Prensesin şarkısı

Prensesin şarkısı

MuhteşemYüzyıl’da Macar Prensesi Victoria’yı canlandıran çok sayıda ödül sahibi Saadet Işıl Aksoy’un sesi de güzel.
Şeffaf Oda’da Zülfü Livaneli’nin “Sevda Değil” adlı şarkısını söylüyor...
Şeffaf Oda’nın diğer konuğu Emre Aydın’ın “Hoşçakal” adlı şarkısında ise gözyaşlarını tutamıyor.
Saadet ilk filmi “Yumurta” ile ödüller topladı.
En çok etkilendiği ise Saray Bosna Film Festivali’nde aldığı ödül...
Anlatıyor:
“Ödülü almaya, o büyük acılar veren savaşların yaşandığı bir ülkeye gidiyor olmanın psikolojisiyle kurgulamadım kendimi. Nötr olmaya çalıştım. Onlar unutmak istiyorlar. Orada beni en çok etkileyen şey, savaş devam ederken, insanlar patır patır ölürken böyle bir festival yapıyor olmalarıydı. Çünkü yıllar önce savaşla, savaşın sonunda yapılmaya başlanmış.”
Saadet’in annesi emniyet müdürü, babası emekli başkomiser.
Projenin adı annesi İnci Aksoy’dan esinlenerek “Yeni İnciler Arıyoruz.”
Saadet projeyi şöyle anlatıyor:
“Lise çağındaki genç kızları dershaneye gönderip üniversiteye hazırlıyorlar. Bir yandan da polis ve polis akademisi sınavlarına sokuyorlar. Polis teşkilatına kadın polis kazandırmaya çalışıyorlar.
Ben de destek vermeye çalışıyorum. Cengiz Abazoğlu’nun defilesinde yer alacağım. Geliri bu projeye aktartılacak.”
Saadet TEGV’in projesi için ise Diyarbakır’a da gidecek. TEGV’in eğitim birimlerinde sahnelenecek tiyatro oyununda yer alacak.

Şiir yazmayı bıraktım
Emre Aydın da ödüller sahibi...
Onun için en önemlisi ise MTV’den aldığı ödül...
Liverpol’da 21 ülkenin sanatçılarını geride bırakarak “En Sevilen Sanatçı” ödülü adlı.
Emre Aydın’ın eczacı olan anne ve babası onun diş doktoru olmasını çok istemiş.
Ancak o futbolcu olmak istiyormuş.
Sanatta karar kılmış.
Evdeki Zeki Müren kasetlerinin üzerine yaptığı kayıtlarla Zeki Müren hayranı annesini zaman zaman şok etmiş.
Emre’nin albümlerinin temaları var...
Emre son albümümün temasını şöyle anlatıyor:
“Unutmak ya da unutamamak daha doğrusu o işle meşgul olmak. Bir önceki albümümün teması ise yalnızlıktı” diyor ve Emre Aydın şiir yazmayı bırakmış.
Nedenini şöyle açıklıyor:
“Edip Cansever okudum, ciddi ciddi okudum. Ondan sonra da içimden yazmak gelmedi. Edip Cansever bence Türkçe şiirin gelebileceği son nokta diyebilirim. Sonra Turgut Uyar... Şiirin gittiği yeri görünce ben buna hiç bulaşmayayım, efendi efendi şarkımı söyleyeyim dedim.”

Prensesin şarkısı

YILMAZ ÖZDİL’İN SAZI
Yılmaz Özdil’in “İSİM ŞEHİR HAYVAN” kitabı daha tanıtımları başlamadan tükendi.
Ara ki bulasın...
Zaten Yılmaz da “kitapçılarda bir tane bulursanız gönderin kendime imzalarım” diye yazdı.
Bizim mahallenin söylemiyle “yok satan” kitap için “okura tavsiye yazısı” olmaz.
Tavsiyem sadece “bir sonraki baskıya elinizi çabuk tutmanız. Kitapçınızın listesine adınızı yazdırmanız...”
Bir şey daha...
Yılmaz’ın bu kitabının ilk sayfalarında yazılarını koyduğu, dostlarından biri olarak o satırlarımı yansıtayım...
.......................
Yılmaz’ı telefonla her arayışımda “konu” hiç değişmez:
“Bugünkü yazın gene çok güzeldi, seni kutlamak istedim...”
Kalemi keskin, yüreği sağlam, zekâ voltajı yüksek, kara mizahı damardan bir yazar o...
Yıllar önce Amerikalı bir gazetecinin kitabının arkasına yazılanlar arasında, şu söylem aklımda kalmıştır: “Devam et... Sana ihtiyaç var...”
Evet...
“Devam et Yılmaz... Sana ihtiyaç var...”
.......................
Yılmaz’ın kitabı anlayana...
O da zaten bakın ne yazmış:
“Anlayana davul zurna az, anlamayana sazı soksan az...”
.......................
“Devam et Yılmaz...”

Prensesin şarkısı

30 YAŞ KUTLAMASI
Yaş aldıkça daha da güzelleşiyor İstanbul Film Festivali... İKSV İstanbul’un başına gelen “en güzel şeylerden biri...”
Festivaller kentin hayat suyudur.
İlki havaya, ikincisi suya, üçüncüsü toprağa düşen cemrelerin dördüncüsü de İstanbul Film Festivali’dir.
Baharın geldiğinin müjdesidir.
Bu yıl 30’uncusunu yaşıyoruz.
Lütfü Kırdar’da nasıl da keyifli bir gece.
12 Eylül yönetimi “sinamatek”i yasaklayıp kapatınca, sinema dostları “bir film festivali yapalım o halde” diyorlar ve yola çıkılıyor.
Sahnede bu kararın alınışını Vecdi Sayar ve Hülya Uçansu anlatırken ne de hoş nostalji yaşandı.
Ardından sinemanın unutulmazları sahnede anılarını paylaştılar.
Özgü Namal ve Saadet Işıl Aksoy, Mehmet Günsur gibi daha yeniler film festivallerinden beslendiklerini dile getirdiler.
Duayen Atilla Dorsay ile sinemanın mabedi, “Emek Sineması”nın simgesi Hikmet Dikmen sinemanın büstler ve portreler galerisinde duygu yüklü bir gezinti yaptırdılar.
Yeşilçam klasiklerinden kesitler “geçişleri, bağlantılarıyla” uzun metraj montajı özeniyle hazırlanmış.
Metin Akpınar ve Zeki Alasya’nın “onur ödüllerinin” fon müziği alkışlardı.
“Nejat Eczacıbaşı ve Şakir Eczacıbaşı yukarıda bir yerlerden bunları izliyor olmalılar” diye düşündüm onları kalp kapakçıklarımla alkışladım.
Üstlerine nur yağsın.
Film festivali açılış gecelerinde bu bölüm bittikten sonra salon yarı yarıya boşalır.
Aşağıda, BORSA’nın lezzetlerine geçilir.
Ben ise BORSA’ya önce uğrar barda su böreği ve dönerimi yerken rakımı yudumlarım.
Her yıl böyle...
Bu kez tek fark rakımın daha bir “ALA” olmasıydı.
Ağız tadım “alülala” yukarı çıktım.
Tören sonrası “Copacobana”yı keyifle izledim.
2 hafta film keyfi sürecek.