Neyzen Tevfik’in cenazesine niye geldiler?

Tarih 29 Ocak 1953. Beşiktaş’taki Sinan Paşa Camii’nin avlusu. Caminin dışına taşan bir insan seli. Kimler yok ki cenaze töreninde. Hasta yatağından kalkıp gelmiş İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay. Milletvekilleri, bakanlar, ünlü yazarlar, şairler, profesörler, doçentler... Sonra işçiler. Ayyaşlar, serseriler, sarhoşlar. Hepsi Neyzen Tevfik’i uğurlamak için oradalar. Düzenle, dayatmalarla, baskılarla başı hiç hoş olmamış, aynı dertlerden muzdarip insanların sesi olmuş Neyzen’i...

Niye toplandılar?

Ve Neyzen de karşımızda. Burak Sergen’in canlandırdığı. Tuncer Cücenoğlu’nun yazdığı, Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği “Neyzen” oyununda. Saint Benoit Lisesi’nin Siluet sahnesinde.

Kendi cenazesine gelmiş Neyzen. “Niye toplandı bunca insan buraya?” diye sorduktan sonra hayatını anlatmaya başlıyor cemaate. Bodrum’da doğduğunu. Sultan Abdülhamit döneminde, Meclis-i Mebusan’ın kapatıldığı yıllarda. Babasının bir ‘sakıncalı’ olduğunu. Saraya jurnallendiği için Bodrum’a sürgün edildiğini.

Korkunun ne olduğunu ilk kez baba evinde gördüğünü söylüyor. Kuşkuyla orada tanıştığını. Aslında tüm hayatını etkileyen. Ömrü boyunca ona bu duyguyu yaşatanlarla mücadele etmek zorunda kaldığı korku, kuşku...

8 yaşında babasıyla gittiği Tepecik Kahvesi’nde tanıştığı dervişin üflediği neyden söz ediyor sonra. Nasıl büyülendiğinden. Onun sesiyle babasına bir şey olacak korkusunu üzerinden attığından. Ki aslında hayatı boyunca korkularına neyle dayanmıştır ve meyle de...

Halkın gözü oldum

Bir gün çarşıda padişaha başkaldırdığı için, kesilmiş kafaları sırıkların uçlarına takılmış insanlar gördüğünü anlatıyor. Yaşadığı dehşeti. İlk sara nöbetinin bu olayın ardından geldiğini. Ardından Urla’ya sürülüyor babası bu defa da. Sara nöbetleri artıyor Neyzen’in. Okulu bırakıyor. Odasında ney üfleyerek tutunmaya çalışıyor hayata. Derken bir gün berber Kazım’la tanışıyor. Aynı zamanda neyzen olan. İlk derslerini ondan alıyor.

Ve yeni sürgün yeri İzmir. Neyzenbaşı Cemalettin’den aldığı ney dersleri. Ardından öğreneceği bir şey kalmadığı için İstanbul’a gidişi. Orada tanıştığı Ziraat Nezareti Umuru Başkâtibi, ileride yakın dostu olacak Mehmet Akif Ersoy, Hersekeli Arif Hikmet Ahmet Rasim, Tamburi Cemil, Vasil, Udi Nevres, Şair Halil Edip, Mahmut Kemal, Tevfik Fikret, Yunus Nadi...

Neyzenlik yaparak yaşamaya başlıyor. Bir gösteride “Kahrolsun istibdat!” dediği için tutuklanıp işkence görüyor. Kısa sürede mimlenip, baskıdan nefes alamaz hale gelince gemiyle Mısır’a gidiyor. Yedi yıllık sürgünlükten sonra Meşrutiyet ilan edilince İstanbul’a dönüyor. Bu kez de İttihat Terakki’nin yasaklarıyla karşılaşıyor. Hürriyet’i getirenlerin. Büyük hayal kırıklığı. Neyi ve meyiyle kederlerine direnmeye çalışırken ünü de giderek artıyor. Ama her dönem süregelen haksızlıklar devam ediyor. Kendini deliliğe ve içkiye vuruyor iyiden iyiye. “Hesapladım” diyor, “on sekiz bin ton içmişim yetmiş iki yıllık ömrüm boyunca... Ve bunun üçte birini yani altı bin tonunu da Mısır’da bitirmişim...” Memleket hasreti. Biliyor, derde derman olmadığını içkinin ama... Karşı koyamıyor. Mazhar Osman Bakırköy’de ona bir koğuş tahsis ediyor. Arada gidip temizleniyor, sözler veriyor bir daha içmeyeceğim diye. Olmuyor. Bir süre sonra yeniden hastaneye...

Burada kesiyor hikâyesini anlatmayı Neyzen. Oyunun başında sorduğu soruya cevap veriyor: “Burada toplandılar. Çünkü onların yerine de sövdüm hep. Ve söyleyemediklerini söyledim onların yerine de. Halkın gözü, kulağı ve ağzı oldum.“

Sahnede devleşti

Sonrası alkış kıyamet. Hepimiz ayakta alkışlıyoruz Neyzen’i. Neyzen olmuş karşımızda duran Burak Sergen’i. Büyük oyuncuları tarif ederken kullanılan bir klişe vardır: “Sahnede devleşti”. Bunu söyleyip geçemem. Sergen’in tarifsiz oyunculuğunu karşılamıyor çünkü. İki saat boyunca olağanüstü bir performans sergiliyor. Hüzünle, mizahla...

Sadece Neyzen’e kan, can katmıyor, Falakacı Mehmet Hoca oluyor, annesi Fatma, babası Hasan Fehmi, Doktor Pepo, Kemani Yaşuva, saz üstadı Santo, Neyzenbaşı Cemalettin ve daha onlarca karakter... Onlarca farklı ses, şive, eda, bakış, gülüş, hüzün...

Sözünü ettiğim büyük oyuncuların içindeki insan galerisinin kapılarını sonuna kadar açıyor Burak Sergen. İzlemeye doyamıyor insan. Eminim Neyzen de izlese hayran kalırdı Sergen’in oyunculuğuna. Alkışları nezaketle kesip, bir noktada, oyunu, yazarı olan 18 Temmuz 2019’da kaybettiğimiz Tuncer Cücenoğlu’nun anısına oynadığını söylüyor. Bu defa da Türk tiyatro yazınının büyük ustası Cücenoğlu’nu Sergen ile birlikte yine ayakta alkışlıyoruz. Yahut Neyzen ve cenazesine gelenler olarak. Yazana ve oynayana tutulan alkışlar aynı zamanda Neyzen’e elbet. Halkının gözü, kulağı, ağzı olmuş Neyzen’e. Olmaya devam eden...