Ben bu yazıyı kendime yazdım

İlk kahramanım babamdı. Ardından roman kahramanları geldi. “Pal Sokağı Çocukları”nın Nemeçek’i; arkadaşlık ve sadakat sembolü. Tabii ki “Çalıkuşu”nun Feride’sine hayran kaldım. Sekiz yıllık öğretmenlik deneyimimin köşe taşı oldu. Adalet duygusunu, acımasızlığı, başkaldırıyı İnce Memed’den öğrendim. Bir antikahraman gibi görünmekle birlikte Melville’in imza romanı “Moby Dick”in Kaptan Ahab’ını çok sevdim. İnsan kötücüllüğünün psikolojisiyle ilgili ilk izlenimlerimin alfabesini oluşturdu. Hayatım boyunca kötüleri kavramaya çalıştım. Hâlâ kavrayamadıklarım var ama olsun. “Kadının Adı Yok”un adı olmayan kadın kahramanı, kadınlık bilincimin temellerini attı. Sevgi Soysal’ın “Yürümek” romanındaki Ela’yla o bilince katlar çıktım. Tolstoy’un İvan İlyiç’i de kahramanlarımdan biriydi. Onun sayesinde ‘ölümlülük bilgisi’nin hayatta ne kadar kıymetli ve dönüştürücü olduğunu fark ettim. Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”ından tek isim seçemeyeceğim. Karakterlerin hepsi benim kahramanımdır. Çünkü ‘tutunamama’nın anlamını onlar sayesinde öğrendim. İlk romanım 2010’da basıldı. Yazmaya 2000 yılında başladım. Eğer Jack London’ın “Sakın vazgeçme diyen” “Martin Eden”ını okumasaydım, “Kaç Zil Kaldı Örtmenim” asla çıkmazdı. Sartre’ın “Bulantı”sı. Roquentin. Yıllardır üzerinde çalıştığım ‘varoluş’la beni tanıştırdığı için o da benim kahramanımdır. Zaten kahraman dediğim de Sartre’ın kendisidir esasen.

Babam beni görsün

İlk kahramanım babamdır diye başladım yazıya... Hayat bu ya, ben hep ‘babam beni görsün’ diyen bir kız çocuğu oldum uzun yıllar. Babam beni görmedi. O beni görmedikçe, bu açığı hayatıma giren erkekler üzerinden kapatmaya çalıştım. Tabii ki mutsuz oldum. Stefan Zweig’ın Clarissa’sıyla tanışana dek. Clarissa ki en önemli kahramanlarımdan biridir zira onu tanımasam bugün hâlâ baba ikamesini erkekler üzerinden sağlamaya devam edebilirdim.

Bu liste uzar gider. İlk aklıma gelenleri yazdım.

Elbette bu roman kahramanlarıyla farklı yaşlarda tanıştım. Bazılarını okuduğum anda, kimilerini yaşım ilerledikçe, kimilerini de yeniden okudukça oturdu taşlar yerine. Ben kahramanlarımı çok sevdim. Onlar beni ben yaptılar. Hayatımı anlamlı kıldılar. Hala epey mesai harcadığım ‘insanı anlama’ konusunda rehberim oldular. En önemlisi beni hiç hayal kırıklığına uğratmadılar.

Edebiyat hocam

Bu sürece paralel bir de kişisel hikâyem var. Hayatımdaki kimi insanlara, babamdan sonra, kahramanlık payesi verdim ben. Bana yazı yazabildiğimi fark ettiren edebiyat hocam Pervin Hanım. Gazetecilikteki emekleme dönemimde annem gibi yanımda olan Duygu Asena. Canım ne zaman çok yansa şarkılarıyla şifa bulduğum Sezen Aksu. Ergenlikte kanlı bıçaklı olduğum, 40’ımdan sonra anlayabildiğim, mücadeleci bir Karadeniz kadını olmayı öğrendiğim annem. Aramızdaki yaş farkını bana unutturan, her düştüğümde el ele verip beni yerden kaldıran birbirinden şahane kız kardeşlerim, Deniz, Yeliz, Demet ve Merve...

Bu liste de uzar gider. İlk aklıma gelenleri yazdım. Beni hiç hayal kırıklığına uğratmayanları.

Kendi ipine tutun

Bir de kahraman belleyip, sonrasında çok hayal kırıklığına uğradıklarım var. Sevgililerim... Tanrı katına çıkardığım sonra yerle yeksan olduklarını gördüğüm. Kardeşlerimin arasına kattığım halde gün gelip yedi yabancı sıfatını isimlerinin önüne koymak zorunda kaldığım arkadaşlarım, gözümün yaşı dizime inerek.

Bu liste de uzar gider.

Hayatım boyunca psikolojiye ilgi duyduğum için, bu kahraman mevzuunu ileriki yaşlarımda epeyce ölçüp tarttım. Hayli sorunlu olduğunu fark ettim. Birini, birilerini kahraman yapmanın, insanı kendini yok etmeye götürdüğünü, hayatta hiç kimsenin kahraman olmadığını, ancak kendini var edemeyenlerin kahramanlar yaratıp onlara sığındığını öğrendim. Bundan vazgeç, yoksa eksik kalırsın dedim. Kendi ipine tutun dedim. Kimse mükemmel değil, isteyerek/istemeyerek kalbini kırabilirler dedim. Kaç kez tecrübe ettin, biliyorsun dedim.

Yaz, geçer

Bütün bunların sonunda ‘Kimseyi kahraman yapma!’ bilgisine ulaştım. Roman kahramanlarından başka.

Şimdi siz bu yazıyı okuyunca, ne bilge bir köşe yazarı, bak roman kahramanlarından çıkmış, hayattaki kahramanları tartmış, bunun yanlışlığını öğrenmiş, aslolanın kendini var etmek olduğunu fark etmiş bir kadın gördüyseniz eğer sizi biraz şaşırtacağım. Bütün bu kuramsal bilgilerime rağmen birilerini kahraman yapmaktan hiç vazgeçemedim ben, çok zaman bildiklerim yaşadıklarıma yetmedi. Sonuç... Türlü çeşit hayal kırıklığı. Peki, bütün bunlardan okura ne ki?
O zaman itiraf edeyim:

Aslında ben bu yazıyı size yazmadım.

Ben bugün bir kahramanımı ‘daha’ kaybettim. Sevgim, saygım baki.

Ama kalbim çok kırık.

“Yaz, geçer” der ya Murathan Mungan. Geçsin diye yazdım. Ben bu yazıyı kendime yazdım.