THE ECONOMİST de bir ıslık çaldı

THE ECONOMİST de bir ıslık çaldı

Gazetecilikte “iyi başlık atmak” çok önemlidir.
Manşetse birinci sayfayı, başlıksa köşe yazısını okutmak için okuyucuyu çeken mıknatıstır.
Başlıklar, tıpkı birkaç çizgiyle olayı uzun bir makaleden daha fazla anlatan karikatür gibi etkilidir.
Amberin Zaman’ın Haber Türk’teki köşe yazısının başlığı işte böyle bir mıknatıstı.
“The Economist de bir ıslık çaldı” konuyu nasıl da güzel anlatıyor.
CHP’nin seçim kampanyası “bir ıslık da sen çal” çağrısına ve bunun müziğine oturtulmuş bulunuyor.
Kemal Kılıçdaroğlu seçim meydanlarında halka “bir ıslık da siz çalın” çağrısını yapıyor.
Ve...
İtibarlı İngiliz THE ECONOMİST son sayısında yayınladığı yazıyla “Türk seçmeninin demokrasiyi yükseltmek için en iyi yolu iktidar partisine karşı oy kullanmak olacaktır” yorumu Kılıçdaroğlu’nun meydan çağrılarıyla örtüşmekte.
THE ECONOMİST “bir ıslık da Türk seçmeni çalsın” demiş olmuyor mu?
Amberin Zaman işte bunu iyi görmüş ve işlemiş.
Onun yazısından bazı satırlar sunuyorum...
.....................
ON iki yıldır Türkiye temsilciliğini yürüttüğüm İngiliz The Economist için “Dünyanın en etkin haftalık haber dergisi” demek pek abartılı sayılmaz... 1843’ten bu yana yayımlanan dergi, TIME ve Newsweek gibi haftalık dergilerin aksine tirajını gittikçe yükseltiyor. Tirajı şu an 1.6 milyonu aşmış bulunuyor. Derginin kullandığı ironik dil ve ukalaca savunduğu görüşler kimilerine göre çok itici; ancak dergiyi farklı kılan da tam bu “genç sivil” hali.
The Economist bugünkü sayısında Türkiye’de tartışmalara yol açacak yeni bir fikir beyan ediyor. Başyazısında Türklere, “CHP’ye oy verin” diyor...
AK Parti’yi iktidara geldiğinden beri hararetle savunan dergi, neden böyle bir karar aldı. Bunun cevabı zaten başyazının içeriğini teşkil ediyor.
Özetle, “AK Parti şahane şeyler yaptı. İsrail ve Amerika’da bazılarının fısıldadığı gibi şeriatçı filan da değil, seçimi de kazanacak. Ancak Erdoğan gittikçe otoriterleşiyor. Anayasa’yı tek başına değiştirmesini, Cumhurbaşkanlığı emellerine hayat vermesini sağlayacak bir çoğunluk Türkiye için risktir. CHP’ye yeni reformcu kimlik kazandıran Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir alternatif oluşturması Türk demokrasisinin geleceği açısından fevkalade önemli” deniyor.
...........derginin Genel Yayın Yönetmeni John Micklethwaite, Dış Haberler Editörü Edward Carr ve geçen hafta Türkiye’ye gelip yine bu hafta yayınlanan uzun bir Türkiye analizi kaleme alan Avrupa Editörü John Peet tarafından aylardır tartışılıyordu.
Bu tartışmalara Türkiye temsilcisi olarak benim de katıldığım oluyordu...
..........Türkiye’yi yakından izliyorlar ve böyle uygun gördüler.

12 HAZİRAN’IN PROVASI REFERANDUM
Asker üzerine bir tsunami daha yükseldi/yükseltildi.
Seçime 5 kalaya sıkışan şu görüntülere bakınız:
- Yeni bir Balyoz dalgasıyla ilk kez görevde bir orgeneralin ve onun yanı sıra gene görevde generallerin, 1 amiralin, rütbeli subayların tutuklanmaları...
- 7’nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in, 12 Eylül ihtilal konseyi başkanı ve eski Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya’nın “darbeci” suçlamasıyla savcı tarafından ifadelerinin alınacağı bildirimleri...
- Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilme sürecinde askerin bunu “engellemeye” çalıştığı, Anayasa Mahkemesi’nin AK Parti’yi kapatacağı, kapatmazsa asker müdahalesi olacağı iddialarının basına sızdırılması...
Bu üst üste örtüşmeler “tuhaf” değil mi?
Kafamdaki bu soru işaretinin cevabı olabilecek yorumları iktidara yakın gazeteciler yapmakta.
Hem de lafı hiç dolandırmadan apaçık söyleyerek...
Dedikleri şu:
Zaten Balyoz davası nedeniyle çok sayıda komutan tutuklanmıştı.
Davanın estirdiği rüzgârın yanı sıra 12 Eylül’le hesaplaşmak, 12 Eylül’ü yapan komutanların yargılanacağı bunun için Anayasa’nın değişeceği, Evren ve diğer ihtilal komutanlarının dokunulmazlıklarının kaldırılacağı vaatleri rüzgârın hızını ve gücünü daha da arttırdı.
Referandumda AK Parti’nin savunduğu EVET oyları yüzde 58’i buldu.
Şimdi, son general ve amiral tutuklamaları, 12 Eylül komutanlarına “ifade” çağrısının çıkarılması, Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde sonu darbeye kadar uzanabilecek asker müdahaleleri olduğu iddiası acaba gene AK Parti oylarını yüzde 58’e doğru yukarı çekecek mi?
Bu kadar açık ve net “amaç AK Parti oylarını yüzde 58’e yükseltmek diğer her şey amaca ulaşmak için araç” itirafı olur şey değil.
Referandumda denenmiş ve tutmuş bir yöntemin 12 Haziran seçimlerinde gene uygulandığı gibi bir mesaj bu.
Elbette iktidara yakın ve o mahallenin itibarlı yazarları “böyle diyorlarsa kesin doğrudur” diye bir iddiam, bir yargım yok.
Herkesin söylemi, satırları kendini bağlar ama seçimlere 5 kalaya sıkıştırılmış askeri hedef alan atışlar arasında zamanlama örtüşmesi de garip.
Her iddiayı beynimizin bir köşesine kaydediyoruz.
Yoksa referandum, 12 Haziran seçimlerinin kostümlü son provası mıydı?