Diş macunu tüpü

DİŞ macunu tüpten çıktı bir kez... Tekrar tüpüne sokulamaz...
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Yüksek eğitimde başörtüsü sorununu çözeceğiz” söylemi için de bu metafor geçerlidir.
Dönüşü olabilemez...
Başbakan Erdoğan bu asisti ıskalamadı.
Ters vuruşla kaleye gönderdi:
“CHP samimiyse 12 Eylül sonrasında bir araya gelelim. MHP zaten daha önce bizimle aynı doğrultuda oy kullanmıştı. Üç parti olarak yüksek eğitimde başörtüsü yasağını aşalım.”
Gerçekten AKP, CHP ve MHP’nin Meclis’teki toplam sayısı ortak iradeyle “kesin sonuç” sağlayabilir.

Hangi ortak irade
Ama...
Çözüm için “hedef bir, tarik muhtelif...”
Yani aynı hedefe gitmek için yollar farklı.
Örneğin CHP adına partinin Bilim Yönetim ve Kültür Platformu Başkanı Sencer Ayata da bunu vurguluyor.
“Baş örtme şekli üzerinde mutabakat sağlanabilir. İki tarafın da güçlü iddiaları var. Bulunacak uzlaşma, her iki tarafa da -k a y b e t t i m- dedirtmemeli.”
Gerçekten...
AKP’nin merceğinden “türban” denilen ve saçları sımsıkı örten, üstüne bağlanan, başörtünün de boyun dahil teni göstermeyen başörtüsü önemli.
Ayata ise daha geniş açıdan bakıyor.
“İslam’da başı örtmenin şekil zorunluluğu için bilimsel araştırma yapılmasını” öneriyor.
Örneğin...
“Anadolu’da, Trakya’da kadınların geleneksel başörtüsünde, saçın tek telinin bile kesin görünmemesi” diye bir uygulama yok.
Gerçi Prof. Eser Karakaş “Biz Sencer’i sosyolog bilirdik, modacı çıktı” dedi ama “değiştim” demek de “moda” değil mi?
Mademki bu sorunun çözümü için “üç partinin ortak iradesi” gerekiyor.
O halde başı örtmenin siyaset mesajı görüntüsü vermeden bir tanımla belirlenmesi için uzlaşı zorunlu.
Zor...

Tek yol
Evet...
“Zor” ama uzlaşı “zorunlu...”
Öyle bir noktaya gelindi ki Raymond Aron’un “Barış mümkün değil ama savaş ihtimal dışı” gibi “Araf’ta” bir durum...
Aynı model “başörtüsü” tanımında uzlaşmak -şimdilik neredeyse- “imkânsız” ama artık şu durumun da devamı “ihtimal dışı...”
Bu sorun çözülmeli.
İnançlar üzerinden “siyaset rantı” kaldırılmalı.
Başı örtülü genç kızlarımızın “yüksek eğitimden mahrumiyetleri” artık sürdürülemez/sürmemeli.
“Demokratik olgunluk” bunu gerektiriyor.
Zaten zaman kendi çözüm örneklerini üretmekte.
Örneğin...
Özel vakıf üniversitelerinde başı örtülü öğrenciler hiç de az değil.
Boğaziçi gibi devlet üniversitelerinde de fiili olarak yasak çoktan delindi.
Mesafe alınıyor.
Olası çözüm için bir zemin oluşmakta.

TOP ÇEVİRMEK
Başbakan Erdoğan “samimiyseniz referandumdan sonra bir araya gelelim yüksek öğrenimde başörtüsü sorununu aşalım” çağrısıyla CHP’yi sıkıştırdı.
Kılıçdaroğlu’nun “bu sorunu biz çözeriz” söylemini artık geri alması mümkün değil.
Ama...
Sencer Ayata’nın “hiçbir tarafın -k a y b e t t i m- demeyeceği bir uzlaşma” cevabı CHP’nin oyun alanını genişletiyor.
Ayrıca...
“Yüksek öğrenimde başörtüsü için CHP’nin sert kalıplarından çıktığı ve muhafazakâr kesime olumlu mesaj verdiği” görüntü de yara almış olmuyor.
Dahası...
Ayata’nın “CHP Bilim Kurulu olarak bir uzlaşma formülü hazırladığı ve referandumdan 1 ay sonra açıklanacağı” söylemi de hem zaman kazanımı hem de inisiyatifi kendinde tutma amaçlı bir oyun kurgusu.
Yani...
Topu ayağında tutup, top çevirebiliyor.
Değişen bir CHP görüntüsü algılamasını yaratıyor.

ANAYASA MAHKEMESİ NE DER?
Aslında...
AKP ve MHP gene başörtüsünü yüksek öğretime sokacak kararı Meclis’ten çıkarabilir. Daha önceki 411 oy unutulmadı.
Fakat CHP’nin de bu kararda yer alması Anayasa Mahkemesi’nde bir kez daha “iptal” kararı alınmasına imkân vermez.
Çünkü...
Bu üç partinin toplam oylarından sonra TBMM’den Anayasa Mahkemesi’ne “iptal” davası açılması için 110 milletvekili bulunamaz.
Parlamento aritmetiğinde bu imkânsız.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül mü Anayasa Mahkemesi’ne “iptal” başvurusu yapacak?
Olacak şey değil...
Çok çok çok uzak bir ihtimal, bir mahkemenin değişikliği Anayasa Mahkemesi’ne götürmesidir ama sonuç vermez.
Meclis’in -neredeyse- tamamının kabul ettiği bir değişikliğini, sadece Ankara’daki değil dünyanın hiçbir yerindeki Anayasa Mahkemesi “iptal” etmeyi düşünemez.
Demokrasinin olgunlaşma sürecinde çözümler için iklim de değişmekte.
Ilıman kuşağa kaymakta.
Yazıya 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in söylemiyle noktayı koyalım:
“Demokrasilerde çare tükenmez...”