Büyük oynamak

Doğu Akdeniz’deki zengin enerji yatakları için çokuluslu büyük oyun/ büyük kavgalar sürüyor.

Türkiye iki etkin hamleyle “başat aktörlerden biri” oldu.

İlk hamle yöreye gönderilen petrol sondaj ve sismik araştırma gemileridir.

İkincisi ise Libya -meşru- yönetimiyle imzalanan ve oyunu baştan yazan “deniz sınırları mutabakatı...” (*)

..................

Öncelikle belirteyim ki sadece bugünkü Türkiye yurttaşlarımızı değil gelecek kuşakları da kucaklayan hamlelerdir bunlar.

Doğu Akdeniz’de iki sismik araştırma ve iki sondaj gemimiz var.

Bunlar dünyada en modern teknolojik donanıma sahip gemiler...

Başka hiçbir devletin -şimdilik- bu imkânı yok.

Ve...

Son derece ekonomik...

Türkiye gemi kiralasaydı bir sondaj için 300 milyon dolar ödeyecekti.

Oysa... Sahip olduğu gemilerle bir sondajın maliyeti 50 milyon dolar.

Ve..

Sismik araştırmalar, sondajlar umut/sonuç verici.

Operasyonların en büyük verimi sağlayacak kuyularla yapılması odaklı.

“En geç 10 yıl içinde üretim ve kullanımın sağlanacağı” söylenebilir.

....................

Denizlerde hidrokarbon zenginliği öne çıkmakta.

Dünya doğal gaz rezervlerinin yüzde 50’sinin petrol rezervlerinin ise yüzde 30’unun denizlerde olduğu hesaplanmakta.

Doğu Akdeniz bu rezerv bulgularında ağırlıklı.

Daha şimdiden dünya gaz fiyatlarını belirleyen -Katar’ın lokomotifi olduğu- OPEC’e alternatif Doğu Akdeniz Forumu oluştu.

Bu forum üyeleri İsrail, Mısır, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve hatta Filistin. Dünya doğal gaz fiyatlarında başat aktörlük iddiasında.

Türkiye’nin devreye girişi bu kurguyu da bozabilir.

....................

Türkiye büyük oyunda -sismik araştırma ve sondaj gemilerini devreye sokmanın yanı sıra- diğer büyük hamleyi Libya ile imzaladığı deniz saha sınırları mutabakatıyla yaptı.

Yunanistan bir anda Doğu Akdeniz’in dışında kaldı.

İsrail, Mısır ve Lübnan “Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile anlaşmasıyla sağladığı deniz parsellerinden” çok daha fazlasını elde edebilecek konuma geçti.

Fikir vermek için, sadece “Mısır’ın olası deniz parsel kazanımının Kıbrıs Adası büyüklüğünde olduğunu” belirteyim.

İsrail’in “Türkiye’nin on yıllık doğal gaz ihtiyacını karşılayabilecek zenginlikte rezerve sahip Afrodit parselindeki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi faaliyetini bu gelişmeler sonrası bloke ettiğini” vurgulayayım.

.....................

Şimdi...

Oyunu değiştiren “Türkiye-Libya mutabakatını bozmak” senaryosu yazıldı.

Doğu Akdeniz’den dışlanan Yunanistan, mutabakat aleyhine BM’ye ve AB’ye başvurdu.

Anlaşılması zor bir hamleyle ABD daha önce rejim karşıtı General Hafter’i desteklerken, ansızın taraf değiştirdi, meşru Libya yönetimine omuz vermeye başladı.

Buna karşılık, Rusya da rejim karşıtı General Hafter’i silahlarla donatıyor, Kremlin’in Ortadoğu’da kullandığı paralı askerlerini General Hafter güçlerinin yanında sahaya sürmüş bulunuyor.

Burada...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Libya yönetimi isterse, asker göndererek destek veririz” açıklaması elbette çok önemli.

Libya’nın meşru hükümeti General Hafter tarafından düşürülürse, yeni gelecek yönetim ve hele bu yönetimin başında General Hafter olursa “Türkiye ile imzalanan mutabakatın artık geçerli olmadığını” iddia edebilir.

Böyle bir riski Cumhurbaşkanı Erdoğan öngörerek tavır koyuyor.

Ne ilginçtir ki Suriye’den sonra köşelerinde Türkiye, Rusya ve ABD’nin olduğu bir başka üçgen daha oluşabilir.

Doğu Akdeniz’de ulusal yararlarımız öylesine büyük ve gelecek kuşaklar için öylesine önemli ki tüm ulus olarak topluca omuz omuza vermeliyiz.

......................

(*) Dünkü yazımda “Dr. Tümamiral Cihat Yaycı’dan izlenimlerimi yansıtıyorum” yerine sehven “dinlediklerimi” kelimesi yer aldı.

Telefonla yazdırırken oluşan bir yanlış anlama kazası... Sayın Tümamiral Yaycı’yla konuşmuş değilim. Ancak yazdığı kitaptan edindiğim izlenimler ve bazı makalelerden değerli bilgiler edindim. Bunları harmanlayarak sundum.