Bu da Yunan zulmü!

Eklenme Tarihi10.12.2017 - 23:51-Güncellenme Tarihi10.12.2017 - 23:51

Osmanlı sofrasını yağma-layan istilacı güçlerin ne kendileri rahat etti ve ne de aleme huzur verdiler. O gün bugündür, Osmanlı bakiyesi toprak üzerinden kan, gözyaşı ve ah-ü figan eksik olmadı, olmuyor.

Orta-Doğu’ya, Kafkaslara, Balkanlara ve Osmanlının renginin ve kokusunun sindiği tüm coğrafyalara bakın; ya vampir gibi emilip sömürülmekteler, ya da en ufak bir direnme hallerinde, üzerlerinden silindir gibi geçilmekte, kendilerine işkence ve vahşetin her türlüsü uygulanmaktadır.

AB ülkesi olan ve Batı medeniyetinin kadim beşiği olan Yunanistan, Batı Trakya’da kendi halinde yaşamakta olan bir avuç (150 bin) Türk’ün varlığına tahammül edemiyor; kendi vatandaşı olan bu azınlığın en tabii hakkı olan insan haklarını ellerinden alıyor. (Baskılardan bunalan Türkler, Lozan’la birlikte 700 bin iken, göç ede ede bu rakama düştüler)

Düşünün; Yunanistan, yedi asra yakın bir zamandır o topraklarda yaşayan Müslüman Türklere Türk demiyor, diyemiyor; Müslüman azınlık demekle yetiniyor. Sivil toplum örgütünün tabelasındaki Türk kelimesini, yasaklayıp indirtiyor.

Oysa ki Batı Trakya Türkleri ile İstanbul’daki Rumlar, Lozan Antlaşması’na göre aynı haklara sahip. Gelin görün ki, Yunanistan bu antlaşmayı görmezden geliyor ve Türklerin eğitimden, vakıflara, müftü seçimine ve hatta en tabii insan haklarına kadar her şeyi ellerinden alınıyor.

Batı Trakya Türkü kendi mülkünü satamıyor; evinin çürümüş çatısını onaramıyor.

Yunanistan; Batı Trakya Türkünü adeta kendi vatandaşı saymamış; ekonomik olarak yokluğa mahkum etmiş; traktör ehliyeti almasına bile mani olmuş; kendi müftüsünü seçtirmemiş; bunun yerine hükümet tarafından atanan müftüyü (!) dayatmıştır.

Türklerin seyahat özgürlükleri kısıtlanmış; eğitim hakları gasp edilmiş, Türk vakıf malları yağmalanmıştır.

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, tüm bunları ve iki ülke arasında zamanla oluşan sorunları  dillendirdi;  bunları el ele vererek çözümlemeyi önerdi.  Yunanlı devlet yetkililerine Lozan’ı hatırlatıp güncellenmesini talep etti.  Yunanlı muhataplarını hakka, hukuka ve akl-ı selime davet etti.  Yunan Başbakanı suçüstü yakalanmanın telaşıyla Kıbrıs sorununu ve sorunlarla yaşıt ömrüne vurgu yapmak zorunda kaldı.

Sayın Erdoğan ise onlara beklemenin bir alemi olmadığını ve yapılması gerekenleri; şimdi değilse ne zaman deyip, derhal işe koyulmanın lüzumuna işaret etti.

Gümülcine’ye geçen Sayın Cumhurbaşkanı orada; kendisini gözyaşları içinde dinleyen Türklere hitap etti ve Yunanlı yetkililere söylediği sorunlara; 4 Türk milletvekilinin sahip çıkıp bunları takip etmelerini istedi.

Torunlarının ellerinde ayakta durmakta zorlanan, 90’lık ihtiyar Türk; Türkiye Cumhurbaşkanı’nı 65 yıl beklemenin yorgunluğu, lakin bir an olsun eksilmeyen umuduyla sevinç gözyaşları döküyordu.

Her yanıyla Osmanlı coğrafyası: Bir dokun bin ah işit!