Avrupa’da ırkçılığın tehlikeli yükselişi

Eklenme Tarihi16.03.2013 - 2:30-Güncellenme Tarihi15.03.2013 - 23:13

Prof. Dr. Faruk Şen
Prof. Dr. Faruk Şen, 1948 yılında Ankara’da doğdu. Orta öğrenimine İstanbul Alman Lisesi’nde devam eden Faruk Şen, 1970’li yılların başında geldiği Federal Almanya’da Münster Üniversitesi’nde işletme ekonomisi öğrenimini gördü. Doktora tezini “Federal Almanya’da Kurulan Türk İşçi Şirketleri” konusunda yazan Faruk Şen, daha sonra Bamberg ve Essen üniversitelerinde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1 Ekim 1985 tarihinden bu yana kuruluşuna aktif olarak katıldığı Türkiye Araştırmalar Merkezi Vakfı`nın direktörlüğünü yürütüyor. Haziran 1990’da profesör olan Dr. Şen Türkiye Araştırmalar Merkezi yöneticiliği yanı sıra Essen Üniversitesi’nde ekonomi dersleri vermektedir. Faruk Şen´in Türk Ekonomisi, Federal Almanya´daki Türklerin sorunları ve Türkiye Avrupa Topluluğu İlişkileri konularında Türkçe, Almanca ve İngilizce çok sayıda kitabı ve makalesi bulunmaktadır.

 

Yeni Nazizm’in sinyalleri 1992 yılında Kuzey Almanya’nın Mölln kentinde ırkçıların 3 Türk kadınının gece evlerini yakmalarıyla ortaya çıkmış,  7 ay sonra 29 Mayıs 1993 tarihinde Solingen’de 4 yeni ırkçının Genç Ailesinin 5 kadın ferdini yakmasıyla genişlemiştir. Yeni ırkçılığın Almanya’daki ilk sinyallerini 2007-2008 yılları arasında gördük. Ludwigshafen’ da aşırı sağcılar bir Türk evini yakarak 10 kişinin ölümüne sebep oldular; fakat göçmenlerden sorumlu Alman Bakan Maria Böhmer bütün olanaklarını kullanarak bu olayın aydınlanmasını önledi. Yeni Nazizm ve yeni ırkçılığın sinyalleri Avrupa’da 11 Eylül 2001 tarihinde New York’taki saldırılardan sonra ortaya çıktı.
Baden-Würtemberg eyaletindeki son yangın olayından önce eyaletin muhtelif bölgelerinde 10 kundaklama olayı olmuştur. Hiçbir can kaybı olmayınca olayın fazla ortaya çıkmamasını beraberinde getirmiştir.
Türkiye bu olayların üzerine gitmedi. Türkiye’de 3 milyon Alman yaşayıp bu tarz yangınlarda ölümler ortaya çıksaydı Almanya, Avrupa Birliği’ni ayağa kaldırırdı. Türkiye’den bu konuda gelen sesler maalesef cılız oluyor. 300 kişiyi istihdam eden Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’ndan bu konuda ciddi bir atılım gelmiyor.
Türkiye dünya ülkeleri arasında kendi nüfusuna oranla en fazla göçmeni yurtdışına yollayan ülkedir. 75 milyonluk Türkiye nüfusuna ilaveten 6,6 milyon Türk de göçmen olarak Avrupa Birliği’nden Amerika’ya ve Avustralya’ya birçok ülkede yaşamaktadırlar.
Türkiye bu insanlarına yeteri kadar sahip çıkmazsa Almanya başta olmak üzere birçok ülkede yapılan bu ırkçı saldırılar sona ermez ve devam eder. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Naziler tarafından öldürülen 7 Türk esnafın ölümleriyle ilgili Almanya’da ailelerini ziyaret etmiş ve sonunda Alman Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle ile konuşmuştu. Sonuçta bu görüşmeler ancak aile başına 5000 euro’luk bir tazminatı beraberinde getirdi.

5 önemli nokta
1. Yeni ırkçılıkta doktriner liderler ortaya çıkıyor ve bunlar doktrinlerini ya Breivik gibi 1564 sayfalık 3 yıl süren manifestolarda topluyorlar ya da Eski Merkez Bankası ve hala Sosyal Demokrat Parti üyesi Thilo Sarrazin gibi Türkleri ve Müslümanları aşağılayan kitaplar yazarak bundan zengin oluyorlar. Spiegel dergisinin araştırmasına göre; hem de kendi ülkesinde parti kursa yüzde 18’lik oy alacak bir konuma geliyor.  Ayrıca Sarrazin’in görüşlerini Almanya’daki kamuoyu araştırmaları sonuçlarına göre halkın yüzde 75’inin desteklediğini söyleyebiliriz.
2. Yeni sağın liderleri bu yeni ırkçılığın en önemli destekleyicileri oluyorlar. AB’deki bazı liderlerin “AB bir Hıristiyan değerler topluluğudur, Müslüman bir ülkeye yer yoktur” şeklindeki açıklamaları Breivik gibi kişilerin bundan etkilenerek “Ben de Avrupa’yı Müslümanlardan temizleyeyim veya Müslümanlara yeşil ışık yakan sol ve sosyal demokrat partileri cezalandırayım” teorisini içerir.
3. İslam karşıtı bilimadamlarının yazdıkları kitaplar ve İslam’a karşı haksız suçlamalar yeni ırkçılığı destekleyen görüşler olarak ortaya çıkıyor.
4. Aşırı sağ partiler artık söylevlerinde daha popülist bir yaklaşım içine giriyor, kitleleri daha fazla etkilemeye çalışıyorlar. Kendi parti elemanları ırkçı saldırılarda bulunmasa bile belirli gençleri ırkçı saldırılara azmettiriyorlar. 
5. Genç akademisyenler ve orta üstü sınıfta aşırı sağcılık ve ırkçılık gelişiyor ve bunların çocuklarındaki İslam’a ve göçmenlere yönelik saldırıların arttığını görüyoruz. 
Ekonominin büyük krizlere girdiği ve ekonomik çöküşün büyüdüğü Almanya, İngiltere, Fransa ve hatta Hollanda, Avusturya gibi ülkelerde böyle akımların önümüzdeki günlerde şiddetlenmesini bekleyebiliriz.  Cami  düşmanlığı ve İslam düşmanlığının büyük boyutlara ulaştığı İsviçre’nin dışında Almanya, Fransa gibi ülkelerde ekonomik kriz devam ediyor, Almanya’da, Almanların  yüzde 22’si fakirlik sınırının altında yaşıyor.  Böyle ülkelerde göçmenlere yönelik ve özellikle sayıları 20 milyonu bulan AB’deki Müslümanlara yönelik saldırıların gelişmesi olasıdır. 

Önlem alınmalı
Bu açıdan Türkiye’ye çok büyük iş düşüyor. Türkiye, öncelikle 27 AB ülkesindeki büyükelçilerini bir araya getirip bu ülkelerde Türklere ve Müslümanlara yapılacak saldırılar karşısında ne gibi tedbirler alınabileceğini tartışmaya açmalıdır. 
İkinci adımda da Avrupa’daki Türk sivil toplum örgütlerini toplayarak yurtdışı Türklerine yönelik atılımlar içine girmelidir. TAVAK’ın tespitlerine göre AB sınırları içinde yaşayan 149 bin Türk girişimci ve Türk camileri de önümüzdeki günlerde böyle saldırılarla karşı karşıya gelebilir.  
Özellikle önümüzdeki aylarda Avrupa’da ekonomik krizin en üst boyutlara gelmesi Avrupa’daki ırkçıları, yabancı düşmanlarını göçmenlere saldırıya itecektir. İslamofobi ve Türkofobinin gelişiminin Avrupa’daki 20 milyon Müslüman’ı ve bunların içindeki 5 milyon 200 bin Türk’ü hedef tahtası haline getirmesi beklenmelidir.

Etiketler