Biyolojik ritminize uygun yaşayın

Bir sağlık sorununuz olmadığı halde sabah kalkmakta zorluk çekiyorsanız; bu, vücudunuzun biyolojik ritmine göre yaşamadığınızın göstergesidir

Eğer sabah kalkmakta zorluk çekiyorsanız yolunda gitmeyen bir şeyler olabilir. Tiroit bezinin yavaş çalışması, kansızlık, şeker hastalığı, depresyon gibi sağlık sorunları yoksa yağışlı, soğuk hava özellikle işe gitmek için dışarı çıkacaksak sıcak yatakta kalmayı daha cazip kılacaktır.

Hepinizin kış saati uygulamasının kalkması sebebiyle sabah çok karanlık olduğunu söylediğini duyar gibiyim. Uyanırken gün ışığını hissetmek güzel olabilir ama ille de gerekli değildir. Vücudun biyolojik saatini düzenleyen en önemli hormon melatonindir. Uyku hormonu olarak da adlandırılan melatonin, karanlık olunca beyindeki epifiz bezinden salgılanır, uykuya geçişi sağlar. Melatonin kişiden kişiye değişse de retinamıza düşen ışığın kaybolmasıyla saat 21.00’de salgılanmaya başlar ve 7.30’a kadar devam eder. Yaşlandıkça, salgılanması daha erken saatlerde başlar, daha kısa sürer. Gözlerimiz, cildimiz ışığı alırsa melatonin salgılanması olumsuz etkilenebilir, bu yüzden karanlıkta uyumak önemlidir.

Muz, ananas, portakal melatoninden yana zengin meyvelerdir. Hayvan deneylerinde melatoninin kanserojen maddelerin DNA’ya zarar vermesini engellediği gösterilmiştir. Kalpte ritim bozukluklarını azalttığı, ömrü uzattığı yolunda da çalışmalar vardır. Kıtalararası uçan kişilerde biyolojik saate göre gece beklenirken etrafın aydınlık olması nedeniyle biyolojik ritmin bozulmasına jet lag diyoruz. Bundan kurtulmak için en pratik çözüm seyahat edilen yere uyacak şekilde uyku saatini ayarlamak.

Ritmin bozulması ruh halimizi de etkiliyor

DNA onarım mekanizmaları üzerindeki araştırmalarıyla Nobel Kimya Ödülü’nü alan Prof. Dr. Aziz Sancar biyolojik saat ve kanser arasındaki ilişkiyi de araştırmıştır. Kemoterapi tedavisi hastaların biyolojik saatlerine göre uygulandığında daha etkili sonuçlar elde edildiğini tespit eden Prof. Sancar kronobiyoloji olarak adlandırılan bir bilim dalınında ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur.

Vücudun biyolojik ritmine uygun yaşarsak yorgunluk hissetmeyiz. Büyüme hormonu, kortizol, insülin gibi birçok hormonun doğru şekilde salgılanması bu ritme göredir. Biyolojik ritme uymayınca metabolizmanın çalışması da etkilenir, kilo artışına sebep olabilir. Bilimsel çalışmalarda gece yemek yedirilen, gündüz uyutulan hayvanların kontrol grubuna göre daha çok kilo aldığı gözlenmiştir.

Öğrenme ve hatırlama yeteneği de biyolojik saatten etkileniyor. Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan bir çalışmada uyku ritmi değiştirilen hamsterlerin daha zor öğrendikleri ve daha kolay unuttukları gösterilmiştir. Depresyon ve bazı psikiyatrik rahatsızlıklarda önce biyolojik ritim bozulur, biyolojik ritmin bozulması da ruh halimizi etkiler. Enfeksiyon, kanser, alerji gibi birçok hastalıkla ilişkisi olan bağışıklık sistemimizin kuvvetli olması için de biyolojik ritmimize uygun yaşamalıyız.

Gece karanlıkta uyumaya dikkat edelim

Biyolojik ritmi kurmak için bir süre aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmak yeterli olacaktır. Gece karanlıkta uyumaya dikkat etmeliyiz. Sabah kalktığımız saat yaptığımız işe ve işimizin uzaklığına göre değişebilir. Uyku süresi kişiye göre değişmekle birlikte genelde sekiz saat diye bilinir. Önemli olan derin uyku ya da rüya dönemi diye bilinen, hızlı göz hareketlerinin olduğu REM döneminin tamamlanmasıdır.

Uyku düzenini bozan sebepler çeşitli olabilir. Yer değişikliği,
ortamın ısısı, havasız olması, psikolojik durum, akşam yenen hazmı zor yemek, seyredilen stresli film ya da tartışma, akşamüstü içilen çay, kahve, sigara gibi.

Her zaman sizin için en sağlıklı olan ritimde kalmanız dileğiyle...