PKK ve Kürt siyaseti (1)

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi bitti; ama propaganda döneminin son iki gününde iç siyaset gündemine giren, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) eski genel başkanı, ömür boyu hapis mahkûmu Abdullah Öcalan’ın HDP seçmenine oy kullanmama çağrısı, bu örgütle ilgili tartışmaları yeniden başlatacak gibi görünüyor. Bu vesileyle ortaya çıkan bir nokta, infaz yasasının AB kurallarıyla uyumlu hale getirilmesi ve af yasası değişiklikleriyle bütünlüğünden çok şey kaybetmiş olması hususudur. Bu, muhtemel tartışmaların iç boyutunu oluşturacaktır.

Konuya dışarıdan bakıldığı zaman, Abdullah Öcalan’ın kendi veya karşı tarafın talebiyle ziyaretçi kabul edip edemeyeceği veya ziyaretçileriyle dışarıya siyasal demeç niteliğinde mektuplar ulaştırıp ulaştıramayacağından ziyade, bu mektubun terör örgütünün geleceğini nasıl etkileyeceği sorusu olacaktır.

PKK’nın 25 Kasım 1978’de Lice’de kurulmasından önce ve daha sonra uzun yıllar Türkiye’de Kürt halkına karşı bir ret ve inkâr politikası vardı. 1977 yılında Bayındırlık Bakanı olan Şerafettin Elçi’nin verdiği “Türkiye’de Kürtler vardır; ben de bir Kürdüm” demecini Hürriyet’te manşetten haber verdiğimiz zaman kopan fırtınaları ve tepemize yağan yıldırımları anlattığımız zaman, karışımızdaki inanmaz yüzler, bu ret ve inkâr siyasetinin artık unutulduğunu gösteriyor. Ne var ki siyasetin yarattığı ateşin orta yerindeyken, ülkedeki adaletsizlik önce Devrimci Doğu Ocakları gibi barışçı oluşumlara, sonra KAWA ve PKK gibi terör örgütlerine yol açmıştı. Halkın taleplerini, tabii haklarını ve acılarını kimi zaman barışçı kimi zaman şiddetli protesto konusu yapan örgütler, terörün sahneye çıkmasıyla yok oldular. Ne var ki masum insanlara yönelik tedhiş ve terörü hiçbir şey haklı kılamayacağı gibi, hiçbir meşru hak da şiddet yoluyla kazanılamaz. PKK da çoğunluğu Kürt 40 bin kişiyi katlederek, sadece bebek ve kadın öldürmüş ve katliam yapmış oldu.

PKK daha ilk icraatından hemen sonra, önce o zamanki Sovyetler Birliği, ardından Irak ve daha sonra Suriye BAAS diktatörlüğü tarafından evlat edinildi. Irak’ın ABD tarafından işgalinden sonra yakalanıp öldürülen diktatörü Saddam Hüseyin, PKK teröristlerine barınma, yiyecek ve silah sağladı. Ülkesindeki Kürtleri bir cehennem ortamında tutan Hafız Esad (Beşar Esad’ın babası) da Abdullah Öcalan’ı bağrına bastı; ona devşirdiği teröristlere eğitim verme imkânı sağladı, ama bir şartla: Öcalan ve PKK Suriyeli bir tek Kürt’le temas etmeyecekti. Nitekim edemedi de.

Abdullah Öcalan, 1999’da yakalanıncaya kadar birçok ülkenin Türkiye’yi istikrarsızlaştırma siyasetinin aleti oldu. PKK lideri kıl payı kurtulduğu ölüm cezasından sonra kaldığı hapishaneden 11 Şubat 2015’te yaptığı açıklamada, örgütüne kendi kendisini feshetmesi ve silahları bırakarak, Türkiye’yi terk etmesi çağrısında bulundu. Ancak ABD’li Neo-Con’ların Türkiye’yi bölme programına alet olarak, Suriye’de terör devleti kuracak kadar derin ilişkilere giren PKK artık kurucusunu dinlemekten çok uzaktı.