Cumhuriyet ve “Irredenta”

Sözlükler “irredenta” kelimesini, tarihsel ve etnisite itibariyle “bir ülkeye ait iken başka ülkenin siyasal kontrolüne geçmiş arazi” diye tanımlıyor. Ancak zaman içinde kullanılışı dikkate alınırsa, sırf bir toprağın bu tanıma uygun olması yetmiyor, “Filanca ülkenin falanca ülkede irredenta’sı var” demek için. Bir ülkenin “irredentist” eğilimleri, projeleri olduğunu söylemek için, toprağını kaptırmış ülkenin bu toprakları geri almak için sadece orada burada bir iki fikir beyan etmesi yetmiyor; ülkede bu yönde bir ideoloji oluşması şart.

İdeoloji, kültür gibi, ama ondan öte, ayakları gerçekte değil hayallerde bulunan, bugünü idare etme, geleceğe yön verme konusunda fikirler birikimi ise, irredendist tasavvurların, gelecek telakkilerinin masallara, romanlara, şarkılara-türkülere geçmiş olması gerekir.

Bush, Obama ve Trump (kendisi değilse bile bugüne kadar atadığı ve kovduğu üç savunma bakanı ve üç ulusal güvenlik uzmanı) Türkiye’nin Suriye topraklarında gözü olmadığı sözüne güvenmediler. Ama hiç birisi merak edip de “Türkiye’de Halep’le Şam’la ilgili bir “irredentizm” var mı yok mu?” diye uzmanlarına sormadılar. Tarihten gidersek, Osmanlı devleti, Selanik’i 1423’te topraklarına kattı; Bosna-Hersek’i 1443’de fethetti. Halep ve Şam, daha bir yüz yıl daha, o zamanki sahiplerinin elinde kaldı. Balkanların kaybında insan zayiatı 632 bin 408 olarak tahmin ediliyor. Alırken Sultan Selim’in 17 bin şehit verdiği Bağdat’ın anahtarını--öncesindeki bir-iki yıllık çatışmaları da dikkate alırsak--2 bin şehitle teslim ettik.

Balkanları 1911-12’de, Şam-Bağdat topraklarını 1917’de kaybettik. İkisinin öyküsünü de bugüne taşıyan kitaplar, gazeteler aynı kuşak insanlar tarafından yazıldı. Selanik’in öyküsünü anlatan Ömer Seyfettin, Arap topraklarının öyküsünü anlatan Halide Edip’ten daha az iz bırakmadı ulusal vicdanımızda. Ama bugün ikisinin de modern Türkiye’nin ideolojisinde de folklorunda da bir “irredenta” değerine sahip olduğunu söylemek, Cumhuriyet’i ve ona vücut veren Lozan’ı anlamamak demektir.

Ahmet Tezcan dostumun Bosna yazılarını okurken onunla, Halit Tunç dostumun Halep şiirlerini okurken onunla gözyaşı dökeriz. Ama bugüne kadar onların veya bir başkasının ne Bosna ne Selanik ne Halep ne de Bağdat destanı yazdığını görmedim. Biz, kültürel kökleri Selçuklu-Osmanlı kadar eski de olsa ABD’nin yarısı kadar yaşlı ama genç bir cumhuriyetiz.

96 yaşındaki rejimimiz dört yıl sonra bir asrı devirmiş olacak. Gelecek kime ne gösterir kimse bilemez. Ama Türkiye’nin bir Osmanlıyı ihya projesi bulunduğunu söylemek, Türkiye’ye bu sakat algı penceresinden muamele etmek, bize değil, ABD’ye, AB’ye ve Suud ile onun peyki dört beş emir bozuntusuna zarar veriyor.

Reel-politik, kendi kafasını sabit paranoid fikirlerden (örneğin, “İsrail’in güvenliği sürekli tehlikededir; önlem almak ABD’nin görevidir”) arındırmak ve dünyayı başka ulusların, ülkelerin açısından görebilmektir.

Ne yazık ki Huntington’dan sonra bunu Harvard’da bile öğreten kalmadı!