Sosyal medya ile Gezi’nin farkı yok

Türkiye’de internet sitelerinin erişiminin engellenmesi kararları ile kişisel hak ihlal ettiği ileri sürülen içeriklerin yayından kaldırılması kararları, hem uluslararası hem de ulusal hukuk kaynakları tarafından korunan ifade özgürlüğünü zedeleyen sonuçlar doğurabilmektedir. Durum zaten bu iken bu alanda daha da hırçın kamu politikaları doğurulması ülkemizin ve insanımızın menfaatine olmayacaktır

Sosyal medya ile Gezi’nin farkı yokGönenç gürkaynak

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1997 yılında mezun olduktan sonra Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki yüksek lisans eğitimini 2001 yılında tamamlamıştır. İstanbul Barosu, New York Barosu, Amerika Birleşik Devletleri Barosu, İngiltere ve Galler Barosu ve Brüksel Barosu’nda da kabul edilmiş bir avukat olarak avukatlık mesleğini bu yargı çevrelerinde de icra eden Gürkaynak, İstanbul’da internet hukuku ve internette ifade hürriyeti alanlarında da avukatlık mesleğini sürdürüyor.


Gezi Parkı eylemleri sürecinde devletin çeşitli unsurlarında uyanan ve mevcut siyasi iktidarın en tepesinde açık beyanına kavuşan “sosyal medyanın toplumların baş belası olduğu” düşüncesine dayalı bir kamu politikasının sinyalleri her gün artmaktadır. Kategorik yaklaşımları ve toptan etiketleyici bir tarzı internet hukuku alanında kamu politikasına dökerek Anayasa ile teminat altına alınan ifade özgürlüğünü baş tacı etmeye imkan yoktur. Şimdi de ifade hürriyetinin tam kalbinde yer alan internet hukuku ve sosyal medya kullanımı alanında “yasaklama değil düzenleme” tartışmasının başlaması kaçınılmaz göründüğüne göre, bu konunun hassasiyetini ve önemini iyi fark etmek lazımdır.

‘Baş belası’
Başlıca amacı düşüncelerin ifadesine aracılık etmek olan bir bütün iletişim kanalına baş belası denilmesi ile “halkın biraraya toplanıp kalabalıklaşarak mesaj verebildiği geniş meydanlar ve parklar baş belasıdır” denilmesi arasında ciddi fark olmayacağı açıktır. Öyleyse, bir meydanı yahut parkı düzenlerken kamu menfaatini en doğru dengeleyici biçimde ve halkın mutabakatını genel seçim sandığı ötesinde somut işlem çerçevesinde arayarak özenli ve basiretli işlem tesis etmesi beklenecek olan siyasi iktidarın ve idarenin, bu konuda “yaptım oldu” tavrı içerisine girerse yol açabildiği toplumsal huzursuzluktan bir şeyler öğrenip bu tür toplumsal tepkileri çok benzer alanlarda tekrar tetiklememek adına sosyal medyaya ve internete el uzatma konusunda çok dikkatli ve sükunetli değerlendirmeler yapması lazımdır.
Ne yazık ki giderek artan biçimde memleketin siyaset hayatına egemen olduğu görünen rövanşist tutumlar sonucunda bu sefer de Gezi olaylarına tepki olarak interneti ve sosyal medyayı örseleyici bir noktada düzenlemeler getirilirse “elinde bilgisayar olsun” denilen gençliğe “ama içi benim kontrolümde olsun” da denilmiş olacaktır. Bilgi kirliliğine ilişkin örnekleri, bazı hakaretleri yahut hukuka aykırı durumları vulgarize edip bayrak kavram haline getirerek ölçüsüz düzenlemelere yahut uygulamalara girişilmemesi, bu konunun gece yarısı bir mevzuat geçirip düzenlenivermesi halinde toplumun özellikle genç kesiminin haklı olarak ses vermesi olasılığının yüksek olduğunun dikkate alınması lazımdır. İnternet düzenlemelerinin ve politikalarının oluşturulmasında ve uygulanmasında şeffaf ve katılımcı süreçler desteklenmeli, ifade özgürlüğünün başlıbaşına korunması gereken bir bağımsız değer olduğu unutulmadan, “bizim hassasiyetlerimizden arta kalan her ne ise diğerlerinin ifade özgürlüğü oralardadır” bataklığına saplanmadan, internette ifade özgürlüğü alanında kucaklayıcı ve ikna edici kamu politikası son derece ölçülü ve tereddütlü biçimde oluşturulmalıdır.

İnternete erişim
Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin 2013 yılı için yayımlamış olduğu resmi istatistikler uyarınca Dünya nüfusunun 2,7 milyarlık bir bölümünün, başka bir ifadeyle, Dünya nüfusunun yüzde 40’ının internete doğrudan erişimi bulunmaktadır. Bu oran gelişmiş ülkelerde yüzde 77’ye ulaşırken, gelişmekte olan ülkelerin İnternet kullanım ortalaması 2013 yılı için yüzde 31 sınırında kalmıştır. Geniş bant erişimin dünya çapında yaygınlaşması ile kullanıcı miktarında da yaşanan bu olağanüstü artış, İnternet üzerindeki haklara odaklanılmasına yol açmıştır. İnternette ifade özgürlüğü, en basit ifadesi ile “sansür” tartışmalarının da ötesine geçmiş, toplumun internete erişim hakkı ve internet kullanıcılarının gizlilik haklarının korunmasını da içerecek şekilde geniş bir çerçevede değerlendirilmeye başlamıştır.
1996 yılında John Perry Barlow’un liderliğinde kaleme alınan ve internette ifade özgürlüğüne ilişkin “Siber Mekanın Bağımsızlığı Bildirgesi” (A Declaration of the Independence of Cyberspace) dijital dünyada ifade özgürlüğünün öneminin altını çizmekte ve devletlerin bu alana olan müdahalelerinin internetin doğasına uygun olmadığı savunmaktadır. Bu bildirge, internette ifade özgürlüğüne ilişkin olarak yükselen ilk ve en güçlü seslerden biri olarak günümüzde hala kabul görmektedir.
Birleşmiş Milletler Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Sözcüsü Frank La Rue, 16 Mayıs 2011 tarihinde internette ifade özgürlüklerine ilişkin yayımladığı rapor uyarınca, internet aktörlerinin ifade özgürlüğünün, hükümetler tarafından sosyal medyadaki paylaşımların izlenmesi ve özel görüşmelerin takip edilmesi nedeniyle zedelenebildiği belirtilmiştir.

İfade özgürlüğü
İnternette ifade özgürlüğü alanının ön cephelerinde yer alan kurum ve kişilerce hazırlanarak 2012 yılında yayınlanan “İnternet Özgürlüğü Bildirisi” uyarınca internette ifade özgürlüğüne ilişkin korunması gereken menfaatler; genel anlamıyla ifade özgürlüğü, erişim hakkı, açıklık, inovasyon ve gizlilik hakları olarak belirlenmiştir.
İnternette ifade özgürlüğü, en genel anlamıyla devlet kurum ve kuruluşlarının internette yer alan bir içeriğe yapmış oldukları her türlü hukuka aykırı müdahalenin önüne geçilmesini ifade etmektedir. Bu bakımdan 2007 yılında ülkemizde yürürlüğe giren 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun, erişimi engelleme usul ve esasları bakımından ve kişisel hak ihlalinin yorumlanması bakımından yetersiz kalmakta ve Türkiye’de internet sitelerinin erişiminin engellenmesi kararları ile kişisel hak ihlal ettiği ileri sürülen içeriklerin yayından kaldırılması kararları, hem uluslararası hem de ulusal hukuk kaynakları tarafından korunan ifade özgürlüğünü zedeleyen sonuçlar doğurabilmektedir. Durum zaten bu iken bu alanda daha da hırçın kamu politikaları doğurulması ülkemizin ve insanımızın menfaatine olmayacaktır.

Gizlilik hakları
İnternette bireylerin kişisel bilgilerini ve araçlarını kullanım imkanlarını elinde tutabilmesi sağlanmalı ve sınırlı sayıdaki hukuki araçlar dışında internet aktörlerinin kişisel bilgileri gizli tutulmalıdır. Birleşmiş Milletler Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Sözcüsü Frank La Rue’nun da raporunda belirttiği üzere, anonim internet kullanıcılarının yürütülen soruşturmalar neticesinde sosyal medya sitelerindeki paylaşımlarının takip edilmesi ifade özgürlüğü hakkını zedeleyecek, internetin doğasına ve özgürlüğüne zarar verecektir. Yakın zamanda İngiltere ve Galler Başsavcısı Keir Starmer’den gelen bir gözlem ve beyana dikkatle kulak vermek lazımdır. Keir Stamer, Twitter ve Facebook gibi sosyal ağlarda yayımlanan yorumlar dolayısıyla başlatılan soruşturmaların son dört yılda daha öncekine oranla dokuz kat arttığını, söz konusu yorumlara dair fazla sayıda soruşturma başlatılmasının ifade özgürlüğüne zarar verici nitelikte olduğunu ve sosyal ağ kullanıcılarının ifadelerini özgürce yayımlayabilmeleri gerektiğini belirtmiştir.
Kanımca, ifade özgürlüğünün ta kendisi başkaca tüm mülahazalardan ayrı ve bağımsız bir yüksek değer olarak baş tacı edilmedikçe, bu alanda düzenlemeler yapılırken sahip olunması gereken sağlıklı tereddüt düzeyine bir türlü ulaşılamayacaktır.

İrtibat telefonumuz: 0212 337 92 23. Mail adresi:dsazak@milliyet.com.tr