Yeniden Asya derken

10 Ağustos 2019

Büyükelçiler Konferansı’nın başlangıcında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun gündeme getirdiği Yeniden Asya yaklaşımını bundan sonra daha sık konuşacağız. Ne şekilde konuşacağımızı ise zaman gösterecek. Ne demek istediğimi biraz açayım. Ankara’da kimilerine göre, Çavuşoğlu’nun açıklaması zamanlama olarak Milli Savunma Bakanlığı çatısı altında ABD’lilerle güvenli bölge görüşmeleri yürütülürken verilen bir mesajdı. Bazılarına göre ise yine aynı zamanlama kullanılarak, hem ABD, hem AB’ye, özetle batıya; bir kez daha doğu işaret edilerek ‘beni kaybedebilirsin, alternatifim var’ uyarısıydı. Bunlar arasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin diyalog ortağı olduğu Şanghay  İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) tam üyeliği bir kaç kez gündeme getirdiğini anımsatan, ancak bunun hep söylemde kaldığını belirtenler de oldu. Yani Ankara’da Yeniden Asya’nın büyük ölçüde ‘söylemden’ ibaret olduğu düşünenler var.

Görüşlerin bu çerçevede ifade edilmesinde görünen o ki yaklaşıma ilişkin henüz ‘somut paylaşımlar’ yapılmamış olması etkili. Ancak bazı Asya ülkelerinin başkentte görev yapan diplomatları yaklaşımının içeriği ve öngörüleri hakkında daha fazla ayrıntı olup olmadığını gazetecilere sormaya başladığına göre, o kanatta bir etki yaratmış. Fakat yabancı diplomatlar da kendi başkentlerinin yaklaşımı konusunda yorum yapmak konusunda iyi niyet temennilerinde bulunmakla birlikte, temkinli denilebilir. Önce Ankara’nın samimiyetinin, söylemden eyleme geçen adımların görülmek istendiği söylenebilir.

Şu aşamada kulislerde, somut hedefler konusunda fikir verebilecek bazı açıklamaların ay sonundan itibaren yapılmasının planlandığını belirtmekle yetinelim. Ancak bu konuda fikir verebilecek bazı geçmiş dönem göstergeleri var. Örneğin; Cumhurbaşkanı Erdoğan son bir yıl içerisinde 5 Asya ülkesini ziyaret etti. Rusya’yı farklı vesilelerle bir kaç kez. O coğrafyadan ağırlanan konuk sayısı da bir o kadar. Haziran ayında Tacikistan’da düzenlenen Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katıldıktan sonra Erdoğan uçakta; “Dış politikayı sıfır toplamlı bir oyun olarak görmedik, görmüyoruz. Bir ülke ya da bölge ile kurduğumuz ilişkiler, diğerlerine yahut üçüncü ülkelere asla karşı değil” demişti.

Bir başka gösterge; eylülde Asya İşbirliği Diyaloğu’nun (AİD) bir yıllık süreyle dönem başkanlığının üstlenilmesi. Türkiye, 2002 yılında kurulan diyaloğun 33. üyesi.

AİD’in ASEAN, CICA, İİT, KİK ve ŞİÖ ülkelerinin de içinde olduğu farklı coğrafyalardan üyeleri var. Çavuşoğlu nisanda Doha’da diyaloğun dışişleri bakanları toplantısına katıldığında

“Dünyanın 30 büyük şehrinin 21’i Asya’da. Son 50 yılda Asya’da yüzlerce, binlerce kişi yoksulluk seviyesini aştı ve birçok Asya halkı orta gelirli ya da gelişmiş ekonomiler statüsüne yükseldi. Bugün büyük bir geri dönüş görüyoruz. ‘Asya yüzyılı’ gerçekleşmeye başlıyor” demişti.

Asya-Pasifik ülkelerinin küresel ekonomi içerisindeki payı 2017 yılında yüzde 30’a ulaştı. Küresel ihracattan aldığı pay ise yüzde 34’e yükseldi. Ancak Türkiye en yüksek dış ticaret açığını bu bölgede veriyor. Bunu değiştirmek için Ekonomi Bakanı Ruhsar Pekcan kasım ayında Çin ve Hindistan gibi özel hedef ülkeler belirlendiğini, sektör ve eyalet bazında eylem planları hazırladığını söylemişti.

Geçmiş dönem hatırlatmaları alt alta konulduğunda Yeniden Asya yaklaşımı sadece fırsat yakalanmışken verilen bir mesaj gibi görünmüyor. Ancak içerde ve dışarıda daha fazlasını söyleyebilmek için çerçevenin net olarak ortaya konulması gerekiyor.

Yazının devamı...

Çinliler ‘batılı’ bakış açısından rahatsız

17 Temmuz 2019

Çin’i uluslararası kamuoyu gündeminde tutan konulardan biri Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki bazı politika ve uygulamalar. Ailelerinden alınan çocuklar, kamplarda zorla tutulan Uygurlar, düşüncesini ifade ettiği için cezaevinde bulunan sanatçı ve düşünürler olduğuna dair haberler bunlara kanıt olarak gösteriliyor. Örneğin geçen hafta Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’ne üye 22 ülke Uygur Türklerine baskıyı eleştiren, “kitlesel gözaltıların durdurulması” çağrısında bulunan bir mektup imzaladı. Çin, kendisine 37 ülke tarafından verilen desteği duyurarak o mektuba cevap verdi.

Erdoğan’ın istismar ve rant uyarısı

Türkiye’de de bazı siyasetçi, kişi ve gruplar, Çin’in bölgede baskıcı tutum izlediği görüşünde. Sert eleştiriler, zaman zaman protesto gösterilerine de dönüşüyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükümet ise uzun süredir ‘tek Çin’ politikasını desteklediğini yüksek sesle söylüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son bir ayda, ikisi uluslararası zirvede olmak üzere 3 kez Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya gelmesi, Türkiye’nin bakış açısını dair önemli bir gösterge. Erdoğan, 2 Temmuz’da Pekin’de Şi Cinping ile görüşmesinden sonra hem konuya karşılıklı hassasiyetleri dikkate alarak çözüm bulunabileceğine inandığını söyledi hem de içinde ‘istismar’ ve ‘rant’ sözcüklerinin geçtiği dikkat çekici cümle kurdu. Erdoğan; “Bu konuyu istismar eden yaklaşımlar da var. Bu tür istismarları yapanlar, bir tür rant elde etme gayretine girenler ne yazık ki işin büyük ölçekte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir karşı devletle ilişkilerini düşünmeden duygusal bazı hareketler içine girerek bedelini, faturasını gerek kendi soydaşlarına, gerekse Türkiye Cumhuriyeti devletine ödetiyorlar” dedi. Erdoğan ardından inceleme için bir heyetin Sincan’a gidebileceğini açıkladı.

‘Her soruya açığız’

Çin, bu konuda kendini anlatabilmek ama özellikle de çoğunluğu Müslüman Türkiye’de anlaşılmak için bir süredir yoğun çaba içerisinde. Türkçe kitapçıklar bastırılıyor, sık aralıklarla gazeteciler Sincan’a davet ediliyor. Ramazan ayında büyükelçilikte ilk kez iftar düzenlendi. Geçtiğimiz hafta da bundan sonra düzenli hale getirilmesi planlanan ‘çay sohbeti’ için bir grup gazeteci büyükelçiliğe davet edildi. Türkçeye son derece hâkim Maslahatgüzar Cheng Weihua ve Siyasi İşler Müsteşarı Wang Fei sözlerine “Çin ve Çinlilerin içe kapalı olduğu algısı var ama bu doğru değil. Her soruyu cevaplamaya hazırız” diyerek başladı.

Büyükelçilikte rap müzik

Gazetecilere Uygurların kimlik kartlarını, Çin parası üzerinde etnik grupların dillerine ait yazıları gösteren, ünlü Uygur aktör ve aktristleri, futbolcuları tanıtan, Uygurca ve Çince şarkıların söylenebildiğini büyükelçilikte yüksek sesli Rap müzik klibi izleterek gösteren yetkililer, “160 milyon Çinli serbest seyahat ediyor. Bu kadar merhametli bir diktatörlük olabilir mi?” diye sordu. Çin açısından özgürlük ve güvenlik ayrımı ise, “İdlib’de 5 bin ila 7 bin arasında Uygurlu savaşçı olduğu düşünülüyor. Savaş tecrübesi elde ederek Çin’e gelip cihat yapmak istiyorlar. Terör ve şiddet konusunda Çin’in karşı karşıya kaldığı tehdit çok açıktır” cümlesiyle anlatıldı.

Yazının devamı...

ABD’li bakana ‘haritalı’ delil elden verildi

27 Haziran 2019

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, 11 Haziran 2019’da ABD Adalet Bakanı William Pelham Barr ile yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi: “Özellikle Türk yargı makamlarının ABD’ye iletmiş olduğu deliller, belgeler ve iade talepnameleri buraya ulaşmasına rağmen konunun adli mercilere intikal ettirilmemiş olmasını kabul edemeyiz.”

Gül’ün dikkat çeken ikinci cümlesi ise, “15 Temmuz darbe girişimiyle FETÖ’nün doğrudan ilişkisini ortaya koyan delilleri, belgeleri kendileriyle paylaştık. Bu yeni ve önemli delilleri doğrudan Sayın Bakan’a iletmiş olduk” ifadesiydi. Bu cümleleri şu şekilde söylemek de mümkün: “size belge, bilgi gönderiyoruz, ama bunları rafa kaldırıyorsunuz” diyen Gül, yeni bazı delilleri ABD Adalet Bakanı’na elden verdi.

Burada kısa bir parantez açalım. Gül’ün gerçekleştirdiği son görüşme ile Gülen ve avanesinin iadesi için bugüne kadar yapılan üst düzey görüşme sayısı 7’ye ulaştı. Gönderilen onlarca dosya, ifade ve yazı dışında.

Aktivasyon haritası

Gül’ün Barr ile görüşmesinde masaya konulan ise, “delilin haritası” oldu. Aslında söz konusu delil, geçtiğimiz yıl haziran ayında ABD Adalet Bakanlığı’na resmi bir yazı ile gönderilmişti. Kamuoyu o delili Akıncı Davası sırasında ortaya çıkan “Abi bozun nmz” (Abi bozun namazı) mesajından hatırlayacaktır. Akıncı Davası’nın dört önemli sanığından biri olan, “kurmay subaylar abisi” olarak örgütün tepe yöneticilerinden aldığı talimatları kurmay subaylara ileten, kapatılan Anafartalar Koleji’nin sahibi sivil sanık Hakan Çiçek’in darbe gecesi Pensilvanya ile yaptığı telefon görüşmelerinden öğrenilmişti. Sadece Çiçek’in değil, başka isimlerin de görüşmelerine ilişkin tespitler yapılmıştı.

İşte Barr’ın önüne konulan harita bu görüşmelerin haritası. Darbe gecesi yapılan telefon görüşmelerinde kullanılan telefonların nerede, ne zaman aktive edildiği, yapılan konuşmalar ve daha da ötesi konuşmaların yapıldığı, mesajların atıldığı yerlerin üzerine işlendiği bir harita. Haritanın doğrudan Barr’a iletilmesinin nedeni, mart ayında göreve gelen, dolayısıyla “yeni” olan bakana adeta “İşte bu detaya kadar biliyoruz” mesajının verilmek istenmesi.

Gelişme olur mu?

Yazının devamı...

Irak’ta yumurta kapıya dayandı

24 Haziran 2019

Irak ile yumurta krizini değerlendiren Ticaret Bakanı Pekcan, “Irak geçici diyor, bizim geçici süreye tahammülümüz yok” uyarısında bulundu

Siyasi ve askeri alanda yeni bir dönemin kapısını aralayan Türkiye ile Irak, ticarette daha da yakınlaşma çabasında. Türkiye Müteahhitler Birliği’nin (TMB) Irak’ın yeniden yapılandırılması sürecinde aktif rol almak için nisanda gerçekleştirdiği ziyaretin hemen ardından bu kez Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) İş Forumu için Bağdat’taydı.

İş insanları heyetine başkanlık eden Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın sadece ilgili bakanlar ile görüşmeyip, Cumhurbaşkanı Berhem Salih ve Başbakan Adil Abdulmehdi tarafından da kabul edilmesi önemli bir gösterge.

Türkiye, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yılın son çeyreğinde Irak’a gerçekleştirmesi planlanan ziyaretine kadar Yatırımların Karşılıklı Teşviği ile Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşmalarıyla, ülkenin yeniden yapılandırılmasında Türk firmalarının üstlenebileceği projeleri masada görmek istiyor.

Bakan Pekcan iki ülke arasındaki yumurta krizini, ihracat master planını ve Türkiye ile ABD arasındaki yaptırım gerginliğini Milliyet’e değerlendirdi:

“- Amacımız, Cumhurbaşkanlarımızın 20 milyar dolarlık bir ticaret hedefine ulaşmak. Ekonomik ve ticari işbirliği yapan coğrafyaların zenginleştiğini görüyoruz. AB ve Asya Pasifik buna örnek. Yatırımların artması için, Yatırımların Karşılıklı Teşviği, Korunması ve Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşmalarının imzalanması gerektiğini gündeme getirdik. Büyük bir olasılıkla cumhurbaşkanımızın ziyaretleri sırasında imzalanacak.

İmara talibiz

Yazının devamı...

Kapılar açılıyor yatırım başlıyor

21 Haziran 2019

Irak ile sınır kapılarının artırılması yönünde mutabakata vardıklarını söyleyen Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, “Ovaköy Sınır Kapısı’nı en kısa zamanda devreye alalım” dedi. Irak Ticaret Bakanı Muhammed Haşim el-Ani de Türk şirketleri yatırıma davet etti.

BAĞDAT

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Türkiye ve Irak olarak ekonominin her alanında ilişkileri en üst düzeye çıkaracaklarını belirterek, “Karşılıklı yatırımların artırılması için gereken adımları atacağız” dedi. Irak ile sınır kapılarının artırılması yönünde mutabakata vardıklarını söyleyen Pekcan, “Ovaköy Sınır Kapısı’nı en kısa zamanda devreye alalım, iş dünyasının önünü açalım” diye konuştu. Irak Ticaret Bakanı Muhammed Haşim el-Ani de Türk şirketlerini Irak’ta yatırım yapmaya çağırdı.

Pekcan, Irak ziyareti kapsamında Bağdat’ta düzenlenen Türkiye-Irak İş Forumu’na katıldı. Açılışta konuşan Pekcan, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilere ilişkin olarak önemli mesajlar verdi. Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih ile Başbakan Adil Abdulmehdi’nin Türkiye ziyaretinin, ilişkilerin gelişmesinde önemli rol oynadığına işaret eden Pekcan, Irak Ticaret Bakanı Muhammed Haşim el-Ani ile de ikili ticareti geliştirmek amacıyla yakın iş birliği içinde olduklarını aktardı.

Refah ve barış

Pekcan, iki ülkenin cumhurbaşkanları tarafından 20 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşılması hedefinin ortaya konulduğunu vurgulayarak, “Orta Doğu’nun iki köklü, kadim ülkesi Türkiye ve Irak olarak ekonominin her alanındaki ilişkilerimizi en üst düzeye çıkaracağız. Karşılıklı yatırımların artırılması için gereken adımları atacağız. Türkiye ve Irak iş birliği yalnızca halklarımıza değil, tüm coğrafyamıza refah ve barış getirecektir” dedi.

Yazının devamı...

Türk ve ABD Adalet Bakanları Washington’da buluşacak

10 Haziran 2019

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, ABD’li meslektaşı William Pelham Barr ile yarın Washington’da görüşecek. Görüşmenin gündemindeki en önemli başlıkları Türkiye açısından FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi, ABD açısından ise tutuklu İstanbul Başkonsolosluğu çalışanları Metin Topuz ve Mete Cantürk’ün durumlarının oluşturması bekleniyor. Gül, ABD’de Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni de anlatacak.

Adalet Bakanı Gül, Türk Günü etkinliğine katılmak üzere Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran ile birlikte New York’a gitti. ABD’de bir dizi etkinlikte yer alacak ve geçtiğimiz günlerde açıklanan Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni anlatacak olan Bakan Gül’ün yapacağı görüşmeler arasında en dikkat çekici olan ise yarın gerçekleşecek. Bakan Gül mevkidaşı ABD Adalet Bakanı William Pelham Barr ile bir araya gelecek. Washington’da yapılacak görüşmenin gündeminde Türkiye ve ABD açısından farklı gündem maddeleri var.

Türkiye’nin gündemi

ABD Adalet Bakanlığı nezdinde Türkiye’nin 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana değişmeyen gündemi, FETÖ ele başı Fetullah Gülen’in iadesi. Gülen ile ilgili bugüne kadar yedi (7) ayrı iade talepnamesi ve her bir talepnameye konu suçlar bakımından tutuklama talepleri ABD’ye iletildi. Gülen dışında pek çok kaçak FETÖ şüphelisinin iadesi için hazırlanan evrak da ABD makamlarına verildi. İadesi talep edilenler arasında FETÖ tayin heyetinden, mollalarından ve istişare heyetinden üst düzey FETÖ mensupları; yine kıta, ülke, il ve ilçe imamları, teşkilat imamları ve mütevelli heyeti üyeleri yer alıyor. Gülen’in özel hizmetindeki Cevdet Türkyolu, özel doktoru Kudret Ünal, örgütün basın organlarında görevli Ekrem Dumanlı ve Emrullah Uslu, eski futbolcu Hakan Şükür ve armatör İhsan Kalkavan gibi isimlerden sadece bir kaçı.

Bakan Gül, Bakan Barr’a mart ayında, göreve geldiğinde gönderdiği tebrik mektubunda; iki ülke arasındaki en önemli gündem maddesini terör suçlarına ilişkin adli işbirliği oluşturduğu belirterek, “Ancak 3 yıla yakın süredir iade sürecinde olumlu hiçbir gelişme yaşanmaması bizleri fazlasıyla hayal kırıklığına uğratmaktadır. Gülen’in yanı sıra diğer FETÖ mensuplarının da iadesinin sağlanması ve terör örgütünün ülkenizdeki faaliyetlerine mani olunması önem arz etmektedir” demişti. Gül’ün mektubunda ABD’li mevkidaşına söylediği dikkat çekici cümle ise “FETÖ’nün gerçek yüzünü görmenizi sağlayacak bu soruşturmaların Bakanlığınız döneminde derinleştirilmesine yönelik beklentimi ifade etmek istiyorum”du.

Bu arada ocak ayında ABD’den bir heyet Türkiye’ye gelerek Gülen hakkında ABD’de yürüyen kara para soruşturması için bir dizi görüşme yapmıştı.

ABD’nin gündemi

ABD ise Türkiye’de tutuklulukları devam eden ABD İstanbul Konsolosluğu çalışanları Metin Topuz ve Mete Cantürk’un duruşmalarını yakından izliyor. Rahip Brunson ve NASA çalışanı Serkan Gölge’nin serbest bırakılması ABD tarafında ‘memnuniyet’ yaratsa da, Topuz ve Cantürk konusundaki ilgi devam ediyor. FETÖ üyeliği iddiasıyla hakkında 10 yıl hapis istenen Mete Cantürk’ün duruşması 25 Haziran’da. Bir önceki duruşmada tahliye talebi reddedilen Metin Topuz’un duruşması da 28 Haziran’da.

Yazının devamı...

‘Pusulanız varsa sorunu çözersiniz’

2 Haziran 2019

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül 3. Yargı Reformu Stratejisi’ni böyle tanımladı: Yargıdaki pusulamız. Gül, ‘Mürettebattan kaynaklı eksiklik olabilir, ama pusulanız varsa bunlar kontrol edilebilir’ dedi

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni (YRSB) “yargıdaki pusula” olarak tanımladı, ideal metinlerin ancak iyi uygulama ile taçlanabileceğini söyledi. Gül, “Elbette mevsim koşullarından kaynaklı gecikme olabilir, elbette mürettebattan kaynaklı eksiklik olabilir, ama pusulanız var ve uyulacak ilkeler belliyse, bunlar kontrol edilebilir. En iyi metin, en kötü uygulayıcının elinde çok berbat olabilir. Ama vasat bir metin iyi uygulayıcıların elinde şaheserler oluşturabilir” dedi.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ile AK Parti hükümetleri döneminde üçüncüsü hazırlanan ve gelecek 5 yılda yargının yol haritasını oluşturacak YRSB’ni konuştum.

- Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde (YRSB) ortaya konulan hedefler ile uygulama pratiği arasında düşünce ve ifade özgürlüğü, gözaltı ve tutukluluk süreleri açısından ciddi bir mesafe olduğu yorumları ve eleştirileri var...

‘Önemli bir girişim’

“İdeal reformun başarıya ulaşması için elbette ideal metinler yeterli değildir. Ama önemli bir girişimdir. Uygulamalarla taçlanması lazım. İdeal metinler nirvanayı, hedefi gösterir. Çok donanımlı bir gemiyi bile hedefi belli değilse, rüzgar bir o tarafa, bir bu tarafa götürür. Hedefiniz, pusulanız varsa nereye gideceğinizi bilirsiniz. Yargıda pusulamızı da, bu metinle ortaya koyduk. Gitmek istediğimiz hedef; yargının tam bağımsızlığı ve tarafsızlığı, toplumun her kesiminin güven duyması, alternatif çözüm yolları ile davaların sürüncemede kalmaması, ‘yapanın yanına kâr kalıyor’ algısının tamamen ortadan kaldırılması, güzel Türkçe ile yazılmış bir mahkeme kararı, daha özgürlükçü bir yaklaşım ve tüm bunlarla birlikte güven veren ve erişilebilir bir adalet.

‘5 yıl içerisinde şu adımları atarsak bu mümkün olur’ diye pusulayı ortaya koyuyoruz. Elbette mevsim koşullarından kaynaklı gecikme olabilir, elbette mürettebattan kaynaklı eksiklik olabilir ama pusulanız var ve uyulacak ilkeler belliyse, bunlar kontrol edilebilir. En iyi metin, en kötü uygulayıcının elinde çok berbat olabilir. Ama vasat bir metin iyi uygulayıcıların elinde şaheserler oluşturabilir.”

Yazının devamı...

Irak ile anlaşma hazırlığı ve Pençe Operasyonu

30 Mayıs 2019

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Irak’ın kuzeyindeki Hakurk’da, PKK hedeflerine yönelik Pençe Operasyonu’nun bir başka aşamasına 27 Mayıs öğle saatlerinde başladı. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın bizzat yönettiği operasyon 28 Mayıs sabah saatlerinde resmen duyuruldu. Operasyonun zamanlamasında dikkat çekici bir nokta var: Irak Cumhurbaşkanı Berham Salih’in ziyaretinden bir gün önce başlaması... Salih İstanbul’da olduğu sıralarda, TSK operasyona ilişkin ayrıntıları paylaşıyordu...

Not alınması gereken bir başka konu; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi’nin ziyaretinden sadece 13 gün sonra Salih ile görüşmesiydi. İki cumhurbaşkanının görüşmesine dair üzerinde durmamız gereken bir başka not; Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve MİT Başkanı Hakan Fidan’ın da görüşmede yer alması. Tüm bu notları yan yana getirdiğimizde, henüz resmi bir açıklama olmasa da, ağırlıklı gündemin, yapılması planlanan geniş çerçeveli bir Türkiye-Irak askeri işbirliği ve güvenlik anlaşması olduğunu tahmin etmek zor değil.

Erdoğan’dan ipucu

Anlaşmaya dair ilk ipucunu Cumhurbaşkanı Erdoğan, Abdülmehdi’nin ziyaretindeki basın toplantısında şu sözlerle vermişti: ‘Temaslarımızda DAEŞ, PKK ve FETÖ terör örgütleriyle mücadelemizin kararlılıkla sürdürülmesi ve bu alanda Türkiye-Irak arasında bir askerî iş birliği ve güven anlaşmasının yapılmasının isabetli olacağına karar verdik.’ Erdoğan, dışişleri, savunma ve istihbarat teşkilatı yetkililerinin en kısa zamanda görüşeceklerini de orada söyledi. İşte, Çavuşoğlu ve Fidan’ın Vahdettin Köşkü’ndeki görüşmede yer alması bu açıdan önemli.

Konuya yakın kaynaklara göre; daha önce Erbil’in kontrolünde olan, PKK terör örgütünün elindeki Sincar ve Mahmur gibi yerler artık Bağdat’ın, yani merkezi hükümetin kontrolünde. Merkezi hükümet ve ordu ülkeye büyük ölçüde hâkim. Bu nedenle, PKK ile mücadele için Ankara ile Bağdat’ın, daha iyi koordinasyonu içeren, çerçevesi geniş bir işbirliğine ihtiyacı var. 2017’den itibaren yakınlaşmaya başlayan ilişkiler bunun için fırsat sunuyor.

Üç formül önerisi

Türkiye bu çerçevede uzun süredir Irak’a bir dizi teklif sunuyor. Milli Savunma Bakanı Akar gazetecilerle yaptığı iftarda bu teklifleri şöyle anlatmıştı: Kandil, Karaçok orada durduğu, Sincar’da teröristler durduğu sürece Iraklı dostlarımızın bize anlayış göstermesini bekliyoruz. Biz onlara üç formül önerdik. Birincisi ‘siz yapın’ dedik. İkincisi ‘birlikte yapalım, biz size destek verelim’ dedik. Hayır değilse ‘bırakın biz yapalım, egemenlik meselesi gibi psikolojiye de girmeyin’ dedik. Türkiye uzun soluklu Pençe Operasyonu’na tek başına başladı, yürütüyor. Bir yandan operasyonu izlerken bir yandan da iki ülke yetkilileri arasında gerçekleşecek trafiği izlemek gerekiyor.

Yazının devamı...