Mrs. Harris’e çok ihtiyacımız var

Bazı kitaplar vardır okuduğum, özlerim ben onları. Zaman zaman kütüphanemden çıkarır, altını çizdiğim satırları gözden geçirir, hasret gideririm. Bu kitaplardan biri de ilk baskısı 1989 yılında Can Yayınları’ndan çıkan “Bayan, Bu Çiçekler Size”. Amerikalı yazar Paul Gallico’nun bu şahane romanının bende ayrı bir yeri daha var. 25 sene önce gazeteciliğe başladığımda, bir kültür sanat dergisine tanıttığım ilk kitap olması. Bir süre önce aklıma düştü “Bayan, Bu Çiçekler Size”. Kitap bende yok, baskısı da tükenmiş. Ama nasıl bir özleme, onca yıl sonra yeniden okuma isteği… Bir sahaftan bulup kavuştum kitabıma. Okunmuş kitap okumayı da sevmem üstelik. Ama o sözünü ettiğim özlemle oturup bir solukta okudum, yaprakları sararmış, kapağı solmuş kitabı. Eğer bir insanı mutlu eden kitaplar listesi hazırlayacak olsam, ilk üçte mutlaka o da olurdu.

Roman, Mrs. Harris adında İngiliz bir gündelikçi kadının hikâyesini anlatıyor. Bütün hayatı temizliğe gittiği evler, yakın arkadaşı Mrs. Butterfield ve evinin dört bir yanını süsleyen çiçekleri. Bir gün temizlediği evlerden birinde, ev sahibi Lady Dant’in elbise dolabını açmasıyla başlıyor her şey. Dolapta gördüğü Christian Dior imzalı koyu kırmızı, saten ve tafta karışımı elbiseyle büyüleniyor. O an bir Dior elbiseye sahip olma isteği doğuyor içinde. Fiyatının 450 pound olduğunu öğreniyor Lady Dant’tan. Böyle bir elbiseyi satın alacak parası da onu giyecek yeri de yok. Ama sanki onu alabilirse doğduğundan beri çektiği yoksulluk, içinde bulunduğu sınıfın yaşattığı güçlükler sona erecek…

Tam da o günlerde haftalık toto kuponuna 100 pound çıkmasıyla para biriktirmeye başlıyor. İçtiği çaya varıncaya dek her türlü yiyecek içecek alışverişini azaltıyor. Arada kafa dağıtmak için Mrs. Butterfield ile çıktığı gece gezmelerine son veriyor, köpek bahislerine bile katılıyor. Para birikmeye başlıyor, çeşitli talihsizliklerle eksildiği de oluyor ama verdiği büyük mücadelenin sonunda tam iki yıl yedi ay üç hafta ve bir gün sonra Dior elbise için gereken parayı denkleştiriyor. Sonra ver elini Paris.

Champs-Elysees’deki Dior Modaevi’ne girdikten sonra yeni bir mücadele başlıyor. Kimse Londra’dan gelmiş, berbat bir İngilizceyle konuşan bu kaba saba gündelikçiyi dikkate almıyor önceleri. Ama zekası ve tatlı diliyle bunun da üstesinden geliyor. Defilede adı ‘Günaha Çağrı’ olan siyah kadifeden, boyu yerlere kadar uzanan, eteğinin ortası siyah kehribar boncuklarla süslü, üst bölümü krem rengi pembe ve beyaz şifon, tül ve dantelden oluşan elbiseye gördüğü anda vuruluyor. Ve elbiseyi almaya karar veriyor. Bu süreçte orada çeşitli dostluklar kuruyor. Herkes, Londra’dan Paris’e Dior elbise alma hayaliyle gelen bu gündelikçi kadının hikâyesine saygı duymaya başlıyor, elinden gelen yardımı yapıyor. Birtakım güçlüklerin sonunda elbisesini alıp evinin yolunu tutuyor.

Sonrasında olup bitenler, ‘sahip olmak’tan ‘olma’ya uzanan tatlı bir edebi süreç. Bir kadının bir elbiseyle kurduğu basit bir sahip olma ilişkisini, elbiseden çıkarıp o kadının varoluşunu kurmaya maharetle dönüştürüyor Gallico. Hüzünlü bir kitap ama insanı mutlu ediyor bir şekilde. 25 sene önce aldığım tadın aynısını yeniden aldım. Hiç eskimemiş.

Son söz Can Öz’e bir rica… Bizim Mrs. Harris gibi karakterlere çok ihtiyacımız var sevgili Can. Hayat zor malum ama işin içine edebiyat girince bir o kadar güzel, yaşanası, keyifli… Hadi, 30 yıl önce Erdal Öz’ün müthiş vizyonu sayesinde okuyabildiğimiz “Bayan, Bu Çiçekler Size”yi yeniden görelim kitap vitrinlerinde. Hatta Gallico’nun Mrs Harris’in başından geçen başka olayların anlatıldığı biri New York’ta diğeri Moskova’da geçen diğer iki romanını da… Sonra da mutlu olalım edebiyatın nahifliğinde, o çiçekler bize verilmiş gibi. Ne dersin?