Beşiktaş seyircisi

Milli operasyon!


İnönü Stadı'nda basın tribününe oturduk, biraz sonra polisler geldi.
"Ön sırayı boşaltın"!
"Neden"?
Çünkü seyircinin medyaya karşı taşkınlıkta bulunacağı istihbar edilmiş.
Antep maçı, bu atmosferde başlayıp takımın galip duruma geçmesine karşın Federasyon'dan şampiyonluktaki rakiplere kadar bir sürü kapı ipinin çekilmesiyle sürdü gitti. Bu sırada Antep'in hocası Nurullah Sağlam da tükürüklendi. Maç bitti; tribün "gitmem" dedi:
"Takım buraya gelecek"!
Sevgi ve muhabbet payı da vardı ama, "patron biziz" tavrı açık açık ortadaydı Beşiktaş tribünlerinin. Futbolcular duştan çıkıp, ayaklarındaki terlikleri sürüyerek "emre" itaat etti.

Örnek yok
Tarafsız ve kasıtsız olarak şunu söylemeliyim Beşiktaşlılara:
Böyle tavırların bir takımı motive ettiği, hedefe kilitlediği görülmediği gibi, gerginliğin performansı arttırdığına dair bir örnek de yoktur yeryüzünde. On bir puan öndeki takımın, altı puan geriye düşmesi elbette bir kırgınlık yaratmıştır can ile canan arasında. Ama ana hedefin şampiyonluk olduğu düşünülürse, durum muhasebesini sezon sonuna bırakmak, olası bir şampiyonlukta "sorun" ortadan kalkacağı için her şeyi unutmak, aksi halde tavır ve küskünlüğü taraftar - kulüp ilişkileri içinde açıkça ortaya koymak daha mantıklı değil midir?..
"Büyük Beşiktaş seyircisine yakışan da budur" falan gibi eyyam yapmayacağım; siyasi ve toplumsal olaylara karşı duyarlılığını gıptayla izlediğim Beşiktaş seyircisinin sağduyusuna seslenmeye çalışacağım: Sadece "amaca uygunluk" açısından; öyle midir değil midir? Öyle ise, gereğinin yapılması gereklidir.

Yakında "müşterek bahis" haberleri çıkarsa şaşırmayın:
Fatih Terim "bire altı", Aykut Kocaman "bire dört", Ersun Yanal "bire iki" veriyor kabilinden... Bir yerli ile bir yabancıyı kombine yapanlar on dolara yaklaşık iki yüz dolar kazanacaklar falan...
Suyu çıkmak üzere olayın. Sayın Ulusoy'un tartışmaya açılan kanun tasarısına çevirdiği Milli Takım hocası seçimi yüzünden, yetişmiş üç - beş hocamızdan da hayır gelmeyecek bundan sonra. Her kafadan bir isim çıkıyor, kendi adayını yücelten herkes, ister istemez diğerlerini çamura daldırıp çıkarıyor.
Neden yapılmış olabilir bu operasyon?..
Federasyon, Güneş'le yolları ayırdığı anda yabancı bir hocayı getirse, hepimiz Türk kartlarını açacaktık. Ama bıraktılar yerli hocaları kendi aramızda didikleyip ortadan kaldırdık ve yabancıya yolu açtık.
Ulusoy'un yeteneklerini abartıyor muyum acaba?

Hakan haklı olabilir!.. Belki de onun dediği gibi, Milli Takım'ın başına yabancı bir teknik direktör gelmesi en iyisidir. Kim bilir!..
Hakan Şükür'e neden kızdılar anlayamadım. Sinirlenmesi gerekenler varsa, onlar sadece Hakan Şükür'ü yetiştiren, oynatan, milli yapan hocalarıdır.

Eksik olmasın, GSGM'nin patronu sayın Mehmet Atalay, Ters Köşe'nin en sıkı takipçilerindendir ve hassas (!) konularda mutlaka arar. Yine öyle oldu. Kendisi'nin Futbol Federasyonu başkanlığında asla gözü olmadığını belirtti; ben de yazıyorum. Benim tahminimdeki gibi futbola patron olmak falan istemiyordu ama, Ulusoy'un başkan olmasına da pek sıcak bakmıyor gibi geldi bana. Hani; bir aday çıksa desteğini esirgemeyecek gibi.
Peki, sayın Ulusoy iktidarın icazetini almamış mıydı yeniden aday olurken ? Sayın Atalay'ın altını kalın kalın çizdiğine göre, ne sayın Başbakan, ne Parti ne de kendisi özerk bir federasyona asla karışmazlardı. "Şenol Güneş devam etmeliydi" teşhisinin, kişisel fikri olduğunu da belirtmeden geçemedi.
Tahminlerimizin aksine sayın Atalay, kendi elleriyle küçültüp bir Üst Kurul haline getireceği spor teşkilatının başında kalmak istiyordu ki, tercihine saygı duymak gerekirdi.
Evet, bir süre sonra Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü malını mülkünü yerel yönetimlere bırakarak bir avuç üyeden oluşacak bir üst kurul haline gelecek. Sporu özerk federasyonlarla yerel yönetimler yürütecek. Hani şu şehirlerin 57'sini, 831 ilçenin 458'ini AKP'nin kazandığı yerel yönetimler.
Vatana millete hayırlı olsun.

Beş hafta geçti sevgili Ahmet Çakar silahlı saldırıya uğrayalı. Beş koca hafta... İstanbul'un orta yeri... Eli çiçekli bir tetikçi... Vuruyor, kaçıyor; geride "kuzuların" sessizliği.
Üstelik bu kuzular; istedikleri zaman kurtlara dünyayı dar eden, silahlı, üniformalı, anlı şanlı bir ekipti...
Tık yok Emniyet'ten!..
Akıl alır gibi değil. Bir sürü gazeteci, Ahmet Çakar'ı hedefe koyanı bildiğini söylüyor, bir türlü iletişim kurulamıyor polis ile bilenler arasında. Doğrusu ben bilmiyorum. Bilsem gider polise söylerdim. Olay, gittikçe mesleki dayanışma ve hukuk devleti kavramına sahip çıkma boyutlarını aşıp kişisel reyting düzlemine iniyor ki, en çok da Ahmet Çakar'a ayıp oluyor.
Allahtan sevgili Mahir Kaynak hocam bu vaka ile ilgilenmiyor. Yoksa o ince zekasıyla can alıcı soruyu sorar; "Ahmet Çakar'ın vurulması en çok kime yaradı ?" der ve bazı meslektaşlarımızın başını derde sokardı.
Sonuçta, sorgulanma ve arınma dönemininde milat olabilecek bu cinayet teşebbüsü de anlam kaymasına uğradı ve "faili bilenler" ile Emniyet güçleri arasında bilek güreşine döndü ne yazık ki.

Ziya Doğan, Fatih Tekke ile Gökdeniz'e "İstanbul adamı bozar" demiş!..
Yanlış hocam... Adamı bozan, onun içindeki İstanbul'dur ki, her adamın İstanbul'u farklıdır. Kimine göre tarihtir bu şehir, kimine göre yosmadır. Deniz de olur, gecekondu da. Şiir de, cinayet de...
Adamın düşünde ne varsa, ona uygun bir plato bulunur İstanbul'da.
Futbol oynamak isteyen vardı da, biz mi engel olduk.

Fenerbahçe forması yeşil çimenlerde; tepesinde bir adam, secde etmiş öpüyor.
Fotoğraf böyle... İnsanın kanı çekiliyor.
Adanaspor maçının 36. dakikasında oyunundan alınınca Tomas'ın formasını yerlere fırlatması Fenerbahçe camiasına ne kadar büyük bir hakaretse, bu fotoğraf da bir o kadar hakarettir Türk milletine.
Neyiz biz aptal mıyız. Bu "gözünü yiyim" numaralarına müstehak mıyız.
Ben şahsen Tomas'a verilmeyen 50 bin dolar para cezasını çok yerinde ve yeterli buluyordum; Tomas'ın paradan başka bir bağı olmadığı Fenerbahçe kulübü formasını öpme girişimini ise reddediyorum. Hatta bu öpücüğü 50 bin dolardan sıyırma girişimi olarak görüyorum.
Bu vaka toplumsal zekamıza saygısızlıktır. Berbat bir ilkokul müsameresinden farksızdır. Komiktir, tuhaftır, yazıktır.
Neden mi ? Ya önümüzdeki günlerde Faal Futbolcular Derneği Tomas'a fırlattığı kramponlarını, Adidas fırması, yere attığı iç çamaşırını öptürmeye kalkarsa kızmaz mıyız. Hiçbir şeyi öpmesin Tomas. 50 bin doları hayır kurumuna versin, çıksın oynasın yeter.

Fenerbahçe "iyi oynayamıyor" ama, "çok iyi oynatıyor" vesselam... Öyle bir oynatıyor ki, belini kırar Fenerbahçe'yi yorumlamaya kalkan boşboğaz bir eleman.
Nitekim, daha iki-üç hafta önce "muhteşem Fenerbahçe" yalakalığına bir tutam tuzla koşmayan bizlere, "öyle eleştirdiler ki, iyi oynuyor diyemiyorlar" ukalalığında mektuplar yazanlar, bugün çıkıp "futbolsuz Fenerbahçe" diye konuşuyorlar utanmadan.
Niye utansınlar ki. Haftada bir silinmeye programlanmış bir hafızaya haftalık şovlar yaparken "ne demiştim ben" türünden kaygılar taşıyacak değiller ya.
Evet, Fenerbahçe rakibin hatalarıyla kazanıyor, kendi yaratıcılığıyla değil. Zaten sayın Daum'un "mikserinden" geçen takımdan yaracılık beklemek de neyin nesi?
Hooijdonk ve Nobre; Allah Kerim gerisi... Futbolcularda enlem, boylam ve zaman mefumunu yok etti Daum. Kim nerede ne vakit oynar; bilene kitaksi. Her mevkide dört - beş kişi denenmiş ama, hepsi boş gibi.
Aslında Daum'un Fenerbahçesi, şampiyonluğa değil, yeni bir transfer şampiyonluğuna hazırlanıyor sanki. Bu programın en büyük güvencesi, Fenerbahçe tarafından oynatılan meslektaşlar.





SPOR


HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK: 2-2
At yarışları
Avrupa Ligleri
Ne yaptın Efes: 76-75
İkinci Lig Puan Durumu
Miami sıcağı yakıyor
Filede dün
Prso, Beşiktaş'ta
Bu mutluluk bitmesin
Aslan dört koldan
Önce rahatlattı sonra korkuttu
Ümitler'den ses yok: 0-0
Müthiş düello: 2-2
Yüzmede 100 metrede REKOR
'Yardım edin'
Haber turu...
Daha iyi
Beşiktaş seyircisi
Bu topun adaleti yok