‘Boş tehditler’ afişi

AMERİKA‘daki Ermeni lobisi bir “araştırma(!)” yayınladı.
Başlığa bakın başlığa:
“TÜRKİYE’NİN BOŞ TEHDİTLERİ...”
Her “Türklerin Ermeni Kıyımı” yasa önerisi gündeme geldiğinde “Türkiye’nin o ülkeye ticari ilişkilerimiz darbe alır” tehdidini yaptığı ama sonucun tam tersi olduğu rakamlarla sıralanıyor.
Önce ABD ile başlıyor araştırma...
Başkanlık kampanyası sürecinde Amerika Ronald Reagan “Ermeni Soykırımı” söyleminde bulunmuş.
Tarih 22 Nisan 1981...
O tarihten sonra Türkiye ile Amerika arasındaki ticaret tam 10 kat artmış.
Ermeni lobisi bir çizelge halinde “Ermeni Soykırımını kabul eden ülkelere” Türkiye’nin tüm “ekonomik yaptırım tehditlerine” karşın zamanın bunun tersi doğrultuda bir grafik çizdiğini ortaya koyuyor.

TEHDİTLERE KULAK ASMAYIN
LİSTEYE bakın.
Ermeni lobisinin -özellikle Ermeni soykırımı için yasa çıkarmaları için çalışmalar yaptığı ülkelere verdiği mesaj açık:
“O tehditlere kulak asmayın. İçi boş...”
İşte “ülkeler, soykırımı tanıdığı yıllar ve Türkiye’yle ticaretinin artış oranı” listesi:
BELÇİKA: 1988 / + yüzde 174
KANADA: 2004 / + yüzde 148
FRANSA: 2001 / + yüzde 257
YUNANİSTAN: 1996 / + yüzde 399
İTALYA: 2000 / + yüzde 126
LÜBNAN: 2000 / + yüzde 126
HOLLANDA: 2004 /+ yüzde 66
RUSYA: 1995 / + yüzde 912
SLOVAKYA: 2004 / + yüzde 298
İSVEÇ: 2000 / + yüzde 33
İSVİÇRE: 2003 / + yüzde 6
URUGUAY: 2004/ + yüzde 85
....................
Ankara’daki iktidarların Ermeni soykırımı iddiaları için başka politikalar geliştirmesi bir zorunluluk.
“Türkiye’nin boş tehditleri” gibi aşağılayıcı sözlere bu ulus layık değil.
“Atatürk’ü itibarsızlaştırmak” çabalarını yansıtan araştırmalar için harcanan zaman ve enerji keşke Atatürk’ün dış politikasını incelemek ve dersler çıkartmaya yönelse.
Atatürk’ün milli mücadeleden başlayarak 10 Kasım 1938’e kadar tüm yol haritasına tek bir “boş tehdit” ifadesinin gölgesi düşmemiştir.
Bundan kısa süre önce Hürriyet’in Ankara Temsilcisi Metehan Demir’in bir anısını yazmıştım.
Metehan ve diğer Ankaralı meslektaşlar Fransa Büyükelçisi’yle soykırım yasasını konuşuyorlarmış.
Yasa geçerse Türkiye’nin gökkubbeyi Fransa’nın başına geçireceği mesajını veren yüksekten atıp tutmalar falan...
Fransa Büyükelçisi onları hafif gülümseyerek sessizce sonuna kadar dinlemiş ve şöyle demiş:
“Elimizde Türkiye için yapılmış bir araştırma var. Türkiye’nin tepkileri ortalama iki ay sürüyor...”
....................
Esip gürlemeler içeride siyaset primi yapıyor ama dışarıdaki itibar erozyonu pahasına...
Üstümüze “Türkiye’nin Boş Tehditleri” başlıklı çizelgeyi “afiş” gibi yapıştırıyorlar.

MİT MÜSTEŞARINA SORU
MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve emekli olan yardımcısı Afet Güneş ile eski müsteşar Emre Taner sorguya çağrılmışlar.
Yasalara göre bu mümkün mü, değil mi tartışması yapılmakta.
Elbette hukukun üstünlüğü esastır.
Yargıya saygılıyız.
Ama...
Hukuk ve tüm disiplinler insan içindir.
“Yaşamak hakkı” ise insan eksenli tüm hakların en kutsalıdır.
Müsteşar Fidan ve diğerleri iddialarına ve bazı ses kayıtlarına göre bir İskandinav ülkesinde PKK’lılarla görüşmeler yapmış.
Öcalan’a ve Kandil’e yazılı metinlerde devredelermiş.
Bunların gerçekliği ayrı bir konu.
Fakat...
Bu görüşmeler yapılmışsa amacı nedir?
Amaç...
“Kanın durmasını sağlamak, kutsal yaşama hakkını güvenceye almak...”
PKK temsilcilerinin yasalar karşısında suçlu sayılmadıkları, serbestçe dolaşabildikleri bir ülkede Fidan ve arkadaşları onları tutuklayamazdı/tutuklatamazdı.
Zaten amaç da bu değildi.
Karşılıklı -özel gündemli ve gizli- demokratik çözüm zemini araştırılmış.
Kamuoyundan gizli ama kamudan gizli değil.
Siyasi iktidarın bilgisi ve onayı olmadan o zamanki görevi Başbakanlık müsteşar yardımcılığı olan Hakan Fidan MİT yöneticisiyle birlikte PKK temsilcileriyle nasıl görüşme yapabilirdi ki.
Yetkiyle donatılmış olmasalardı bu görüşmeler yapılabilir miydi?
Koyun bu buluşmaları bir yana daha İmralı’ya hapsedildiği günden itibaren Abdullah Öcalan’la “resmi” sıfatlı “üniformalı/üniformasızlar” görüşmediler mi, görüşmüyorlar mı?
Devlet hizmeti yapanlar için daha özenli olmalıyız.
Sorgulanırken “devlet sırrıdır, söylemeye mezun değilim” diyebilme hakları var ve sırf bunu söyletmek için sorguya gitmek zorundalar!
Afişe olmak, isim yıpranması...
Dahası...
Devlet hizmetine nasıl bir ödüldür?
Hele KCK dosyasıyla birlikte anılmak tarafına hiç girmeyeyim.