Orta Asya’nın bilge lideri Nazarbayev Ankara’da idi

Orta Asya’nın bilge lideri Nazarbayev Ankara’da idiOrta Asya’nın istikrarlı bir şekilde kalkınan ülkesi Kazakistan’ın Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev geçtiğimiz günlerde (12-13 Eylül) Ankara’daydı. İkili ilişkiler, Türk dünyasının geleceği, yatırım/işbirliği konularının yanısıra bölgesel sorunlar ile Astana Süreci ele alındı ve iki ülke arasında güvenlik, genel ekonomi, kültür ve tarım alanlarında beş anlaşma imzalandı.

Kazakistan sadece Orta Asya’nın değil aynı zamanda eski Sovyetler Birliği’nden ayrılan cumhuriyetler içerisinde stratejik, coğrafi ve ekonomik açılardan Rusya Federasyonu’ndan sonra en önemli olanı. Rusya ile Çin arasındaki kritik ve geniş bir coğrafyada yer alıyor olması, Çin’in ‘Bir Kuşak, Bir Yol’ projesinin güzergahında bulunması stratejik öneminin yanı sıra Türkiye’nin yaklaşık dört katı büyüklüğünde topraklara sahip bu kardeş ülkeyi özellikle lojistik ve ulaştırma alanlarında fevkalade önemli kılıyor.

Son yıllarda zaman zaman proje değerlendirme komitelerinde yer aldığım Kazakistan Milli Bilim ve Teknoloji Merkezi’ne destek almak amacıyla akademisyenler ve bilim insanları tarafından sunulan çok sayıda projenin Bir Kuşak Bir Yol konusuyla ilgili olması şaşırtıcı değil. Ülkenin bu alanlarda yakın bir gelecekte oynayacağı kapsamlı rolü gösterir nitelikte. Çin’in adı geçen projesi hayata geçirildikçe Kazakistan’ın lojistik ve ulaştırma alanlarında oynayacağı rol daha belirgin hale gelecek.

Kazakistan çoğu zaman Batılılar ve hatta bazen Türkiye’deki Batıcı çevreler tarafından Rusya’nın uzantısı gibi görülür. Moskova ile Astana arasındaki yakın ilişkiler, askeri ve stratejik alanlardaki sıkı işbirliği ve birçok uluslararası sorunda Kazakistan’ın Rusya ile ortak tavır alması böyle bir algıya yol açar. Rusçanın en yaygın resmi dil olması, insanların birbirleriyle Rusça konuşmayı tercih etmesi gibi sebepler özellikle Türkiye’de Kazakistan’ın böyle bir açıdan görülmesine gerekçe oluşturur. Oysa Sovyetler Birliği’nden ayrılan bir cumhuriyet olması, renkli nüfus yapısı ve onlarca yıl boyunca gelişmiş Batı dünyasının bilim ve kültür hayatına ulaşmanın tek yolunun ancak bu dille mümkün olduğu dikkate alındığında Rusçanın kültür-bilim hayatında baskın bir role sahip olması gayet normaldir.

Öte yandan bağımsızlıktan bu yana Kazakçanın artan bir oranda kendini hissettirmeye başladığı, konuşma ve yazı dili olarak görünür hale geldiği bir gerçek olup, Kazakistan’ın Latin alfabesine geçme hazırlıkları yapmakta olduğu da ayrıca dikkate alınmalıdır. Bunlara ilaveten özellikle bilim ve kültür hayatında uluslararası dil olan İngilizcenin okullar ve üniversitelerde yaygın bir biçimde öğretilmekte olduğunu, üniversitelerde görev yapan çok sayıda yabancı akademisyenin derslerini İngilizce verdiklerini ve bütün bu gelişmelerin Nazarbayev’in üç dil bilen nesiller yetiştirme programı çerçevesinde yürütüldüğünü unutmamak gerekiyor.

Kısacası Kazakistan ve bilge lideri Nazarbayev Atatürk’ün yolunda ilerleyerek barış içinde bir devlet ve millet inşa sürecinde önemli mesafeler kat etmiş durumda. Üçte ikisi Kazaklar, geri kalanı ise 131 milletten gelen topluluklardan oluşan bir nüfusu üniter bir devlet yapısı ve barış içinde devlet ve millet inşa sürecinde bir arada tutabilmek başlı başına bir başarı hikayesi olsa gerek. Dünyada giderek azalan bütün dinlere ve etnik kökenlere saygılı duruşu ise Nazarbayev ve Kazakistan’ın ayrı bir özelliği.

Rusya ile yakın ilişkiler ve askeri-stratejik işbirliği Kazakistan’ı bu ülke ile münasebetlerinde hiç bir zaman Batılıların zannettiği gibi uydu devlet haline dönüştürmüyor. Tam tersine bütün bunlar Kazakistan’ın milli çıkarları doğrultusunda izlenen bir dış politikanın gereği. Bir yandan Rusya, Beyaz Rusya ve Kırgızistan ile birlikte gümrük birliği içinde ve pek çok konuda Rusya’nın yanında; ama aynı zamanda Batı dünyası (ABD-Avrupa) ve İsrail ile yakın ilişkiler içerisinde. İran’dan Japonya’ya ve Afrika’dan Güney Amerika’ya kadar geniş bir coğrafya ile ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. Türkiye ile ilişkiler ise özel bir öneme sahip. Başkent Astana’daki en geniş büyükelçiliklerden birisinin Türkiye’ye ait olması, şehrin büyükçe bir kısmının Türk firmaları tarafından inşa edilmiş olduğunun Kazaklar tarafından sıklıkla söylenmesi bu özel ilişkilerin göstergeleri gibi. Her ne kadar Kazakistan Türkiye’de yeterince bilinip takip edilmese de, Türkiye Kazakistan’da çok yaygın olarak bilinen, izlenen ve çoğu zaman da örnek alınan bir ülke.

DEVAMI YARIN