Muayene nasıl olmalı?

18 Ağustos 2019

Bir doktor için muayene hasta kapıdan içeri girer girmez başlar. Hastanın ifadesi, duruşu bile bazen olayın yarısını anlamamıza yeter. Elimizde tüm tetkikleri olsa da hastayı mutlaka muayene etmek gerekir.

Fransızcada tıpta “Sens clinique” diye bir terim vardır. Bizde de okunduğu şekliyle “Sans klinik” olarak geçer. Bu terim doktorun tanı ve tedavi sırasında tıp kitaplarında yazılanlara ek olarak hissederek yaklaşımıdır. Doktor hastasında gördüklerini, bulguları bu hisle birleştirip farklı bir bakışla algılar. Bir çeşit sanatçı yaklaşımıyla hissederek ilerler. Bu özellik zamanla ve tecrübeyle gelişir. Ama en önemlisi doktorun bu özelliğini geliştirebileceği bir hastane ortamında çalışmasıdır. Çünkü insan vücudu ayrı makinelerden oluşmuş bir robot değildir. Organlar bir sistem biçiminde birlikte çalışır. Bir organdaki değişiklik ya da bir hastalık diğer organları da etkileyebilir. Bu nedenle tüm branşların uzmanlarının birbiriyle yakın irtibatta olacağı tam teşekküllü bir hastane ortamı hem hasta hem de doktor için büyük konfordur.

Bir dedektif gibi iz sürmek

Biz doktorlar hastane içinde devamlı birbirimizle konuşur çoğunlukla da ilginç vakalarımızı tartışırız. Farklı branşlardaki arkadaşlarımız farklı yorumlar yapar. Bu görüşmeleri bazen kafetaryada yemek yerken veya çay içerken yaparız ya da konseyde dosya sunarak tartışırız. Bu nedenle sadece muayenehanesinde hasta gören meslektaşlarımın para kazanmak konusunda değil ama bu konuda şanssız olduğunu düşünüyorum. Hangisi önemli diye sorarsanız yıllarını yoğun bakım nöbetlerine ve hastane koridorlarına vermiş biri olarak tabii ki ikincisi önemli diyeceğim. Ben bu sans klinik kavramını ilk kez Sorbonne Üniversitesi hastanesinde kardiyoloji eğitimi alırken hocalarımdan öğrendim. Bir doktor sadece kitaplarda yazılana göre hareket etmez buna kendi yorumunu da katmalıdır. Örneğin kalp damar hastalığında göğüs ağrısı her zaman tipik değildir. Genelde göğüsün ortasındaki kemik üzerinde bir ağrı ya da baskı ile kendini göstermesi gerekirken özellikle kalbin alt bölümünü ilgilendiren damar tıkanıklıklarında mide üzerinde de hissedilebilir. Bu nedenle ağrının karakteri, ne zamanlar oluştuğu, ne kadar sürdüğü ve nasıl geçtiği iyice sorgulanmalıdır. Bazen bir dedektif gibi sonuna kadar hastalığın izini sürerken hastayı da gereksiz tetkik ve tedavilerden koruyacak şekilde hareket etmelidir.

Bir doktor için muayene hasta kapıdan içeri girer girmez başlar. İfadesi, duruşu bile bazen olayın yarısını anlamamıza yeter. Elimizde tüm tetkikleri olsa da hastayı mutlaka muayene etmek gerekir. Bununla ilgili küçük bir hikaye anlatacağım size.

Bayram tatilinden de istifade edip yıllık iznimi birkaç gün üzerine ekleyip Monako’da konsultan kardiyolog kadrosunda olduğum kalp hastanesine geldim. Bu hastane kendi sabit kadrosunun yanı sıra tüm dünyadan seçilmiş doktorları da konsultan vasfında bünyesinde bulunduruyor. Bu nedenle kardiyolog veya cerrah, dünyaca ünlü bir doktoru burada görüp birlikte vaka tartışabilirsiniz. Bu şık ve modern cihazlarla dolu hastaneye dünyanın değişik ülkelerinden hastalar gelmekte. Bir gün hastanenin kurucu kardiyologlarından birine bir prens muayeneye gelmiş. Doktor prensi alt çamaşırına kadar soyup muayene edince aort damarının genişlediğini tespit edip acil ameliyata göndermiş. O güne kadar kimse prensi bu kılıkta muayene etmeye cesaret edemediği için az kalsın hastalık atlanacakmış.

Yazının devamı...

Sağlıklı bayramlar

11 Ağustos 2019

Kurban Bayramı’nda hayvandan insana bulaşabilecek hastalıklardan korunmak için bazı kurallara dikkat etmemiz gerekiyor. Bu nedenle kurban satış yerlerinin, kurbanın naklinin, kesim yerlerinin ve etin işlenmesi aşamalarının gerekli hijyen şartlarını taşıması gerekir.

Bugün Kurban Bayramı’nın ilk günü, yazıma önce bayramınızı kutlayarak başlamak istiyorum. Kutlama dileklerimiz geleneksel olarak hep sağlık dileğini de içerir. Bayramı, yaş gününü, yeni yılı kutlarken sağlıklı olsun dileklerimizi de iletiriz. Doğrusu da budur gerçekten, sağlık olmadan hiçbir şeyin değeri yoktur. Sağlık her şeyden önce gelir. Bu yıl Kurban Bayramımız yaz mevsiminin en sıcak günlerine denk geldi.

Birçoğumuz da bu süreyi tatil beldelerine seyahat ederek geçiriyor. İster evimizde, ister uzakta, ister tatilde ister nöbette olalım bayramların değeri hepimiz için büyüktür. Birlik, beraberlik ve dayanışmayı çağrıştırır. Ben bugünkü yazımda Kurban Bayramı’nın sağlığı ilgilendiren kısmından bahsedeceğim. Sağlık Bakanlığımızın da uyardığı gibi Kurban Bayramı’nda hayvandan insana bulaşabilecek hastalıklardan korunmak için bazı kurallara dikkat etmemiz gerekiyor. Bu nedenle kurban satış yerlerinin, kurbanın naklinin, kesim yerlerinin ve etin işlenmesi aşamalarının gerekli hijyen ve teknik şartları taşıması gerekir. Hasta hayvanla temas, ondan elde edilen etin tüketimi, hayvanın salgılarına, kanına veya diğer çıkartılarına dokunma sonucu, deri, kürk, deriden yapılan eşyalarla temas, hayvanlardan beslenen kene, sivrisinek gibi hayvanlar aracılığıyla insanlara bulaşabilen bir dolu hastalık vardır.

Hayvan dışkısının ete bulaşmasıyla az pişmiş ya da çiğ köfte gibi pişmemiş et tüketenlerde sık görülen E. Coli infeksiyonu toplu yemek yenilen yerlerde görülen ishal ve kusmayla seyreden infeksiyonların en sık sebebidir. Benzer şekilde sıklıkla kedi dışkısıyla bulaşan toksoplazma paraziti ise halsizlik, yorgunluk, lenf bezlerinde büyüme gibi belirtilerle hafif geçebildiği gibi bağışıklık sistemi düşük kimselerde ağır seyredebilir. Gebelik sırasında infeksiyonlu anneden bebeğine geçip, bebekte beyin hasarı, körlük ve büyüme geriliği yapabilir.

Üç tür şarbon vardır

Yumurta ve kanatlı hayvanlar başta olmak üzere sığır eti, koyun eti, balık, süt ve süt ürünleri gibi gıdalarla bulaşan Salmonella mikrobu ise tifo olarak yaygın tanınan türü ile beraber mide bulantısı, karın krampları, kusma ve ishale sebep olabilir. Özellikle sığır, koyun, keçi, deve gibi ot yiyen hayvanlardan insanlara bulaşan bir diğer hastalık şarbondur. Üç tür şarbon vardır. Sindirim sistemi şarbonu, hastalığı taşıyan hayvanların çiğ veya az pişmiş etini yemekle bulaşır. Nadirdir. Hastalarda bulantı, kusma, karın ağrısı, kanlı kusma, kanlı ishal vardır. Daha ileri aşamada karında sıvı birikir. Tedavi edilmezse ölümle sonuçlanabilir. Akciğer şarbonu, hayvanların kıl ve yünlerinin işlenmesi sırasında hava yoluyla alınır. Hızla solunum yetmezliği, şok ile ölüme sebep olur. Biyolojik silah olarak kullanımı ve bu mikrobu içeren mektuplar bir zamanlar çok konuşulmuştu. En sık görülen şekli ise deri şarbonudur.Çoban çıbanı diye de bilinir. Hayvanların kesilmesi sırasında açık yara varsa deriden bulaşır. Çıbanı çevreleyen doku geniş, ödemli, kırmızıdır. Bölgesel lenf düğümü şiş, ağrılıdır. Yüz ve boyun bölgesindeyse tablo daha ciddi seyreder.

Hastalıktan korunmak için

Etin rengi ve kokusuna bakın, iyice pişirin. Ete çıplak elle dokunmayın.Dokunmak zorunda kalırsanız, ellerinizi iyice yıkayın. Eğer elinizde sıyrık, açık yara varsa kapatın. Et kestiğiniz tahtada çiğ sebze ve salata doğramayın. Kesim bıçağını iyi yıkayın. Derin dondurucuda ise 6 aydan fazla bekletilmiş etleri tüketmeyin. Buzdolabınızda beklettiğiniz etli yemekleri bir kereden fazla ısıtmayın.

Yazının devamı...

VİRÜSLERLE BULAŞAN HEPATİTLER

28 Temmuz 2019

Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Hepatit Birliği tarafından 28 Temmuz günü bütün dünyada ve Türkiye’de bu hastalığa dikkat çekmek adına “Dünya Hepatit Günü” olarak belirlenmiştir

Hepatit değişik nedenlerle olabilir. Bu yazımda mikrobik olan ve bulaşabilen viral hepatitlerden bahsedeceğim. Viral hepatitler A, B, C diye adlandırılan değişik virüslerle olan karaciğer iltihabı şeklinde seyreder ve sebebi olan virüsün adıyla da adlandırılır. Ciltte ve göz aklarında sararmayla seyreden bu hastalık halk arasında sarılık olarak ifade edilir. Bu sarı rengin sebebi kanda biluribin denilen maddenin yüksekliğidir. Bilirubin, vücudun eski kırmızı kan hücrelerini yenilerken ortaya çıkan sarı bir maddedir. Karaciğer kandaki bilirubini alarak filtreler ve safra yoluyla atar. Eğer karaciğerde bir hasar ya da viral hepatit gibi bir hastalık varsa bu görevini tam olarak yerine getiremez. Böylece bilirubin atılamaz, birikir sarılık ortaya çıkar.

 

Çocukluk çağında görülür

A hepatiti sıklıkla çocukluk çağında ve ilk beş yaşta karşımıza çıkar. Halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, karın ağrısı, ateş yüksekliği, kas ağrıları, göz aklarında sararma, ciltte sararma, idrar renginin koyulaşıp çay rengini alması, dışkı renginin açılıp, kül rengini alması görülür. A hepatiti dışkı ile atılan mikrobun ağız yoluyla alınması ile bulaşır. Hasta kişinin kullandığı banyo ve tuvalet, klozet, el tutma yerleri ve musluklar,  çamaşır suyuyla temizlenmeli, kullandığı tabak, kaşık, bardak, havlusu ayrılmalıdır. Hasta mutlaka  yatarak istirahat etmeli, tuvalet sonrası eller iyi dezenfekte edilmelidir. Sarılık çıktıktan sonra bir hafta süreyle bulaştırıcılığı devam eder. A hepatitinin özel bir tedavisi yoktur. Yüzde 99’u 3 ay içinde kendiliğinden iyileşir. Ateş kontrolü yapılıp, yeterli sıvı ve gıda alımına dikkat edilir. Kendiliğinden geçecek bile olsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Çünkü bildirimi zorunlu bir hastalıktır.

B hepatiti de benzer belirtilerle kendini gösterir ancak buradaki virüs farklıdır. Farklı yollarla bulaşır ve hastalık kronik bir hal alabilir.

Kronikleşme ihtimali  daha yüksek

Kronik hepatitin önemi zamanla karaciğer sirozuna, yetersizliğine ve hatta kanserine sebep olmasıdır. Mikrobu taşıyan veya hasta olan kişinin vücut sıvısı veya kan yoluyla bulaşan mikrop, jilet, tıraş makinesi, makas, diş fırçasının ortaklaşa kullanımıyla, manikür pedikür malzemelerinin  doğru şekilde sterilize edilmeden kullanımıyla, aynı enjektörlerin kullanılması (bu nedenle damardan uyuşturucu kullananlarda çok sık görülür), kazayla batan iğneler, diş tedavileri, korunmasız cinsel ilişki yoluyla, sterilizasyona dikkat edilmeden  yapılan dövme ve piercing ile ve gebeden çocuğuna doğum sırasında  geçebilir. Aynı şekilde mikrobu taşıyan kişilerden alınmış kan ve kan ürünlerinin nakli ile de bulaşabilir. Ancak usulüne uygun şekilde hastanede verilen kanlarda doğru kontrol yapıldığı için bu olasılık yoktur.

Yazının devamı...

Okumak akla iyi gelir

21 Temmuz 2019

Kitap okumak boş vaktimizi değerlendirmek için tavsiye edilecek basit bir uğraş olmaktan çok daha fazlasıdır.

Okuduklarımız sayesinde öğrendiklerimizle kendimizi geliştirip, bilgi dağarcığımızı artırdığımız gerçeği bir yana; kitap okumanın zekaya, hafıza ve algı gücüne de inanılmaz katkısı olur. Biz okurken bir yandan beyin hücreleri (nöronlar) arasındaki bağlantılar (sinapslar) artar. Beyinde hücreler arası bilgi bu bağlantılar sayesinde taşınır. Eğer beyin hücresinin bağlantısı yoksa bir işlevi de yok demektir. Yani işe yaramadan bir yer kaplar. Bağlantılar sayesinde bilgi iletişiminde bulunan hücreler ise belli kümeleri oluşturur. Beyinde farklı bölgeler farklı işlevi üstlenir. İşitme, görme, yürüme, okuma, yazma, öğrenme, korkma, sevme, nefret gibi zihinsel, duygusal ve fiziksel birçok çeşitte işlevi olan bu organ zaman içinde geliştirilmeye müsaittir.

Beynin ”İşleyen demir ışıldar” misali kullandıkça artan bir fonksiyonu vardır. Kitap okumak da bunu güzel bir şekilde sağlar. Ancak kitap okurken neden ve nasıl okuduğunuz da önemlidir. Ünlü filozof yazar Francis Bacon’ın şu sözlerini unutmamak lazım. “YaIanIamak ve reddetmek için okuma! İnanmak ve her şeyi kabuIIenmek için de okuma! Konuşmak ve nutuk çekmek için de okuma! Tartmak, kıyasIamak ve düşünmek için oku!”, “Bizi güçIü yapan yedikIerimiz değiI, hazmettikIerimizdir. Bizi zengin yapan kazandıkIarımız değiI, muhafaza ettikIerimizdir. Bizi biIgiIi yapan okudukIarımız değiI, kafamıza yerIeştirdikIerimizdir.”

Yalnızlıktan kurtarır

Kitap okurken ille de ders çalışır gibi okumak gerekmez. Öncelikle bunu keyif için yapmalıyız. Ama okurken de hakkını vermeliyiz. Anlamaya gayret etmeli, gerekirse tekrar tekrar okumalıyız. Bizi sürükleyen bir roman, içindeki sahneleri hayalimizde canlandırdığımız zaman, karakterlerin hissettiklerini yaşamaya çalıştığımız zaman aynı konuyu bir film olarak seyretmemize kıyasla beynimiz daha fazla gelişecektir. Kitap okumak unutkanlığa iyi gelir. Alzheimer’ı geciktirir. Konsantrasyonumuzu geliştirmemize faydalıdır. Dikkatimizi bir yönde toplamamızı kolaylaştırır. Konuşmada akışkanlık ve cümle kurmada kolaylık sağlar. Kelime dağarcığımızı geliştirir. İletişim kurmamızı kolaylaştırır. Görgümüzü, bilgimizi artırır. Bu sayede toplum içinde kendimize güvenerek fikrimizi söylememizi kolaylaştırır. Cesaret ve özgüvenimizi artırır. Depresyona iyi gelir, yalnızlıktan kurtarır. Gece okuduğumuz kitaplar uykuya geçişimizi kolaylaştırır. Tabii bu amaçla okuduklarımızda seçtiğimiz konulara dikkat etmeli uykumuzu kaçırmayacak olanları tercih etmeliyiz. Kitap okumak öyle masraflı bir alışkanlık da değildir. Örneğin Paris’te Sorbonne’da burslu olarak kardiyolojide uzmanlık eğitimi aldığım dönemde Fransızcayı ilerletmek adına çok kitap okuyabilmek için oturduğum mahallenin kütüphanesine yazılmıştım. Ayrıca Paris’te bazı büyük kitapçıların önünde ve Sen Nehri kıyısındaki tezgahlarda okunmuş ikinci el kitapları bulmak mümkündür. Bunların bazıları nispeten iyi durumda ve yeni bazıları da çok eski ve nostaljik kitaplardı. Bende hepsinin ayrı bir değeri vardır ve kütüphanemde hala saklarım.

Yaz mevsiminde birçoğumuz iznini kullanarak tatile çıktı. Okullar kapandı ve çocuklar da uzun bir yaz tatilinin keyfini sürme sevdasında. Valizi hazırlarken kaçımız yanına kitap almayı düşünüyor? Alın size okumak için çok güzel bir fırsat. Hele çocukların bu alışkanlığı kazanmak için en güzel çağda olduğunu düşünürsek işte tam zamanı.

Yazının devamı...

Şok diyetlerin bedeli

14 Temmuz 2019

Az yemek tabii kilo verdirir ancak şok diyetler metabolizmamızı da şoka sokarak normal çalışmasını bozar. Vücut kıtlık var diye düşünerek metabolizmasını yavaşlatır.

Kısa sürede çok kilo vermek düşüncesi tıpkı kolay ve uygunsuz yoldan çok para kazanmak gibi sonrasında bedeli ağır olan mantık dışı bir yaklaşımdır. Hayatımızı sürdürebilmemiz, beyin başta olmak üzere hayati organlarımızın çalışması için enerjiye ihtiyaç vardır. Bu enerjiyi de yediklerimizden ve depo ettiklerimizden karşılarız. Kıtlık algısına düşen bünyemiz bu kaynağı iktisatlı kullanmak adına yediklerimizi yakma olayını yavaşlatıp depolama yoluna gider. Böylece kestirme zannettiğimiz yoldan giderken su içsem yarıyor durumuna düşeriz.
Bir haber kanalının canlı yayınında benden şok diyetlerden konuşmamı istediklerinde gerçekten ne kadar isabetli bir konuya değindiğimizi düşünüp sizinle de bu bilgiyi paylaşmak istedim. Özellikle içinde bulunduğumuz sıcak yaz günlerinde yapılan şok diyetler sağlığımızı da tehdit eder.
Genellikle çok düşük kalori ve tek taraflı beslenme tarzında yapılan bu diyetler kan şekerinde ve tansiyonda ani düşüş, baş dönmesi, göz kararması ve bayılmaya kadar varan klinik sonuçlara yol açabilir. Vücudumuzun belirli oranda protein, yağ, karbonhidrat, vitamin ve minerallere ihtiyacı vardır. Bağışıklık sistemimiz için de önemli olan bu denge bozulduğu zaman basit infeksiyon hastalıklarından tutun da kanser gibi kronik ve ölümcül hastalıklara açık hale geliriz. Vitamin, mineral eksiklikleriyle beraber saç dökülmesi, kansızlık, tırnaklarda kırılma, cilt renginde bozulma ve sağlıksız bir görünüm olacaktır.

Aksamalar görülür

Açlığa bağlı olarak, midenin koruyucu mukus tabakasının zarar görmesi ve mide asit düzeyindeki yükselme ile gastrit, ülser gibi mide hastalıklarında artış gözlenir. Şok diyetler bağırsakları tembelliğe sevk edip kronik kabızlığa yol açabilir. Safra kesesinde safra taşı ve çamuru daha kolay oluşabilir. Bu olay ileride safra yollarının tıkanmasına ve devamında mekanik sarılığa yol açabilir. Tedavi için safra kesesinin acil olarak ameliyatla alınması gerekir.

Yazının devamı...

Kalbi bozan ilaçlar

7 Temmuz 2019

Bir boğaz infeksiyonu veya bronşit sebebiyle aldığımız antibiyotiğin kalp EKG’sinde bir takım değişikliklere yol açarak çok tehlikeli ritim bozukluklarına zemin hazırlayacağı hiç aklınıza gelir mi?

Kalp kendi kendine çalışan kendi halinde bir düzeni ve ritmi olan bir organdır. Bilinç kaybolsa bile hiç durmadan çalışmaya devam eden bu çalışkan organımız maalesef birçok faktörden de etkilenir. Biz üzülürsek, sevinirsek, heyecanlanırsak veya korkarsak hemen o da aynı tepkiyi verir. Telaşeye düşmüş gibi hızlı çalışır. Fazla çay, kahve gibi uyarıcı içecekler yüzünden ritmi hızlanır hatta eğer zemin hazırsa hastalık ortaya çıkar ve daha uzun süren aritmiler görülür. Tüm bu saydıklarım hepimizin bildiği ve kalbimizin doğal olarak verdiği tepkilerdir. Çarpıntının sebebini biliriz ve ona göre kolayca tedbir alırız.

Çayı, kahveyi azaltırız ya da hiç içmeyiz. Bizi üzecek, heyecanlandıracak, korkutacak ortamlardan uzak kalmaya çalışırız veya bunlarla ilgili tedbirleri alırız. Ama bir de çoğumuzun aklına gelmeyen alakasız gibi görünen ancak kalbin çalışmasında yaptığı bir takım değişikliklerle kimi zaman çok tehlikeli sonuçlar da doğurabilen ilaçlar vardır. Bunlara sözüm ona bitkisel takviye diye adlandırılan ilaçlar da dahildir.

Yan etkilerine dikkat

Bu tür takviyeleri hiç saymıyorum ve niye kullanılır durmadan sorguluyorum ancak başka hastalıklar için mecburen kullanılan bir takım ilaçlar vardır ki bunlar için hastanın hiçbir kalp rahatsızlığı olmasa bile mutlaka bir kardiyolog tarafından takip gerektirir.

Bir boğaz infeksiyonu veya bronşit sebebiyle aldığımız antibiyotiğin kalp EKG’sinde bir takım değişikliklere yol açarak çok tehlikeli ritim bozukluklarına zemin hazırlayacağı hiç aklınıza gelir mi? Kalbin kasılması ve sonrasında istirahati ile ilgili geçen süre EKG’ye farklı dalgalar ve arasındaki mesafe olarak yansır. Kinolon grubu antibiyotikler (floksazinler), Klaritromisin, Eritromisin içeren antibiyotikler, Ketokonazol, ıtrakonazol içeren mantar ilaçları kalpteki bu süreyi uzatır ve öldürücü ventriküler aritmilerin oluşmasına zemin hazırlayabilir. Bunun yanı sıra antidepresanlar, antipsikotik ilaçlar da benzer şekilde etki yapabilir. Vücutta çeşitli sebeplerden olabilen potasyum, magnesyum gibi minerallerin eksiklikleri de

tiroid bezinin yavaş çalıştığı hipotiroidi hastalığı da bu mesafenin uzamasına sebep olarak benzeri etki yaratabilir. Ayrıca tiroid bezinin fazla çalışması (hipertiroidi) ya da dışarıdan ilaç olarak alınan tiroid hormonları da kalbi uyararak hızlı çalışmasına sebep olabilir. Kemoterapide kullanılan bazı ilaçlar kalp yetmezliği, yüksek tansiyon, ritim bozuklukları, kalp krizleri, kalp zarı iltihabı yapabilir. Bazı doktorlar tarafından yorgunluk ve depresyona iyi gelir halsizliği alır diye önerilen Ginseng gibi takviyeler ise tansiyon yükselmesine sebep olarak kalbi olumsuz yönde etkileyip yorabilir. Bir tür sentetik hormon olan Anabolik steroidler erkeklik hormonuyla ilişkili steroid hormonlardır. Bunlar testosteron içerir. Yüksek doz anabolik steroid kullanımının ciddi yan etkileri mevcuttur.

Kalp hastalığı ve kalp krizi riskinde artış, kan basıncında yükselme, ritim bozukluğu ölümcül olabilir. Benzer şekilde spor yaparken çabuk ve kolay yoldan kas geliştirmek amacıyla alınan protein tozu kası büyüttüğü gibi, kalp kasını da büyütür. Ayrıca damar tıkanıklığına yol açan trans yağları da içerebilir.

Yazının devamı...

Sıcak hava ne yapar?

30 Haziran 2019

Güneşli hava başlangıçta aydınlık ve enerjiyi çağrıştırsa da ardından gelen aşırı sıcaklar yorgunluk ve halsizlikle beraber sağlığımızı da tehdit eder boyutlara ulaşabilir.

Sıcak havada vücut, ısı dengesini korumak için bir takım tedbirler alır. Bu nedenle ortam ısısı arttıkça terlemeye başlarız. Ciltteki ter buharlaştıkça da bir miktar ısı kaybı olur. Böylece sıcağa tahammülümüz bir miktar kolaylaşır. Ancak bulunduğumuz ortamda nem oranı fazlaysa buharlaşmaya engel olur. Bu nedenle nemli havalarda sıcaklık daha da bunaltıcı hal alır. Sıcak hava aynı zamanda ciltte kırmızılaşmaya da sebep olur. Bunun sebebi ısının artmasına bağlı olarak ciltteki damarların genişlemesidir. Genişleyen damarlara kanı pompalama işi de kalbe ait olduğundan sonuçta kalbin iş yükü artar. Bu nedenle kalp yetersizliği olanlar sıcaktan olumsuz yönde etkilendikleri gibi sıcak ve nemli havadan çok daha fazla etkilenirler.

Kalp yetersizliği belirtileri daha da belirgin hale gelir. Bir diğer önemli konu da terle birlikte kaybettiğimiz sodyum, potasyum, magnezyum gibi minerallerin vücuttaki eksikliğine bağlı etkilerdir. Vücut için son derece önemli bu mineralleri yerine koyamazsak basit baş dönmelerinden kramplara, çeşitli kalp ritim bozukluklarına, bilinç bulanıklıklarına ve bayılmalara kadar giden istenmeyen durumlarla karşılaşabiliriz. Halsizlik, yorgunluk, özellikle oturduğumuz yerden kalkınca görülen baş dönmesi, göz kararması beraberinde gözlenen tansiyon düşüklüğü terleme ile olan su ve sodyum gibi minerallerin kaybıyla ciltte genişleyen damarlara kanın göllenmesi sebebiyledir. Su kaybı nedeniyle yoğunluğu artan kan pıhtılaşmaya daha yatkın hale gelir. Bu nedenle kolayca oluşan pıhtı sebebiyle damar tıkanıklıklarında artış gözlenir. Özellikle potasyum, magnezyum mineralinin kaybı kalpte tehlikeli aritmilerin oluşmasına zemin hazırlar. Sağlıklı kişilerde çoğu zaman daha kolay tolere edilebilen bu mineral eksikliği kalp hastalarında özellikle aritmi problemi olanlarda ciddi sonuçlara neden olabilir.

Yüksek tansiyon, kalp yetersizliği ya da daha farklı bir sebepten idrar söktürücü ilaç alanların mutlaka daha dikkatli olmaları, doktorlarına danışarak sıcak yaz aylarında bu ilaçların dozlarını yeniden düzenlemeleri gerekir. Zira zaten terle beraber su ve mineral kaybı yaşandığından bir de ilaç sebebiyle artan idrarla beraber bu kayıp daha da fazla olur.

Ağır spordan kaçınmalı

Her ne kadar açık havada yapılan sporları sağlık açısından olumlu saysak da sıcak havada, güneşin altında özellikle ağır sporları hiç tavsiye etmeyiz. Zaten vücudumuz da buna izin vermez. Ufak hareketlerde yorulmak, kolunu kıpırdatacak hali kalmamak bu sebeptendir.

Sıcak havada en önemli konu su ve mineral kaybını dengede tutmaya çalışmaktır. Bu nedenle günlük su ihtiyacımızı mutlaka doğru bir şekilde karşılamalıyız. Çay, kahve gibi içecekler susuzluğu geçici olarak gidermekle beraber idrar miktarını artırarak daha da çok sıvı elektrolit kaybına yol açar. Bu nedenle özel- likle idrarın rengi su gibi berrak olana kadar su içmeye dikkat etmeliyiz. Mineralller için bol sebze, meyve, salata tüketmeye gayret etmeliyiz. Kimi zaman kanda bu mineralleri kontrol ettirip takviyesini yapmamız da gerekebilir. Terlemeyi azaltan açık renk, ince pamuklu giysiler tercih edilmeli, çok sıcak saatlerde gölge ve serin yerlerde kalmaya çalışmalı, sindirimi kolay, hafif yiyecekler tüketmeye özen gösterilmelidir.

Yazının devamı...