Gözler HSK’da!

NATO’ya girdiğimiz günden beri ülkemizin ayarlarıyla oynanıyor. Düzeltmemiz gerekli denilerek yapılan her darbeyle ülke Çarşamba Pazarı’na döndürüldü. 15 Temmuz 2016 iç savaş girişimiyle de iş tamamen şirazesinden çıkartıldı.

Düşünün: Tüm demokratik ülkelerde çıkan pis kokular yargı tuzuyla yok edilir. Bizim ülkemizde yargıyı (tuzu) kokuttular. Kimi kime şikâyet edebilir veya ettiğimizde ne elde edebilirdik?

Savcı ve hâkimlerimizin dörtte biri (4000’e yakın) meslekten ihraç edildi. Geri kalanların da ne olduğunu sağlıklı şekilde biliyor muyuz? İşin en tuhaf tarafı ise başta FETÖ olmak üzere her türlü terör örgütüyle, içeriden ele geçirilmeye çalışılan bu yargı yapısıyla mücadele etmemizdir!

Bir taraftan, suya sabuna dokunmadan temizlik yapılamaz denilecek, diğer yandan da, temizlik yapılacak su ve sabunun kirli olup olmadığı tartışılacak!

Gel de ayıkla pirincin taşını!

Bu saatten sonra, “Sen şunu yaptın, ben bunu yaptım, sen daha fazlasını yaptın” denilerek birbirini suçlamanın manası yoktur. Hele siyasetçilerin birbirlerini suçlamalarına hiç gerek yoktur. Zira onlar, karakuşi bir demokrasinin sadece yolcuları olarak görülüp değerlendirilmişlerdir.

Hancı hep başkaları olmuştur!

YSK’yı da pis kokuları yok etmesi gerekli kurumlarımızdan biliyoruz.

İstanbul seçimlerine itiraz üzerine sandıkların yalnızca yüzde onu sayıldı ve 15 bin oy Binali Yıldırım’ın hanesine yazıldı. Hepsinin yeniden sayılmasına yapılan itiraz
ise reddedildi.

Halbuki yeniden tüm oylar sayılabilseydi, seçimin iptaline ve yenilenmesine gerek kalmazdı.

Attıkları zaman mangalda kül bırakmayan bir kısım yazarların “Ortada yolsuzluk ve hırsızlık olmamasına rağmen seçim iptal edildi” dediğine bakmayın. Bir adayın aldığı 108 oy sıfır olarak işlenmiş ve bu şekilde çarpıtılarak yapılan onca haltın sonucunda bu adaya 15 bin dolayında
oy eklenmiş.

Bu, hırsızlık ya da yolsuzluk değilse nedir?

Üstelik toplam sandığın yüzde onunda böyle. Ya hepsi sayılsaydı durum ne olurdu?

YSK, aynı sandık kurullarıyla seçimi yenileyeceğini açıklayınca kızılca kıyamet koptu. YSK kararına itiraz edildiği gibi, kurum, eleştirilerin boy hedefi haline geldi.

YSK Başkanı Sadi Güven yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde İstanbul’a bağlı seçim müdürlüklerinde görev yapan müdür ve diğer sorumlular hakkında, seçimin iptaline dayanak oluşturan usulsüz işlemler nedeniyle disiplin soruşturması başlatılmış ve sandık kurulu başkanlarının ve memur üyelerinin usulsüz olarak belirlenmesindeki yoğunluk dikkate alınarak, 13 seçim müdürü başka illere görevlendirilmiştir.”

Güven ayrıca: “Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun (hâkim ve savcıların suçlarına iştirak edenler aynı soruşturma ve kovuşturma mercilerine tabidirler) hükmü gereğince, ilçe seçim kurul başkanlarının yanı sıra diğer sorumlular hakkındaki suç duyurusu kararını HSK’ya gönderdiklerini” ifade etti.

İfade edildiği gibi, “İlçe seçim kurulu başkanlarının ilçedeki en kıdemli hâkim olması yasal zorunluluk olup, hâkimlerin görev yerleri Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenmektedir. Hâkimlerin atanmaları ve görevden alınmaları Yüksek Seçim Kurulunun yetkisi dâhilinde değildir.”

Görüldüğü üzere, YSK topu Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na attı.

Hâkim atamalarının yapılıp yapılmayacağı herkesin merak konusu.