İstediğini almak

Türkiye’ye göre “Barış Pınarı Harekâtı’na 5 gün ara verildi.” ABD Başkan Yardımcısı Pence ve Dışişleri Bakanı Pompeo’ya göre ise “5 günlük ateşkes sağlandı.” PKK/YPG/SDG 120 saat içinde 20 mil yani 30 kilometre güneye çekilecek. 120 saatlik süre ve çekilme başladı. Başkan Trump bir Tweet atarak “Ankara’dan harika haberler geliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a müteşekkirim. Milyonlarca insanın hayatı kurtuldu” mesajını verdi. Oysa... Bu toplantıdan ve yapılan açıklamalardan önce Türkiye’de tedirginlik yaşanıyordu. Beklentiler olumlu değildi. O nedenle önce şu satırları yazmış ve yazıişlerine göndermiştim.

Suriye’de güneşin her doğuşu bir yeni oluşumu aydınlatıyor.

Demirel’in iç siyaset için söylediği “1 gün bile uzun süre” söylemi Suriye’nin “kaygan” zemini için de geçerli.

Bu kez de bir “ABD-Rusya ortak yapımı perde açtı.”

................

Şöyle ki:

Menbiç’ten ABD askerleri çekildi, Rus askerleri eşliğinde Suriye Rejim Güçleri girdi.

Menbiç’e Suriye bayrağı asıldı.

- Kobani’de (Ayn el Arap) ve Kamışlı’da da ABD artık yok, bunların yerine Rusya’nın bayrak göstererek arkasında olduğu Suriye Rejim Güçleri girdi, gönderlere Suriye        bayrakları çekildi.         

.................

Suriye Rejim Güçleri’nin zaten kendisine ait olan topraklara girmesi, bayrak çekerek, “Burası benim” mesajını vermesine kimse -en azından hukuk ve meşruiyet açısından- itiraz edemez.

Fakat...

Ya bu bayrak değişikliğine rağmen Menbiç, Kobani ve Kamışlı’da PKK/SDG silahlı unsurları varlığını sürdürüyorsa!

Ya Suriye’nin bayrak göstermesinin amacı TSK ve Suriye Milli Ordusu’nun Menbiç’e, Kobani’ye, Kamışlı’ya harekâtını önlemekse?

Yani bir dekor oluşturmaksa!

Türkiye ne yapacak?

.................

Yazının başına dönelim...

“Menbiç, Kobani ve Kamışlı’da artık Suriye’nin egemenlik sahası” formülünde, ABD-Rusya iş birliği “kanıt” değilse bile -neredeyse kanıta yakın hukuki değeri olan- “karinedir.”

Türkiye dayattı.

“Harekâtı oralara genişleteceğini” kararlılıkla vurguladı.

ABD “Peki o halde, ben seninle çatışmam, çekilirim” dedi.

“Barış Pınarı’na Menbiç, Kobani ve Kamışlı için yeşil ışık” iyimserliği yaşanırken bir bakıldı ki...

ABD boşalttı.

Suriye Rejim Güçleri girdi.

Her üçünde de PKK/SDG silahlı unsurları -en azından- şu aşamada varlıklarını sürdürüyor. Türkiye bu göstermelik duruma rağmen Barış Pınarı Harekâtı’nı sürdürecek mi? Suriye Rejim Güçleri’yle çatışma riski ötesinde uluslararası hukuk açısından da “sorunlu” bir durum.

“Sıcak takip” ve “Adana Mutabakatı” terörist PKK/SDG’ye karşı uygulanabilir.

Ama...

Hukuken bu her üç yerleşim merkezinde alanların meşru sahibi Suriye Rejim Güçlerine karşı mümkün mü?

...................

Şöyle bir kuşku kendini hissettirmekte.

Acaba...

Barış Pınarı Harekâtı’nın daha ilk gününde “Tel Abyad-Resulayn arasındaki 120km’lik uzunluk ve M4 karayoluna kadar uzanan 30 metrelik derinlik” limitleri mi öngörülmüştü Washington’da?

Trump’ın ilk tweet’lerinde “Yüce ve eşsiz bilgeliğimle çizdiğim limitleri Türkiye aşarsa” tehdidi altında bu limitler mi vardı?

Trump ateşteki kestaneleri bu kez de Suriye Rejim Güçleri’ne ve Rusya’ya aldırtmayı deniyor.

Kendi elini yakmadan...

.....................

Şu satırlar yazılırken Ankara’da ABD ile Türkiye arasında üst düzey görüşmeler sürüyordu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, kabul ettiği ABD Başkan Yardımcısı Pence ile görüşmesi henüz bitmişti. Yukarıda çizdiğim soru işaretlerinin cevapları hâlâ alınabilmiş değildi.

Başkan Yardımcısı Pence ile 1 saat 40 dakikalık görüşmede sonuçlar alınması da zaten beklenemezdi.

...................

Ama bakın yaşam sürprizlerle dolu böyle bir gelişme olabildi.

Birçok şey yazılabilir, alkışlanabilir, eleştirilebilir. Şeytanın ayrıntılarda gizli olduğu söyleminden hareketle yorumlar yapılabilir.

Yapacağız da...

Ama...

Günün sonunda aylardır hatta bir yılı aşkın süredir istediğimiz ve defalarca ABD’ye tekrarladığımız istek “PKK/YPG/SDG’nin 30 kilometre güneye çekilmesi ve Türkiye’nin de kontrol için bir güvenli kuşak oluşturması” değil miydi?