Nâzım’ın mezartaşını yapan heykeltraşlar

NÂZIM Hikmet’e vatandaşlık iadesi bağlamında onun mezarını ziyaret etmek ve çiçek koymak hoş bir anımdır.
Nâzım’ın yaşamını 5 bölümlük bir belgesel yapmıştık. O bağlamda şairin mezar taşında işlenen “Rüzgâra karşı yürüyen adam” çalışması ilgimi çekmişti.
Bu yapıtta imzaları olan iki sanatçıyı atölyelerinde ziyaret etmiştim.
Viladmir Lemport ve Nikolay Silis başarılı heykeltraşlardı.
Nâzım’a hayrandılar.
Saygı duyuyorlardı ama daha önemlisi onu çok seviyorlardı.
Bu duygusal yakınlığın nedenini dinledim.
İkisi de modern resim, modern heykel yapıyorlar.
Ancak Stalin “modern sanatı” yasaklamış.
Anlamıyor, sevmiyor, hatta nefret ediyor.
Buna rağmen iki sanatçı “modern sanat yapıtları” ile bir sergi açmayı deniyorlar.
Açılışa Nâzım’ı da davet ediyorlar.
Ne var ki... Stalin’in polisleri daha sergi açılmadan baskın yapıyor; “Alın bu süprüntüleri atölyenize geri götürün” diye fırça atıyor.
Genç sanatçılar çok üzülüyor. Nâzım’la dertleşiyorlar.

Nâzım’ın mezartaşını yapan heykeltraşlarGüvenceniz benim

O sıralar Nâzım Hikmet Rusya’ya yeni gelmiş, güçlü... Sistemle arası iyi.
Gençleri teselli ediyor ve bir de içlerini serinleten yol gösteriyor; “Gelecek ay bir etkinliğim var. Konuşma yapacağım, şiirler okuyacağım. Çok sayıda dinleyici olacak. Yapıtlarınızı getirin. Salona girişteki fuayede sergileyin. Benim etkinliğimde, size bir şey yapmazlar.”
Genç sanatçılar onun dediğini yaparlar. Ve şairin öngördüğü gibi Stalin’in polislerinden sergiye “gık” çıkmaz.
Nâzım’ın mezarındaki “Rüzgâra karşı yürüyen adam” çalışmasının arkasında böyle bir “ilham (esin)” var.
Atölyede bana bu öyküyü anlatırken Nâzım’ın aynı başlığı taşıyan o muhteşem şiirinin ötesinde, bu modern sanat sergisi olayında şairin “ Stalin rüzgârına yürüyüşüne” de tanık olduklarını, “bundan da esinlendiklerini” söylediler.
Kanal D’deki odamda onların armağanı olan bir porselen kadın heykeli vardır. “Saçlarını yıkayan kadın” heykeli...
Çok severim onu.
Nâzım’ın Moskova’daki mezarı bozulmamalı.
Orada, o mezartaşının altında kalmalı.
Türkiye’de hangi barbarlıklar yapılır, bilemem.
Merhum Vehbi Koç’un mezarının açıldığını, kemiklerinin çalındığını, hırsızların Koç ailesinden para istediklerini hatırlayın.
Nâzım’dan yaşarken esirgenen özen, hiç değilse ölümünde gösterilmeli.
Vatandaşlık hakkının iadesi, en anlamlı “memleketim” armağanıdır.
Tadında bırakalım.

Nâzım’ın mezartaşını yapan heykeltraşlarSARKOZY, NAPOLYON MU OLUYOR?
ALAIN Duhamel’in Sarkozy’yi, Napolyon Bonaparte’a benzeten mizah parfümlü kitabı 15 Ocak’ta vitrinlere, raflara çıkacak ama şimdiden siyaset geyiklerinde bir numara...
Fransa’nın yeni Başkanı Gaullist mi? Radikal sosyalist mi? Liberal mi? Pragmatik mi? Devletçi mi? Oportivist mi?
Yoksa Bonapartist mi?
Alain Duhamel’e göre bütün bunlardan önce Nicolas Sarkozy bir Bonapartist...
Kitapta ikisi arasında benzerlikler sayılıyor.
Örneğin... Her iki dönemde de Fransızların “tek adam” tarafından yönetilmeleri bir gerçek.
İkisi de kısa boyları nedeniyle kompleksli.
Her ikisinin de medyaya hakim olmak tutkuları yadsınamaz.
Örneğin... Sarkozy, kamu televizyonlarının yönetiminini kendi belirliyor. Hatta yıllardır en fazla izlenen haber sunucusunu bile değiştirtti.
Çeşitli etkilerde bulunarak kendine yandaş medya oluşturuyor.
Hergün kendisinden bahsettiriyor.
Napolyon Bonaparte ise gazetelere sansür uygulardı.
Kitapta Napolyon’un şu sözüne yer veriliyor:
“10 gazete, bende yüzbin süngüden daha kaygı vericidir.”
Napolyon Bonaparte ile Nicolas Sarkozy’nin ortak noktası eleştiri alerjileri...
Kendilerine en ufak bir eleştiriye dahi tahammül edememeleri...
Her ikisi de mümkün olan en kısa zamanda intikam almalarıyla dikkati çekiyorlar.
Diğer özellikleri de şöyle sıralanmakta:
“Enerji, uygulama surati, yapmanın lezzeti, reform tutkusu, parlayan her şeye zaaf, iktidarı tek başına kullanmak, iletişimi yönlendirmek, kadınlarla ilişkiler...”
Sonuncu hariç size bizden birilerini hatırlatıyor mu?

Size birilerini hatırlatıyor mu?

SARKOZY Fransa’ya cumhurbaşkanı seçildikten sonra AB’nin önde gelen büyük iş adamlarını toplar, onlara bizdeki liderlerin grup toplantılarındaki gibi sonu gelmeyen ve kimseye laf şansı tanımayan bir konuşma yapar.
Nutku sürerken bir ara “Hayatta cesaret lazım, cesaret” der.
Bunun üzerine büyük bir İspanyol firmasının başkanı seslenir:
“Evet... Sözünüzü keserek ben de cesaretimi deniyorum.”
Olayı anlatan ve yayınlanacak kitabı kapak konusu yapan “Le Point” dergisi “Sarkozy bunun üzerine midesine yumruk yemiş gibi oldu ve o iş adamına konuşması için söz vermek zorunda kaldı” diye yazıyor.
Sarkozy-Bonaparte ortak özellikleri size bizim coğrafyadan da birilerini hatırlatıyor mu?