Gidenler genç kalır

Yaşlanma, gitme korkusuyla başlar... Bırakıp gidebilenler ise hayatta, 1-0 önde koşar...

Yeni bir başlangıç yapmak için üstat, önce boşlukta durabilmesin. Boşlukta "kalmaktan" kortuğun zaman, işte tam o an, bir daha yeni bir şeye başlayamayacak kadar ihtiyarlar, çökersin.İnsan, sevgili arkadaş, zaman içinde yaşlanmaz aslında. Bir ikindi, zamanın nasıl da geçtiğini düşündüğünde, düşündüğü bütün o zamanların yükü üzerine bindiğinde ihtiyarlar. Tam o ikindi gitmeye karar verirse, şöyle yeniden "Ne yapmalı?" yaylasına çıkıverirse dirilir yeniden. Bağlantısızlığın yaylalarında iyi, sağlam, canlandıran bir rüzgâr eser. O rüzgâra çıkmazsan eğer, yeni bir şey olmaz. İhtiyarlamak, yeni bir hayat fikriyle, yayla rüzgârından üşüdüğün zaman başlar... İhtiyarlamak azizim, gitmek korkusuyla başlar. İçine bir şüphe düşüyorsa kapıyı çarpıp çıkacakken, duraksıyorsan, işte tam o an, yaşlanır insan... Bazen, yapılması gerekenler, koruması icap eden pozisyonlar, mali ya da manevi dengeler, senden beklenenler, söylenenler, söylenmeyenler, o adamlar, bu kadınlar toplanıp birleşip öyle bir karmaşa oluşturur ki esas yapman gereken, bu gürültü kalabalığında kaybolur. Aslında yapmak istediklerin, esas hallerin, bunları sana söyleyip duran iç seslerin duyulmaz olur arbedede. O zaman sana gereken, oyunun dışına çıkıp kimsenin olmadığı yerlerde, kahve içmektir. İçinin sesleri iyice duyulana kadar beklemektir. Bazen seslerin sana sadece, "Sen biraz kafelerde filan otur. Çay iç, kahve iç" bile diyebilir. "Sen biraz sokaklarda dolaş, etrafa bak" der bazen ses. Almayacağın şeylerin olduğu dükkânları gez, boş boş konuş insanlarla "Bunun fermuarlısı var mı?" diye sor. Bazen boşluk, en gereken şeydir ruha. Dişe dokunur hiçbir şey yapmamak, tembellik değildir çoğu kez. Serserilik etmek, bir arbedenin içinde didinip durmaktan daha üretkendir. Ve bunun azizim, ispatı yoktur. İnsan bunu ancak deneyerek bulur. Serserilik deneyleri Bazen hepimiz büyük bir havaalanındaki, annesiz-babasız yola çıkmış çocuklara benziyoruz. Boynumuza asılmış isimlerimizle, ipli torbaların içinde pasaportlarımızla bir kalabalığın içinde gideceğimiz yönleri bulmaya çalışıyoruz. Doğru uçağa binmeye uğraşıyoruz hepimiz. Bazen kaybolup hangi yöne gidiyorsa büyük kalabalık, o tarafa doğru akıyoruz. Hepimiz bir sürü, şaşkın çocuğuz. Azizim, pek seveni yoktur ama ben bayılırım havaalanlarına. Çünkü "hiçbir yerdir" oralar. Bütün yönlerin tam ortası, yolların yuvası. Sadece çantan ve sen varsındır, bir de dünyanın en pahalı kahvesi. Tek yapman gereken ne tarafa gideceğini düşünmektir. Anonsların peşinden koşturan insanlara bakarak gönül gezdirmektir işin: Nereye gideyim? Azizim, daha ne olsun? Gidiyorsan hayatta 1-0 öndesindir zaten! ecetem@hotmail.com Hayat: 0 - Sen: 1