Başkonsoloslukta ‘infaz’ mı?

AMERİKA’nın “başkan düşüren gazetesi(*)” Washington Post’un bir sayfasında içi boş bırakılmış çerçeve...

Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolos-luğu’na giren ve bir daha haber alınmayan, adeta “buharlaşan” yazarı Cemal Kaşıkçı’nın köşesiydi bu.

Suudi Başkonsolosluğu, Cemal Kaşıkçı’ya 2 Ekim Salı günü bir kişisel işlemini yaptırması için saat 13’e randevu vermişti.

Girdi ve sonrası meçhul.

.....................

ABD ve dünya medyasının 1 numaralı konusu bu olay.

Spekülasyonlar havada uçuşuyor.

- Öldürüldü... Asit dökülerek eritildi, yok mu edildi! (Bu iğrenç işlem banyo küvetinde yapılamıyor, küveti de eritiyormuş.)

- Garipoğlu cinayetindeki gibi öldürüp parçalar halinde başkonsolosluk dışına mı çıkarıldı.

- Başkonsolosluğun arka kapısından iki siyah minibüs çıkmış. Bunlardan biriyle çıkarılmış ve denize atılmış ya da bir şekilde yok edilmiş olabilir mi?

- Siyah minibüsle başkonsolosluktan çıkarıldıktan sonra kaçırılmış olma ihtimali üzerinde de duruluyor.

- Ve nihayet...

“Hâlâ -küçük de olsa- başkonsoloslukta tutulmakta olması ihtimali var.”

......................

FAKAT...

Ne olursa olsun...

Dehşet verici bir olay.

Kesin olan tek şey, Cemal Kaşıkçı’nın başkonsolosluğa girdiği kapıdan aradan saatler geçtiği halde çıkmamış olduğudur.

Cemal Kaşıkçı başkonsolosluğa nişanlısı Hatice ........ ile beraber gelmiş.

Nişanlısına “Eğer çıkmazsam durumumu Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Yasin Aktay’a ve Türk Arap Medya Derneği Başkanı Turan Kışlakçı’ya bildir” demiş.

Zaten olay da Hatice Hanım’ın Aktay ve Kışlakçı’ya başvurusuyla ortaya çıkmış bulunuyor.

.......................

SUUDİ vatandaşı gazeteci Cemal Kaşıkçı Suudi Arabistan’ın veliaht prensi Muhammed bin Selman’ın iktidarı ele geçirmesiyle birlikte başlayan sürece muhalifti.

17 Aralık 2017’de Yeni Şafak gazetesine verdiği röportajda, “Suudi Arabistan’daki yayın organlarında yazı yazmasına izin verilmediğini, Suudi Arabistan’daki tutuklamaların ardından ABD’ye yerleştiğini” anlatmış.

“Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından gözden çıkarıldığını, ABD’ye gitmeseydi ya ev hapsine alınmış ya da hapse girmiş olacağını” söylemiş.

Washington Post’taki yazılarında da Muhammed bin Selman zihniyetine sert muhalefet satırları biliniyor.

......................

ABD ve dünya medyası bu olaya odaklanmış durumda.

Beyaz Saray resmi açıklaması “kaygılıyız” gibi “tatlı su tepkisiyle” durumu şimdilik idare ediyor.

İsrail, BAE (Birleşik Arap Emirlikleri) ve Mısır’la birlikte kurulan ABD ekseninin Suudi Arabistan noktasında kırılmasını istemiyor.

Ancak...

Demokrat ve iktidardaki Cumhuriyetçi Parti senatörleri olayın üstüne üstüne gitmekte.

“ABD’nin Suudi Arabistan’la ilişkilerinin koparılmasından” bile söz etmekteler.

......................

SUUDİ Arabistan’ı “zanlı” sandalyesine oturtan işaretlere değineyim.

- Cemal Kaşıkçı’ya randevu verilen gün Suudi Arabistan’dan uçakla 15 kişi gelmiş ve başkonsolosluğa gitmiş. Kaşıkçı’nın başkonsolosluğa girişinden birkaç saat sonra çıkmış ve Suudi Arabistan’a gitmek üzere uçmuşlar.

Bu bir “infaz timi” miydi?

Yoksa “polis” mi?

Ne ilginçtir ki Kaşıkçı’nın kapısından girdiği saatlerden itibaren Suudi Arabistan Başkonsolosu’nun “bütün güvenlik kameraları” devre dışı kalmış.

Yani kayıt yok.

.......................

ELBETTE...

İşaretler, karineler kuvvetli de olsa hukuk ilkeleri gereği peşinen “suçludur hükmü vermek” mümkün değil.

Olayın bir de Türkiye’yi ilgilendiren arka plan hesapları olabilir.

Bir başka yazıya...