Saddam'ın petrol silahı

Saddam'ın petrol silahı


Irak lideri Saddam Hüseyin, İsrail'in Arafat ve Filistin halkına yönelik kuşatmasına son verebilmek üzere, Arapların elindeki en etkin yaptırım gücü olan 'petrol silahı'nı ateşledi. Bir ay süreyle Irak'ın petrol ihraç etmeyeceğini dünyaya ilan etti.
Türkiye'yi de yakından ilgilendiren bu karar sonucu Yumurtalık'a petrol sevkiyatı durdu. Aynı şekilde Basra Körfezi'ne petrol pompalayan vanalar da kapatıldı.
Saddam yönetimi Körfez Savaşı'ndan bu yana BM ambargosu altında tutulduğu için dünya petrol fiyatlarını fazla etkilemeyecek ölçüde kısıtlı ihracat yapıyor olsa da, Irak'ın aldığı kararın "sembolik" önemi büyük. Bağdat yönetimi, İsrail'in Filistinlilere karşı geçen hafta başlattığı ağır saldırılar öncesinde Arap liderlere çağrıda bulunarak, 'petrol ambargosu' konulmasını istemişti.
1973'te yaşanılan petrol krizi nedeniyle 'ambargo'nun lafına bile tahammül edemeyen ABD piyasaları, Saddam'ın kozuna derhal olumsuz tepki verdi ve petrolün varili son altı ay içerisinde ilk kez 27 doların üzerine çıktı. Ancak, Irak liderinin çağrısına Suudi Arabistan ve Kuveyt başta olmak üzere Körfez liderleri itibar etmeyince petrol piyasalarında istikrar korundu. OPEC de fiyatların fazla etkilenmeyeceği görüşünde. Nitekim dünkü piyasalarda petrolün varili 26 dolarda dengelendi.
Saddam'ın 'tek başına' uygulamaya koyduğu bir aylık 'ihracat yasağı' başlangıçta piyasaları etkilemeyecek gibi görünse de, İsrail'in Filistin'e yönelik saldırılarını seyreden Arap liderlerinin 'tepkisizliğine' karşı Arap coğrafyasında uyanan halk tepkisini tetikleyebilir. Irak gibi, kendisi yıllardır 'ambargo' altında yaşayan bir ülke, İsrail'i durdurmak için elindeki en önemli kozu 'petrol'ü kullanıyorsa, bu silahın Arap Birliği'nce 'caydırıcı' biçimde gündeme getirilmesi gerekmez miydi?
İsrail parlamentosunda dün Başbakan Ariel Şaron'a gösterilen tepkiler de, Filistin'e yönelik saldırıların sürdürülemeyeceğini gösteriyor. ABD Başkanı Bush'un geç kalan uyarısı, Dışişleri Bakanı Powell'ın Ortadoğu turu, insanlık dışı eylemlere artık son verilmesini sağlayabilir. Buna rağmen Cenin mülteci kampı ve Nablun'dan gelen haberler, 'katliam' göstergesidir.
Arafat'ın kuşatılmasıyla başlayan askeri harekatın toplam bilançosu ise 200'den fazla ölü, 1500 yaralıdır. 1500 Filistinli ise tutuklu ya da kayıptır.
Ne yazık ki "askeri çözüm" Ortadoğu'da bir kez daha diplomasi yoluyla barışın sonunu getirmiştir. Gündeme şimdi de 'petrol silahı' sürülmektedir.
Bu durum 'enflasyonla savaşan' Türkiye'yi de sıkıntıya sokacak.
Filistin'de yapılanları 'soykırım' diye nitelediği için Washington'dan gelen telkinle 'pardon' demek zorunda kalan Başbakan Ecevit'in işi giderek zorlaşıyor.
Ankara...
Ne İsa'ya ne Musa'ya yaranabiliyor!