Yeni hükümet ve önümüzdeki dört yıl

Türkiye’yi 2019’a kadar götürecek hükümet yakında kurulacak... Önümüzdeki şu dört yılın yalnız Türkiye’nin değil, Avrasya dediğimiz büyük coğrafyanın da, içinde bulunduğumuz yüzyıldaki yolculuğunu belirleyeceğini söyleyebiliriz.

Bu açıdan AK Parti’nin bu yeni hükümeti tarihi bir misyonu omuzlamış olacak.

Burada birbirini tamamlayan iki önemli başlık var; ekonomi ve dış politika...

Başından beri şunu söylemeye çalışıyorum; ekonomide stratejik bir yöneliminiz olmazsa, küresel sermaye hareketlerinin üzerinde sörf yapmayı ekonomi yönetimi zannederseniz, dış politikada da stratejik yöneliminiz, derinliğiniz falan olamaz.

Ekonomi ve dış politikanın birbirinin içine bu kadar geçtiği başka bir dönem olmamıştır herhalde... Bunu şöyle anlatabiliriz; bölgesinde ve dünyada güçlü oyuncu ve belirleyici olacak ülkeler, ekonomide yeni dönemde özgün politikaları oluşturacak ve uygulayacak ülkeler olacaktır.

Le Monde Diplomatique’in Türkiye için yapılan baskısında Sergey Karaganov’un “Avrupa Krizi’nden Çıkmanın Avrasya Yolu” başlıklı yazısında bu durumu anlatan ilginç tespitler var; şöyle diyor Karaganov: “Rusya, rotasını Avrupa’nın kültürel ve ekonomik çizgisinden Avrasya’nınkine doğru çevirdi.”Bu tespit önemlidir, çünkü Rusya, Çar Büyük Petro’dan beri rotasını Avrupa’ya döndürmüştü; Petro, St. Petersburg’u 1703’te bunun için kurmuş, burayı Avrupa’ya öykünen Rus Rönesans’ının ve entegrasyonun merkezi haline getirmişti.

Lenin dahil olmak üzere, son üç yüzyıldaki bütün yapıcı Rus liderlerini de St. Petersburg ortaya çıkarmıştır. Rusya’nın Osmanlı ile uğraşı da Avrupa ve oraya ulaşacak ticaret yolları ve pazar içindi. Sovyetler dönemi de bu tarihten ayrı bir tarih olmamıştır Rusya için.

Sovyetler, 2. Dünya Savaşı sonrası, Doğu Avrupa’yı yeniden inşa edip sanayisi ve altyapısıyla Avrupa’ya geri vermiştir. Daha düne kadar da Putin Rusya’sı bütün enerji alanlarında Almanya ile ortaktı. Ama tam şimdilerde, Karaganov’un dediği gibi, bu tarih bitiyor ve bu çok önemli bir kopuş...

Yeni dünya...

Karaganov, şu önemli tezi de ortaya atıyor; yeni jeopolitik makro bloklar bu yüzyılı belirleyecektir. Karaganov, burada üç temel blok tanımlıyor; Birinci blok ABD merkezli, Trans Pasifik Ortaklığı (TTP) ve Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) kurgusuyla oluşuyor. İkinci makro blok, Çin, Rusya, Hindistan, Kazakistan ve İran gibi ülkelerin yapıcısı olduğu Büyük Avrasya’yı içeriyor. Üçüncü blok ise kısmen ABD’den bağımsız hareket etmeye başlayan Güney -Latin Amerika gibi- ve Pasifik -Japonya, G. Kore gibi- ülkeleri kapsıyor.

Yani Karaganov’un tasnifinde Avrupa yok; tam aksine, bu durumun Avrupa’yı kısmen parçalara ayırdığını söylüyor. Avrupa, ekonomik ve güvenlik olarak zayıflıyor; bu siyasi zayıflığı da beraberinde getiriyor. Avrupa, doksanların başından itibaren, yani duvarın çöküşü ve Yugoslavya’nın dramatik bir şekilde parçalanmasından itibaren ortaya hiçbir insani, ekonomik, politik çözüm çıkaramadı.

Paris’teki son terör saldırısından sonra, ABD medyasının “Fransız ordusu, 14 Haziran 1940’ta yaptığını yapmıyor, tarihinde ilk defa Paris’i koruyor”diye dalga geçmesini Fransa hak ediyor mu bilmiyorum ama bildiğim şu; Fransa, Almanya ve tabii AB, DEAŞ karşısında ne yapacağını bilmiyor ve DEAŞ’ın neler yapabileceğini hesap edemiyor; tıpkı 1933-44 arasında Hitler’in ve Nazilerin neler yapabileceğini hesap edemedikleri gibi...

Türkiye’nin yolu...

Ben G-20 zirvesinde de şunu gördüm; AB hâlâ içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi krizi okuyamıyor; böyle olunca Türkiye, Ortadoğu ve Avrasya dinamiklerini çözemiyor. Hâlâ mülteci sorununa, yalnızca iş ve aş arayan çaresiz insanların onlardan aman dilemesi olarak bakıyorlar ve Türkiye’ye birkaç milyar euro verirsek bu işi çözeriz diye düşünüyorlar.

Aslında bu sorun bir Avrupa sorunu ve bu sorunu, bir zamanlar Venedik tüccarlarının ya da Galata bankerlerinin Osmanlı ile yaptığı pazarlığa benzer tüccar pazarlıklarıyla AB çözemez ama daha da ötesi, Türkiye böyle bir pazarlık yapmaz. Türkiye, bu soruna insani bir sorun olarak bakıyor ve bu sorunun doğru, insan merkezli politik bir çizgiyle çözüleceğini söylüyor.

Geçen yazımızda yazdığımız gibi, en son Paris’te görülen terör, Hannah Arendt’in Bumerang Etkisi’dir ve çözümü için insan merkezli ekonomi-politikalarını gerektirir.

Şimdi yeniden Karaganov’un jeopolitik makro bloklarına dönecek olursak; Türkiye için şunu söyleyebiliriz; Türkiye, hem jeopolitik konumu hem de son yıllarda artan gücü gereği, yeni dünyanın kurucu ülkelerinden biri olmaya adaydır. Hem Avrasya Birliği için hem de yeni Avrupa Birliği için...

Eski AB bitmiştir. Ancak bunun için yeni hükümetin, özgün, şimdiye kadar olandan çok farklı yeni bir ekonomi-politikası yolunu ve kadrosunu ortaya koyması gerekir.