Koronavirüsü tanımak

26 Ocak 2020

Henüz etkili bir tedavi yöntemi ve koruyucu aşısı bulunmayan bu virüsten korunmak için en başta bağışıklık sistemini yüksek tutmak ve bulaşma risklerinden kaçınmak gerekir.Çin’de başlayan ve çok kolay yayılabilen öldürücü de olabilen koronavirüs vakaları dikkati çekiyor. Tüm dünyayı alarma geçiren bu virüs, öyle ki şu sıralar ülkemizde çok sık görülen domuz gribi vakalarının da önüne geçti. Geçen ay Çin’in Wuhan kentinde başlayan salgın, yeniyıl tatili ve kutlamalarına denk gelmesi nedeniyle yayılma riskini artırıyor. Dünyanın en kalabalık nüfuslu ülkesi Çin’de ortaya çıkan bu virüs, iş ya da turistik sebeple yapılan seyahatlerin hareketlendiği bu dönemde Dünya Sağlık Örgütü’nü ve ulusal sağlık kuruluşlarını alarma geçirdi. Grip virüsüne benzer yolla bulaşabilen bu virüsün birkaç çeşidi bulunmakta. Önceleri hayvandan insana ve daha sonra da insandan insana bulaşıp değişik şiddette seyreden bu virüsün yakın akrabası 2003 yılında yine ilk olarak Çin’de görülüp hızla yayılarak önce 29 ülkede, 4 ay içinde de 37 ülkede toplam 8 bin 500 vakada tespit edilmişti. Bu vakalardan yüzde 10’a yaklaşan bir oranda 800’den fazla kişinin ölümüne yol açmıştı. SARS (Severe Acute Respiratory Sendrome) koronavirüsü olarak adlandırılan bu akraba, şimdilerde görülen virüsün yaptığına benzer şekilde belirtiler vermişti. Bir diğer akraba da 2012 yılında Suudi Arabistan’da tespit edilen ve benzer şekilde görülen Middle East Respiratory Syndrome (Orta Doğu Solunum Sendromu) hastalığına yol açan MERS-CoV’dir.




Belirtileri

Yazının devamı...

İlaç kullanmanın incelikleri

19 Ocak 2020

Kan sulandırıcı kullanırken yeşil sebze yemek, demir ilaçlarıyla çay içmek doğru mu? Ya antidepresan alırken kuru fasulye kaşıklamak!Hastalığımıza deva için kullandığımız ilaçların, esas etkilerinin yanı sıra birtakım yan etkilere de sahip olduğunu artık hepimiz biliyoruz. O yüzden fayda zarar hesabını iyi yapıp çok dikkatli kullanılmaları gerekir. İlaçların vücuda verdikleri bu ikincil etkilerinin yanında bir de eğer yanında başka ilaçlar da kullanmak gerekiyorsa bu ilaçlarla girdiği etkileşim söz konusu olabilir. Hatta yine kullanılan bu ilaçlar, yediklerimiz ve içtiklerimizle de etkileşime girebilir. Bu etkileşimlere çok dikkat etmek gerekir. Zira hastalığı tedavi için kullanılan bu ilaçların etkileri sırf bu yüzden azalır veya istenmeyen etkiler ortaya çıkar ve fayda yerine zararı dokunabilir. Kan sulandırıcılar ve yeşil sebzelerKan sulandırıcılarla beraber yeşil salatanın tüketilmesi ilacın etkisini azaltır. Pıhtı oluşumunu engellemek amacıyla sıkça kullandığımız K vitamini antagonisti olan ve “antikoagulan” olarak adlandırılan kan sulandırıcılar, kişiye ve yediklerine göre dozu değişen şekilde verilir. Kandaki etki düzeyi takip edilmelidir. Eğer doz düşük gelirse hiçbir işe yaramaz, yüksek gelirse de vücudun çeşitli yerlerinde örneğin beyinde istenmeyen kanamalara yol açabilir. K vitaminini bol miktarda içeren yiyecekler, örneğin yeşil salata ve sebzeler bol miktarda tüketilirse ilacın dozunu artırmak gerekebilir. Bu etkileşim kesinlikle bu yiyecekleri tüketmemek gerekir anlamına gelmez. Sadece her gün aynı miktarda tüketmek yeterli çözüm olacaktır.




Greyfurt etkisi

Yazının devamı...

Onlar isimsiz kahraman

12 Ocak 2020

İsimsiz sağlık kahramanlarının, olağanüstü çabaları, son günlerde doktor dizileriyle gözler önüne seriliyorGeçtiğimiz günlerde Sağlık Çalışanları Kongresi ve İstanbul Sağlık Yöneticileri Derneği’nin tanıtım toplantısına katıldım. Bu toplantıda, doktorluğun ne kadar saygıdeğer bir meslek olduğunu bir kez daha gördüm ve mesleğimle gurur duydum.
Kardiyolog olunca, özellikle hayati bir organla uğraştığımız için sıklıkla yoğun bakım kapılarında ya da tehlikeli bir ameliyattan çıkmış bir hastayı kontrol edip durumuyla ilgili bilgi verirken, hasta yakınlarından ve hastalardan mesleğimizle ilgili övgü dolu sözler almışımdır. Çoğu zaman kalıplaşmış bu sözler yüzümüzü gülümsetir, yorgunluğumuzu unutturur ve bize daha kuvvetli çalışma gücü verir. Çok imrenilen bu meslek, aslında büyük fedakârlıklar gerektirir. Sevilmeden de yapılamaz. Bu fedakârlık sadece doktorun kendisinin değil, okurken anne babasının, mesleğe başladığında ise eşinin, çocuklarının yaptığı fedakârlıkları da içerir.
Toplantıda gösterilen videoda 112 sağlık ekiplerinin hastayı hastaneye nasıl yetiştirdiklerini; acilde, yoğun bakımda tüm sağlık personelinin nasıl büyük bir çabayla çalıştıklarını gördüm. Bu görüntüler bana acil ve yoğun bakım nöbetlerinde geçirdiğim günleri ve geceleri hatırlattı. ”Anlatılamaz, yaşanmalıdır” tarzındaki bu hayatımız son zamanlarda sayıları artan doktor dizileriyle biraz olsun gözler önüne getiriliyor.

Doğru bir iletişim önemliAntalya’da, 5-8 Mart 2020’de Sağlık Çalışanları Kongresi toplanacak. Ben de bu kongrenin bilimsel kuruluna seçilmekten gurur duyuyorum. Kongrenin onursal başkanı ve İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun desteği ve katkıları çok önemli. Memişoğlu, toplantıda, sağlık çalışanlarının hasta ve hasta yakınlarıyla doğru bir iletişimin sağlanmasına dikkati çekti. “Ailesini bırakıp gecenin bir saatinde insanlarımızı kurtarmak için çabalayan birçok sağlık çalışanı, kahramanı var. Onların sesi çıkmıyor. Hastalar bizim, biz hastaların yanındayız; sağlık çalışanları bizim, biz sağlık çalışanlarının yanındayız” diyerek sessiz sağlık kahramanlarının kalbine dokundu.
Toplantıya ayrıca İstanbul Sağlık Yöneticileri Derneği Başkanı Serdal Zelyurt, Sağlık Çalışanları Kongresi Genel Sekreteri Avukat Şule Yılmaz, kongre başkanı Doç. Dr. Rabia Bilici, Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Başkanı Reşat Bahat ile İstanbul’daki birçok hastanenin yöneticileri, çok sayıda sağlık çalışanı da katıldı. Bu kongre, ülkemizde hekime şiddet, hakaret gibi utandırıcı davranışlarda bulunan kendini bilmezlerin sayısını azaltmaya yardımcı olur mu bilemem, ancak bu sessiz kahramanların sesini duyurmakta ve haklarını ortaya koymada mutlaka yardımcı olacaktır.

Yazının devamı...

İklim sağlıkta sinyal veriyor

5 Ocak 2020

Hâlâ umursamıyor olabiliriz ama Dünya Sağlık Örgütü, iklim değişikliğinin  21’inci yüzyılda en büyük sağlık tehdidi olabileceği uyarısında bulunuyor

İklim değişikliğinin dünyada yarattığı olumsuz etkiler sürekli konuşuluyor. Yaşantımıza, çevremize bu yüzden neler olduğunu görüyoruz, etkileniyoruz. Kimilerimiz farkına varıyor ve dikkat ediyor. Kimilerimizin ise hâlâ umurunda bile değil. “Kuraklık olur, suyumuz tükenir, içecek su dahi bulamayız, enerjimiz tükenir” diyoruz. Ancak kimse bunun yakın bir zaman içinde olmayacağını düşünerek umursamıyor. Oysa iklim değişikliğinin sağlık üzerine olumsuz etkileri kendisini çok daha önce gösterecek, hatta göstermeye çoktan başladı bile.

Mevsimlerdeki anormallikler hepimizin dikkatini çekiyor. Aralık ayında 20 derece sıcaklıkları görüyoruz. Güzel güneşli günler belki bizi geçici olarak mutlu edebilir. Ancak dünyanın gittikçe ısınması, ileride kuraklık ve susuzluğun ortaya çıkmasının habercisi de olabilir. Kış mevsiminin bu şekilde ılıman geçmesi ile beraber yaz mevsimi de aşırı sıcak ve bunaltıcı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Sıcak havanın özellikle kalp damar sistemine ve solunum sistemine olumsuz etkileri vardır. Yaşlılar, bebekler, 5 yaş altı çocuklar, kronik hastalığı, özellikle de kalp ve akciğer hastalığı olan kişiler, bu etkilerin en çok tehdidi altında kalan riskli grubu oluşturur. Sıcak havanın yarattığı olumsuz etkiler, sadece sıcağın vücutta yol açtığı doğrudan etkilerin yanı sıra solunan havanın kalitesinde de kendisini gösterir.

Yerli otomuz çevre dostu

Dünyamızı saran atmosfer bir battaniye gibi ısınmamızı da sağlar. Atmosferin içinde, sera gazı olarak adlandırılan karbondioksit, metan, su buharı, ozon, azot oksit vb. gazlar bulunur. Bu sayede yeryüzüne gelen güneş ışınları ile beraber yaşamı sürdürecek ısı sağlanır. Ancak bu gazların miktarındaki anormal artış, küresel ısınma dediğimiz dünyanın kaderini etkileyen süreci de başlatır. Endüstriyel atıklar, fosil yakıtların kullanımı, motorlu taşıtların sayısındaki artış, insan kaynaklı hava kirliliğini, karbondioksit (CO2) gazındaki aşırı artışı tetikler. Geçtiğimiz günlerde Türkiye Otomobil Girişim Grubu’nun (TOGG) geliştirdiği ilk yerli otomobilimizin tanıtımı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla gerçekleşti. Tasarımıyla, kalitesiyle gurur duyduğumuz millî otomobilimiz aynı zamanda elektrikli ve çevre dostu. Çevre kirliliğine ve iklim değişikliğine son derece önemli bir fayda sağlayacak bu örnek girişim iki kat gurur duymamızı sağlıyor.

DSÖ uyarıyor

Geçen ayın başında Madrid’de yapılan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’nda (COP25) tüm dünyanın geleceğini etkileyen bu konu etraflıca tartışıldı. Akabinde Birleşmiş Milletler’in alt kuruluşlarından biri olan Dünya Sağlık Örgütü de iklim değişikliğine yönelik yeni raporunu açıkladı. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, rapora ilişkin yaptığı açıklamada, “İklim değişikliği sadece gelecek nesillerin ödemesi gereken bir fatura değil, aynı zamanda insanların günümüzde sağlıklarıyla ödedikleri bir bedeldir” diyerek konunun aciliyetini vurguladı. Bu raporda ayrıca iklim değişikliğinin 21’inci yüzyılda en büyük sağlık tehdidi olabileceği uyarısı da yapıldı. İklim değişikliği sebebiyle görülen sağlık problemleri arasında kalp akciğer ile ilgili kronik hastalıkların yanı sıra stres ve aşırı hava olayları ile gıda ve su kirliliği, kolera, dang veya sıtma gibi bulaşıcı hastalıklar da yer alıyor. O yüzden, bu konuyu umursamakta ve duyarlı olmakta yarar var.

Yazının devamı...

Sağlığa yapay zekâ dokunuşu

29 Aralık 2019

Yapay zekânın kullanıldığı uygulamalar, sağlık alanında büyük kolaylıklar sunuyor. Ama henüz doktorların yerini robotlar mı alacak diye endişe etmeye gerek yok; sağlığımız hâlâ doktorların özenli ellerine emanetBilim ve teknolojinin ilerlemesiyle sağlık alanında da çığır açan buluşlar gerçekleşiyor. Bu buluşlar çoğu zaman hayatı kolaylaştıran gelişmeler olarak karşımıza çıkıyor. Kimi zaman ölümcül ya da ağır hasar bırakacak bir hastalığın, tedavi edilebilir evresinde teşhis edilmesini sağlıyor. Kimi zaman da bize, tedaviyi kolaylaştıran ya da doğrudan sağlayan yeni teknikler sunuyor. Eskiden bilimkurgu dediğimiz birçok olay, artık gerçekleşmiş hâlde. Robotik ameliyatlar, üç boyutlu yazıcılar bu yöntemlerden sadece birkaçı. Bu sene Sağlık Bakanımız Dr. Fahrettin Koca önderliğinde sağlıkta hizmet kalitesinin artırılması ve yüksek teknolojinin daha etkin kullanılabilmesi amacıyla Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı bünyesinde kurulan Sağlık Veri Araştırmaları ve Yapay Zekâ Uygulamaları Enstitüsü, ülkemiz için atılmış önemli bir adım. MR, tomografi, mamografi gibi bazı görüntüleme tekniklerinin raporlanmasında yapay zekânın kullanılması, gözden kaçabilecek detayların atlanmasını engelliyor ve gereksiz tekrarların önüne geçilebiliyor. Bu gelişmeler, bazı kimselerin aklına “Doktorların yerini makineler ya da bilgisayarlar mı alacak?” sorusunu getirebilir. Bir doktor olarak “Tabii ki değil” diye doğrudan cevap vereceğim. Bilgisayarlar, robotlar işimizi kolaylaştırabilir, çabuklaştırabilir, ancak sonuca erişmek sentezi ve yorumu yapmak yine doktorun işi olarak kalacaktır. Biz sadece makinelerin verdiği bilgilere göre hareket etmeyiz. Hastaya dokunup, muayene edip, dinleyerek, anlatış tarzı ve ifadesine göre şüpheliyi dinleyen dedektif gibi kafamızda yorum yaparız.

Acaba neyim var?
Dijitalleşme yolunda önemli gelişmelerden biri de tüm sağlık kuruluşlarının verilerini buluşturan bir kişisel sağlık kaydı sistemi olan “e-nabız” uygulamasının devreye girmesi. Bu yıl mobil kullanıcı sayısı 15,5 milyonu bulan “e-nabız”ın kullanımı hızla yaygınlaşıyor. Bu dijital platformda kullanıcı, kendi verilerini istediği kişi ile paylaşabilir, görüntüler dâhil olmak üzere tüm tahlillerini istediği hekime açabilir veya kapatabilir, randevusunu alabilir, en yakın eczaneye kadar birçok veriye ulaşabilir. Bu yıl başlayan “Neyim Var?” projesi ise yine yapay zekânın kullanıldığı bir başka proje. Bu projeyle vatandaşların randevu taleplerinin doğru polikliniklere yönlendirmesi planlanıyor. On-line olarak yöneltilen sorulara verilen cevaplar ve geçmiş sağlık verileri sayesinde zenginleştirilmiş bir yapay zekâ algoritması kullanılacak, böylece hastaların uygun branşlara ve hastaneye yönlendirmesi sağlanacak. Bu yıl için ülkemizde sağlık alanında yapılan bu teknik ilerlemelerin yanı sıra bilimsel olarak da teşhis ve tedavide bilim insanları durmaksızın çalışıyor. Genlerle uğraşılarak kişiye özel tedaviler bulunuyor. Kanser gibi korkutucu hastalıkların birçok çeşidi artık kolayca tedavi edilebilir hâle geliyor. Bazıları ise aşıyla önlenebilir durumda.

Elon Musk devrede
Tıpta hayranlık uyandırabilecek bir başka fikir de şaşırtıcı girişimleriyle ünlü Elon Musk’ın teknoloji şirketi “Neuralink” tarafından ortaya atıldı. Bu fikirdeki amaç, beyne takılan bir implant ile sinir hücrelerine elektrik sinyalleri gönderilerek, beynin bozulan fonksiyonlarını iyileştirmek. Bu sistem, felçli hastaların kolunu bacağını hareket ettirmesini sağlamasının yanı sıra Parkinson ve Alzheimer hastalarının maruz kaldığı zihinsel ve bedensel fonksiyon kayıplarını da hafifletebilecek. Aynı şekilde depresyon, bağımlılık, otizm, epilepsi ve konuşma bozuklukları gibi gündelik yaşamı kısıtlayan hastalıklara da çözüm olabileceği düşünülen bu yöntem henüz tıpta günlük kullanıma sunulmadı. Bu gelişmelerin yanı sıra Musk, nihai amacının “insanüstü bilinç” olduğunu da söylüyor. Yani yapay zekâ ile insan beynini birleştirerek, insanüstü ileri zekâlı bir yaratık ortaya çıkarmayı düşünüyor.

Yazının devamı...

Kıvrandıran karın ağrıları

22 Aralık 2019

Hepimiz hayatımız boyunca en az bir kez karın ağrısı çekmişizdir. Ne kadar rahatsız edici olduğunu da iyi biliriz. Karın ağrısı değişen şiddette olabilir. Bölgesine göre, tarzına göre sebepleri de değişirBazı karın ağrıları çok ciddi ve tehlikeli olup acil cerrahi müdahale gerektirdiği gibi çoğu zaman da kendiliğinden geçecek önemsiz bir ağrı söz konusu olabilir. Karın ağrısına bulantı, kusma, ishal bazen de ateş eşlik ediyorsa en sık görülen sebebi tıpta gastroenterit olarak adlandırılan bağırsak infeksiyonudur. Bu infeksiyonlar bakteri ya da virüs nedeniyle olabilir. Hastalık kirli ve mikroplu deniz, göl, havuza girildiğinde, şebeke suyuna mikrop karıştığında, iyi yıkanmamış ve pişmemiş gıdalar, iyi pişirilmemiş et, yumurta, pastörize olmamış ya da çiğ süt ve süt ürünleri tüketildiğinde, hasta kişinin dışkı ve kusmuğuna bulaşmış nesnelere dokunduktan sonra ya da doğrudan temas sonrasında yıkanmayan ellerin ağıza götürülmesiyle kolayca bulaşır. Büyük salgınlara yol açan tifo hastalığı, iyi şartlarda hazırlanmamış konservelerde üreyen bakterinin yol açtığı Botulizm hastalığı tehlikeli gastroenterit sebeplerine örnektir. Ancak çoğu zaman bu hastalıkta sebep basit bir virüstür ve birkaç günde kendiliğinden geçer. Karın ağrısı da kaybolur.




Bir de kronik inflamatuar bağırsak hastalıkları vardır. Halk arasında kolit olarak da bilinen bu hastalık bağırsak iç yüzeyinde bir takım iltihabi değişikliklerle seyreder ve değişik etkenlerden etkilenerek hayat boyu zaman zaman artıp azalarak tekrarlar. Bu konudan başka bir yazımda daha detaylı bahsedeceğim.
Bazen bağırsaklardaki bu iltihabi yaralar çok derinleşir bağırsağın delinmesine sebep olur. Bazen de değişik sebeplerle bağırsak tıkanıklıkları olabilir. Hasta ne gaz ne de dışkı çıkarabilir. Karın ağrısı çok şiddetlidir. Bu gibi durumlarda acil ameliyat gerekir. Bağırsak içinde divertikül dediğimiz ve bağırsak iç duvarının kesecikler halindeki çıkıntıları olarak karşımıza çıkan oluşumlar bazen iltihaplanarak divertikülite neden olabilir. Çocuklarda daha sık görülen ve karın içindeki lenf bezlerinde şişme ile seyreden mezenter lenfadenit de kıvrandıran bir karın ağrısı yapabilir.

Yazının devamı...

Boğaza bir şey kaçınca

15 Aralık 2019

Boğaza kaçan cisim soluk borusunu tıkadığında kısa süre içinde müdahale edilmesi gerekir. Acil durumlarda uygulanan Heimlich manevrası bugüne kadar pek çok kişinin hayatını kurtarmıştır

Ankara’da okul kantininden aldığı şırınga şeklindeki çikolatayı yerken kapağının boğazına kaçması üzerine yaşamını yitiren Mert’in ölümü Türkiye’yi yasa boğdu. Acı olayın ardından bir “şırıngalı çikolatadan ölüm” haberi de Diyarbakır’dan geldi.

Soluk borusuna bir şey kaçması en sık çocuklarda karşımıza çıkar. Özellikle 3 yaş altındaki çocuklara fındık, leblebi gibi taneli yiyecekleri vermekten kaçınmak gerekir. Bunları ezerek ve toz haline getirdikten sonra verebiliriz. Çocuklar yalnız kaldıklarında her bulduklarını ağızlarına götürebildiklerinden bu her zaman yiyecek olmayabilir. Oyuncakların küçük parçaları ya da ortalıkta bulduğu herhangi küçük bir cisim olabilir. Bazen çocuk bunu yutar. Çoğu zaman zararsız bir şekilde dışkıyla çıkarır. Madeni paralar, düğmeler bu konuda sicillidir. Ancak bazen de boğazına kaçar hemen öksürük refleksiyle çıkarmaya çalışır ancak bazen çıkaramaz ve maalesef nefes alamayarak hayatını kaybeder. Boğaza kaçan şey her zaman katı bir cisim olmayabilir. Bazen içilen su veya tükürük bile kaçarak nefes almayı engeller.

Bebeklerde ve çocuklarda çok sık görülen bu olaya her yaş grubunda rastlanabilir. Belki erişkinler düğme, boncuk gibi cisimleri ağzına almaz ama onlarda da boğaza yiyecek kaçması, kusarken soluk borusuna kusmuk kaçması, bir şey içerken de yine aynı şekilde kaçabilmesi mümkündür. Özellikle yutma refleksinin bozulduğu hastalarda bunu çok sık gözlemleriz. Ayrıca ağızda yiyecek varken konuşmak, gülmek hareket etmek de bunu daha da kolaylaştırır.

Heimlich manevrası

Boğaza kaçan cisim soluk borusunu tıkadığında kısa süre içinde müdahale edilmesi gerekir. Öksürük, nefes alma ve konuşmanın mümkün olmadığı, yüzde morarmanın başladığı durumlarda hava yolu tam tıkanmıştır. Böyle acil durumlarda uygulanan Heimlich manevrası 1974’de Dr. Henry Heimlich tarafından tarif edilmiştir. Bugüne kadar pek çok kişinin hayatını kurtaran bu manevranın mucidi Dr. Heimlich 3 yıl önce tam da bu günlerde kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetti. Bize tıp fakültesinde klinik dersler başladığında acil müdahaleler arasında önemle üzerinde durularak öğretilen bu manevra aslında uygulaması çok basit ve herkesin kolayca yapabileceği bir şekildedir. Boğazına bir şey kaçmış kişiyi arkadan kucaklar gibi kavrarken bir elimizi başparmağımız aşağı gelecek şekilde yumruk yapıp diğer elimizle de onun üzerine getirip destek alarak iman tahtası denilen kemiğin hemen altından kuvvetli bir basınç uygulayarak kaldıracak şekilde kavrarsak göğüs içindeki artan basınçla boğaza takılan cisim ağızdan fırlayacaktır. Eğer tek başınaysanız bir iskemle ya da masanın köşesine yaslanıp aynı bölgeye bası uygulamaya çalışmalısınız. Burada maksat yine aynı şekilde göğüs içi basıncı artırıp soluk borusundaki cismin geri çıkmasını sağlamaktır. Erişkinlerde uygulanan bu manevra bebeklerde ve çocuklarda da yine aynı mekanizma ile ancak biraz daha nazik ve farklı bir şekilde yapılır.

 

Yazının devamı...

Gripte antibiyotik kullanmayın

8 Aralık 2019

Antibiyotikler bakterilerin neden olduğu hastalıklar için kullanılır. Grip ise virüslerin yol açtığı bir hastalıktırGeçtiğimiz ay boyunca havanın bir soğuk, bir sıcak olması tahmin ettiğiniz gibi nezleye, gribe davetiye çıkardı. Her zaman tekrarladığım gibi hastalığa yakalanmadan korunmak ve hastalığı önlemek burada da çok önemli. Damlacık ya da temas yoluyla kolayca bulaştığı için biriyle tokalaştığımız ya da temizliğinden emin olmadığımız yerlere değdirdiğimiz zaman ellerimizi hemen yıkamalıyız. Bulunduğumuz yeri özellikle kalabalıksa sık sık havalandırmalıyız. Bu hastalığa yakalanmış kişilerden uzak kalmaya dikkat etmeliyiz. Gripten korunmada en önemlisi vücut direncimizi yüksek tutmaktır. Mikroplarla günlük yaşantımızda sık karşılaşırız. Fakat vücut direncimiz sayesinde bizde hastalık oluşmaz. Vücut direncimizi yükseltmek için mikrobiyotamıza dikkat etmeli probiyotikleri ve prebiyotikleri tüketmeyi ihmal etmemeliyiz. Taze meyve, sebzeleri mevsiminde tüketmek, dengeli ve sağlıklı beslenmek gerekir. Bol sıvı alınmalı; başta C, B vitamini ve çinko olmak üzere vücut için gerekli tüm vitaminlerle desteklenmeli. Gerekirse ilaç olarak takviye almak gerekebilir. Örneğin D vitamini vücudun bağışıklık gücü açısından son derecede önemlidir. Güneşte deri üzerinde yapılan bu vitamin bir hormon gibi hareket ederek vücutta kemik, kas sisteminin yanı sıra bağışıklık sisteminde de önemli bir etkiye sahiptir. 




Kışın daha çok kapalı ortamlarda kalındığı için ve güneş de kendisini az gösterdiği için bu vitaminin vücuttaki düzeyi düşer. Yiyeceklerde de neredeyse hiç bulunmayan bu vitamini ilaç olarak dışarıdan almak gerekir. Ancak yağda eriyen ve vücutta birikebilen bu vitamini kanda ölçtükten sonra kontrollü bir şekilde almak gerekir. Bağışıklığı yüksek tutmak için sigara içmemek, fiziksel aktiviteyi ihmal etmemek gerekir. Uykunun düzenli olması da bağışıklık sisteminin doğru çalışması için çok önemlidir. Gribin önlenmesinde ayrıca grip aşısının da önemli bir yeri vardır.

Yazının devamı...