Hangi dava?

Eklenme Tarihi01.05.2019 - 1:30-Güncellenme Tarihi01.05.2019 - 8:17

Dava insanı, davasının eri olur; ihtiraslarının esiri olarak ikbal peşinde koşmaz.

İnsanoğlu çiğ süt emmiştir; yaratılışında emsalsiz güzelliklerin ve üstünlüklerin yanında, aynı şekilde emsalsiz çirkinlikleri, kötülükleri ve alçaklıkları barındırır.

Baş olma, hükmetme sevdası nefsin vazgeçemeyeceği ve son nefesine kadar götüreceği bir özelliğidir. Burada kişinin niyeti öylesine önemlidir ki yapacağı işten daha mühimdir.

İşte dava adamlığı da, bu niyette, bu niyetin nasıl ve niçin olduğunda kendini belli eder.

Siyaset kurumu, nefsin baş olma-hükmetme arzusu için tam bir turnusol kâğıdı konumundadır. Doğru bir niyetin olmadığı bu anlayışa göre, kişi, lideri tarafından aday gösterildiğinde vezir, gösterilmediğinde rezil olacağına inanır.

Aday gösterilir ve üstelik seçilip vezir olursa, dava insanıdır(!). Lideri, en büyük lider olup, ‘ölünceye kadar onun emrinde çalışmayı şeref bilir’. Bunun tersi olunca da ne lider, ne şeref kalır; hepsi birden ayaklar altına alınır.

AK Parti kurucuları, dava partisi olarak yola çıktıklarını söylediler. AK Parti kurulduğunda doğan çocuk bugün 18 yaşında. 17 yıllık iktidar sürecinde neler geldi, neler geçti?

Nice tepelerin (!) gerçekte birer bostan kuyusu olduğunu görmedik mi?

Halen AK Parti’nin içinde bulunan Ahmet Davutoğlu geçenlerde sosyal medya aracılığıyla bir ‘manifesto’ yayınladı. Kendini de ‘seçilmiş son başbakan’ olarak tanıttı.

Türkiye’de başbakanların nasıl seçildiğini bilmesek, hele hele kendisinin seçilmeden nasıl dışişleri bakanı yapıldığını bilmesek, belki yutacağız ama kazın ayağı öyle mi?

Bir kere niyeti düzgün olsaydı; sıkıntılı gördüğü konuları, partinin genel başkanına söyler veya yetkili kurullarda dillendirirdi. Etik olmayan ve siyasi teamüllere uymayan bu yolu denediğine göre, niyetinin düzgün olduğu söylenemez.

Bu nasıl bir dava adamlığıdır ki görevden alındıktan sonra sırra kadem basacaksın ve yapılan onca seçimlerde kabuğuna çekileceksin! Tabir caizse, meydan savaşları verilirken savaştan kaçacaksın; savaşın sonunda da ganimetten ‘devlet payını’ (payesini) isteyeceksin!

Ayrı bir parti kurulacağı epeydir söyleniyor; böyle bir oluşumun içinde olunacaksa, önce partiden istifa edilir ve bilahare mertçe çıkıp, ne yapılacaksa o deklare edilir.

Sayın Erdoğan’ın veya AK Parti’nin zayıflamasını bekleyip, yola çıkmak mertliğe sığar mı?

‘Parti içinde parti’ hangi davaya sığar? Böylesi bir durum her hal ve şartta ‘ihanet’ olarak değerlendirilmez mi?

İnsan, ne oldum dememeli. Geçmişine bakıp, nereden nereye ve nasıl geldiğine bakmalı; asgariden velinimetine (kendisini o makamlara taşıyan) teşekkür etmeyi borç bilmeli.

Ahmet Davutoğlu, aklı sıra eğri oturup doğru konuşuyor. Oysaki siyasette yanlış yerde konumlanıp söylenen doğruların kıymeti olmaz. Olursa da sahibine bir puan kazandırmaz.

Ha, ne yapar derseniz, Saadet Partisi’nin yaptığını yapar.

İddia ettikleri davalarına zarar verir!