Taksi şoförü

Taksi şoförü


       Ankara DGM Savcısı Hamza Keleş "Umut Operasyonu" soruşturması sonunda dokuz sanık hakkında idam istemiyle dava açarken Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok cinayetlerinin aydınlatıldığını açıkladı.
       Dava henüz başlamadığı için, 61 sayfalık iddianameye göz atıp 1990'dan bu yana gerçekleştirilen onca katliamın üzerindeki giz perdesinin nasıl kaldırıldığını anlamak kolay değil. Polisi ve savcıyı bombalı katliamların çözüldüğü yargısına iten soruşturma, delillerden ve somut kanıtlardan çok, sanık ifadelerine dayandırıldı. Yer gösterme işlemlerinin kafa karıştırdığı, Yusuf Karakuş'un ifadelerine göre İranlı bombacılar aranırken "Tekin" kod adlı Ferhan Özmen'in Ahmet Taner Kışlalı'nın katili olarak yakalandıktan sonra "Uğur Mumcu'yu da ben öldürdüm" demesi üzerine soruşturmanın seyrini değiştiği biliniyor.
       Nitekim DGM Savcısı da Yusuf Karakuş ve Abdülhamit Çelik'in idamını suikasttan değil, örgütsel faaliyetten istemekle iki sanığı Mumcu'yla doğrudan ilişkilendirmekten kaçındı.
       Peki gelinen aşama, "Umut Operasyonu"nun uyandırdığı umutları gölgelemiyor mu?
       Kamuoyu haklı olarak soruyor:
     "Suikastlar gerçekten aydınlatıldı mı?"
       Başa dönersek...
       Operasyonun "milat"ı Beykoz'daki Hizbullah operasyonuydu. Hüseyin Velioğlu'nun ölü ele geçirildiği evdeki bilgisayar disketleri çözülürken Yusuf Karakuş'un örgüte girmek için yazdığı özgeçmişte Uğur Mumcu cinayetinde gözcülük yaptığından söz etmesi "sonun başlangıcı" oldu.
       İstanbul polisinin ele geçirdiği sanıklardan Hasan Kılıç'ın sorgusunda on yıldır nedense adı hiç geçmeyen bir isme, Ferhan Özmen'e ulaşıldı.
       Özmen, İran gizli servisi SAVAMA bağlantılı eylemlerin askeri kanat sorumlusuydu ve Ankara'da taksi şoförlüğü yaparak kendisini gizlerken 1990'lı yıllarda sıkça gözlenen elçilik eylemlerine karışmıştı. Bu bilgiler üzerine Özmen İstanbul'da ele geçirildi. Ve sorgusunda sürpriz biçimde Kışlalı'dan Mumcu'ya, Bahriye Üçok'tan Aksoy'a suikastların faili olduğunu açıklayıverdi.
       Tam bir polisiye klasiği...
       Hiç ummadığınız bir anda, akla bile getirmediğiniz bir isim katil çıkıyor!
       Madem polis ve savcılık kanaat getirdi; Ferhat Özmen'i ve arkasındaki Kudüs Ordusu örgütünü ortaya çıkardı, duruşmalar sırasında asıl aydınlatılması gereken "kuşkulu final" de netleşecek demektir.
       Ahmet Taner Kışlalı, geçen sonbaharda (21 Ekim 1999'da) öldürüldü. Mumcu suikastının tarihi 24 Ocak 1993.
       Bir taksi şoförü Ankara'da yedi yıl nasıl gizlenebilir?
       Üstelik bu kişi, 1990'daki Aksoy ve Üçok cinayetlerinin de faili ise ve Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentinde elçilikleri de bombalayacak boş zaman buluyorsa... Emniyet istihbaratı ve MİT başta olmak üzere, dönemin İçişleri bakanlarıyla hükümet başkanlarını da "görevi ihmal"den bu davaya katmak gerekmez mi?
       Velioğlu'nun yolu kazara Beykoz'a düşmese kim bilir daha kaç aydını kurban verecektik?
       Kışlalı'nın dokuz ay önce öldürüldüğünü düşündükçe içimiz kan ağlıyor!



Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr