok şükür ki bunların izleri devletten temizlendi. Şimdi yola devam...

DİĞER YENİ YAZILAR