Ayaklar ele verir mi?

Günümüzün siyaset gözlemi olabilecek ilginç bir söylem:

“İnsanların oylarını, ayakları ele verir. “

İzahı şöyle:

Dünyayı gezip dolaşırken ABD, Almanya, Kanada ya da Avusturalya’ya göç etmek isteyen bir sürü insanla tanıştım......

Ama bugüne kadar Rusya’ya göç etme hayali kuran biriyle karşılaşmadım.

Müslüman bir teokrasi altında yaşamak için Almanya’dan Ortadoğu’ya giden her genç başına muhtemelen yüzlerce Ortadoğulu genç ters istikamette seyahat etmeyi ve liberal Almanya’da yeni bir hayat kurmayı arzuluyor.

Sonuçta insanlık liberal anlatıyı bir kenara atmayacak, çünkü elinde başka bir seçenek yok.

SAPIENS ve HOMO DEUS kitaplarıyla dünyanın en çok okunan yazarlarından biri olan Yuval Noah Harari “21. YÜZYIL için 21 DERS” kitabında böyle yazıyor.

..........................

Sonuç...

“İnsanların ayak izi, insanların oylarını gösteriyorsa” hedef liberalizmin üç atlısı:

“İnançta özgürlük

Ekonomi de özgürlük

İfadede özgürlük...”

21. yüzyıla bakan, gelecek yüzyılların gözlemcileri bu ayak izlerini görecekler.

Siyasetin de “kutbu” bu.

Gerçi İngiltere’de Brexit, ABD’de Trump gibi örnekler liberalizmin bu ayak izlerine basan “hoyrat tabanlar” ama birkaç adımda yok olacaklar.

Çünkü...

“Anlatımları” 21. yüzyılın akımıyla uyumlu değil.

Onlar liberal ekonominin küresel daralması sırasında ortaya çıkan iki soluksuz yangın.

..........................

Türkiye’deki siyasete dönelim...

Pazar günü seçim var.

Yuval Noah Harari’nin bu iddialı söyleminden izler olacak mı?

Daha öncesine bakalım.

31 Mart seçimlerinde Büyükşehir sonuçlarında o izler var mıydı?

Ciddi sosyo-siyasal inceleme gerektiren bir dosya olacak bu.

......................

Bir de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha aylar önce dile getirdiği “metal yorgunluğu” var.

Ya da...

“Dünyada değişmeyen tek şey değişimdir” söylemi.

Veya...

“Toplum güvenceyi sever. Değişimin macera karakterinden kuşku duyar” sosyo-psikoloji ifadesi...

23 Haziran’dan sonra bunlar konuşulacak, tartışılacak.

..........................

Teoriden pratiğe geçelim.

Pazar gecesinden “derbi” notlarıma...

Tek tek eylem, söylem analizi yapmama gerek yok.

İki aday da hedeflerini iyi tanımlamıştı.

O hedeflere göre gard aldı, atak yaptı.

Yani...

Cumhur İttifakı’nda -Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da vurguladığı gibi- “safların sıkılaşması, oy kaymalarının olmayacağı bir omuz omuza gelme psikolojisi” oluşmalıydı.

Küskünler bile bu psikolojik iklimle omuz vermek zorunluğunu hissetmeliydiler.

Binali Yıldırım “tatlı sert üslup” ve müdahalelerle bu iklim için konuştu.

AK Parti + MHP ve kenar köşedeki muhafazakâr oyların toplamı yüzde 50’nin üzerinde değil mi? İmamoğlu ise “yalan” suçlamalarında bile ılıman kaldı.

Biliyordu ki “iki tarafta saflar sıkılaşmadıkça, karşı tarafın oylarında geçirgenlik ortamı oluşur.”

Millet İttifakı’nın AK Parti’den de gelebilecek oylara ihtiyacı var.

Sonuç...

“Pazar derbisinin oylarda hissedilir kaymalar yapan bir fay olayı yarattığı söylenmez.”

Ancak...

Ekrem İmamoğlu’nun önerisiyle program sonrası çekilen “aile fotoğrafı” Türkiye demokrasisine önemli bir katkı olmanın ötesinde “oy geçirgenliği için ılıman iklim” hamlesi gibi de algılanmalı.