Barış kapısı ve AB kapısı aralanıyor mu?

İlginç bir ülkede yaşıyoruz. Her biri tek tek bir ülkenin siyasi gündemini uzunca süre işgal edecek gelişmeleri aynı anda yaşıyoruz. Sorunları rafa kaldırıyor, sonra hepsiyle aynı anda ilgilenmeye başlıyoruz.
Bu yüzden de düzeni olmayan, ama hiçbir zaman da sıkıcı olmayan bir ülke, Türkiye. Ülkemizde üzülmek mümkün, ama sıkılmak asla.
PKK’nın silah bırakması; AB tam üyelik sürecinin canlandırılması; yargı alanının reformu; Suriye krizi ve Arap Baharı; küresel ekonomik krizde ekonominin güçlü olması...
Gelecek hafta ne olacak bilmiyoruz. Ama bu haftaya damgasını, çok kritik iki gelişme vurdu. BDP heyeti ikinci kez İmralı’ya gitti. Almanya Başbakanı Merkel Türkiye’ye geldi.
Her ikisinden de çok önemli mesajlar geldi. Barış kapısı ve AB kapısı aralanmaya başladı.

Önce ateşkes, sonra silahsızlanma
İmralı’dan gelen mesajlar, en genelde, silahsızlanma sürecinin ciddi ve başarı şansı yüksek, tarafların iradelerinin de güçlü olduğunu bize söylüyor. İnisiyatif AK Parti ve Başbakan’da. Toplumsal destek artarak sürecek gibi. Daha önceki yazılarda söylediğimiz gibi, çok uzun değil, haziran, temmuz aylarında, barış için çok olumlu bir noktaya gelme olasılığı var.
PKK’nın önce çatışmazlık ilan etmesi; sonra sınır dışına çıkma süreci; sonra silahların bırakılması görüşmeleri ve en son barış sürecinin başlaması: Merdiven misali, adım adım ve kademe kademe barışa doğru ilerleniyor.
PKK’dan, elindeki tutsakları bırakması; devletten de, 4. Yargı Reformu’nun 314. maddesinde düzenleme yaparak, terör suçunun anlamının daha da netleştirilmesi isteniyor. Adil talepler, yapılması gereken hamleler.
Bu şüreç, tarihi, başarı şansı yüksek. Bu fırsat kaçırılmamalı.
Üç temel risk var; 1) Kandil destek kararı alabilecek mi?; 2) Avrupa’da Kürt diasporası, bu süreci destekleyecek mi? ve 3) Türkiye’de milliyetçiliği kullanan provokasyonlar engellenebilecek mi?
Herkesin, sonunda kazanacağı, ama bugünden itibaren çok daha dikkatli ve iradeli olması gereken bir süreçteyiz.

Almanya’nın desteği ve değişimi
Merkel’in Türkiye ziyareti çok önemliydi. Almanya, Türkiye’nin AB’ye tam üye olmasında, Fransa ile birlikte, en önemli ülke. Hatta bana göre, en belirleyici ülke. Almanya’nın desteğini almış bir Türkiye’nin tam üyeliğini engellemek çok zor.
Almanya Türkiye için, Türkiye de Almanya için çok önemli.
Almanya, Avrupa’nın merkez ülkesi, dünya siyasetinin önemli gücü.
Türkiye, artık eski Türkiye değil; bölgesel güç, küresel aktör olma yolunda hızla ilerleyen önemli bir ülke, yükselen bir ekonomi.
Üç milyon Türkiyeli Almanya’da yaşıyor. Artık onlar, ne Türkiye için, ne de Almanya için “Almancı misafir işçiler”.
Yeni nesiller, ekonomiden siyasete ve kültüre, Cem Özdemir’de, Fatih Akın’da simgeleşen, başarılı “Türkiyeli Almanlar” ya da “Almanyalı Türkler”.
Almanya bunun farkında. Türkiye’yle ilişkilerini yeniden yapılandırmak ve var olan, “Türk-Alman algısını” değiştirmek istiyor. Birlikte çalışan Almanya ve Türkiye, bölge ve dünya barışına çok önemli katkılar verebilir.
Bu nedenle de Merkel’in söylediği gibi, Almanya, Türkiye’nin tam üyeliğini istemese de, engel olmak da istemiyor. Bu ilişkilerinin canlanmasını istiyor. Bunu da, müzakere sürecinde engel vetolarının bazılarının kalkmasına evet diyerek yapacak.
Türkiye-Almanya ilişkilerini yeni bir aşamaya getirmek... Var olan algıları ve yaklaşımları değiştirmek... Yeni bir ilişki kurmak; “işbirliği ve karşılıklı yarar ilkeleri” temelinde. Bu ilişki, Türkiye-AB ilişkilerine de çok olumlu yansıyacak.
Almanya bunu istiyor; Merkel’in esas mesajı bu. Çok olumlu, kritik ve ciddi bir mesaj.
Şimdi sıra Türkiye’de. Bakalım, Türkiye, bu konuda ne yapacak.