İnsan eti ağır olmamalı

İnsan eti ağırdır derler. Çok içime dokunan bir sözdür ama işte doğrudur da. Hatta bugünün koşullarında çok daha fazla ağır sanırım. Hele İstanbul gibi kaotik ve alabildiğine yorucu bir şehirde yaşayanlar için. Günün 3 saatini işe gitmek ve eve dönmek için yolda geçirenler. Bitip tükenmek bilmeyen trafiği günün yorgunluğuyla birlikte sırtlayanlar. O sürekli koşuşturma hali. Bir yerden bir yere yetişme telaşlarımız. Modern insanın hızla imtihanı. Gün boyu girilen toplantılar. Hayatın zorluklarıyla başa çıkmakta zorlanan insanların gerginlikleri, çevremizde, iş yerlerimizde. Bir de para kazanmak, ev geçindirmek derdi. Buna paralel yürüyen kariyer planlamalarımız. O planlamanın içinde, inceliklerden uzak, iş odaklı sürdürdüğümüz yaşamlarımız. Ve eve dönüş. Döndüğünüz evde bakımınıza ihtiyacı olan bir aile büyüğü. Çağan Irmak’ın yeni filmi “Bizi Hatırla”da olduğu gibi, yaşlı bir baba misal. Kuş kadar hafif de olsa, insan eti ağırdır gerçeğiyle yüzleşmemiz.

Bu karmaşayı o kadar iyi anlatıyor ki Çağan Irmak yeni filminde. Başroldeki Kaan, işinde başarılı, hırslı, önü açık, terfi üstüne terfi alan genç bir adam. Evli, iki de çocuk. Çocuklardan birinin yeme diğerinin konuşma bozukluğu var. Bunları göremeyecek kadar yorgun bir baba. Eşinin de ondan arta kalır yanı yok. Konuşma vakti geldiği halde konuşamayan küçük oğullarının durumunu “Biz o kadar mükemmel konuşuyoruz ki, o seviyede konuşamayacağı için susuyor” şeklinde açıklıyor. Gerçek bilgi ise evdeki emektar yardımcı kadında, annenin fazla demode bulduğu modern bir yardımcıyla değiştirmek istediği: “Çocukla konuşmuyorlar ki, konuşmayı öğrensin”. Böyle kendilerini kandırarak, bu kandırmayla yüzleşemeyecek kadar süratle yaşıyorlar. Ta ki Kaan’ın Foça’da yaşayan babası, Kaan tarafından tedavi ettirilmek üzere evlerine gelinceye kadar.

Kaan’ın babası Eşref Bey’in rahatsızlığı ciddi. Ameliyat olması gerekiyor. Fakat Kaan’ın iş programı o kadar ağır ki, babası da ağırlık yapıyor ister istemez. Ama vicdanlı da bir adam diğer taraftan. Elinden geldiğince vakit yaratmaya çalışıyor babasına. Eşi, Eşref Bey’in gelmesiyle bozulan sistematiklerinden rahatsız. Bir yandan da onu idare ediyor Kaan. Hayatlarındaki o son sürat temponun ortasında, hayatı yavaşlatmayı gerektiren bir ivme hasıl oluyor Eşref Bey’in gelmesiyle birlikte. Kaan’ı durup düşünmeye, babasıyla kurduğu yüzeysel ilişkiyi tartmaya iten.

Öte yandan torunlar için başka bir pencere açıyor Eşref Bey. Tabletindeki hayali çiftlikte meyve sebze ekmekten hoşlanan büyük torunu için bir domates fidesi alıyor. Çocuğun eli dede sayesinde ilk kez toprağa değiyor. Domatesleri birlikte ekiyorlar orta boy bir saksıya. Can suyunu veriyorlar. Küçük torunun dili dedenin tatlı diliyle çözülmeye başlıyor. Kaan tüm bunları görüp o uyuşturucu hız içinde hayatı nasıl kaçırdığını fark etse de standartlarını sürdürmek uğruna yoluna devam ediyor. Babasının ameliyat günüyle ilgili verdiği karar da buna dahil. Vicdan mahkemesinin kapısının önünde korkunç ikilemlerle yaşıyor, içeri bir türlü giremiyor. Aslında o kadar ağır bir hayatı var ki, babasının ağırlığının lafı bile olmaz. Ama işte…

Velhasıl, bugünün şehir hayatında savrulan insanın yaşadığı çıkmazları, bir baba oğul ilişkisi üzerinden, her zamanki duru ve nahif üslubuyla anlatıyor Çağan Irmak. İnsan eti ağır olmamalı dedirtiyor. Hele anne babamızınkiler, hiç.