Suriye’de barış. Ama hangi barış?

Hafta sonu İstanbul’da Suriye konulu iki “uluslararası” konferans yapıldı. Birincisi, muhalefet partisi CHP’nin toplantısıydı; konuşmacılar arasında birçok ülkeden insanlar vardı ama Suriye’de onurlu ve kalıcı bir barış ile birlikte, tarihsel hataların düzeltilmesini isteyen Arap ve Türkmenlerin görüşleri ifade imkânı bulamadı.

CHP konferansının açılışında muhalefette olmasına rağmen partisinin ülkenin dışişleriyle de yakından ilgili olduğunu göstermeyi amaçlayan uzun bir konuşma yapan CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Suriye konusuna yaklaşımlarını sadece bir ilke üzerine bina ettiklerini ortaya koydu; kendi kelimeleriyle, “Silahlı müdahaleler bakımından uluslararası meşruiyetin tek kaynağı hâlâ Birleşmiş Milletler Güvenli Konseyi’nin kararlarıdır” dedi. Sn. Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri konferansın ana teması olan “Suriye’de Barışa Açılan Kapı” fikrinin çok yanlış bir yere açıldığını gösteriyor.

Konferansta kendi görüşlerini ifade imkânı bulamayan ve Suriye Faaliyetler Birliği içinde örgütlenmiş olan bazı Araplar ise CHP’ye alternatif bir toplantı düzenlediler ve görüşlerini orada dile getirdiler. Birlik başkanı Mansur el Atassi, rejim muhaliflerini temsil eden tek bir ismin dahi bulunmadığı CHP konferansını objektif olmaktan uzak, Esat yanlısı bir girişim olarak nitelendirdi.

Bir zamanlar ABD’de oğul Bush’un “Teröre karşı savaş” adıyla bilinen İslam aleyhtarı siyasetini benimsemeyen çok Demokrat Partili siyasetçi ve liberal bilim insanı vardı. Ama bu siyasete karşı olanlar ne parti olarak ne parlamento grubu olarak hükumete paralel bir siyaset geliştirmeye kalkmadılar. Bugün bile Demokrat Parti’nin hakkında azil soruşturması açmak üzere hareket geçtikleri Trump’ın siyasetine karşı alternatif geliştirme çabası görülmüyor. Dış politikada ulusun ortak sesle konuşması çok önemlidir. Dolayısıyla bu CHP açısından konferansın ilk hatasıdır. İkincisi ise şudur:

Türkiye’nin ABD’nin Cenevre Sürecinin işe yaramadığı görerek Rusya ve İran ile düzenlenmesine katkıda bulunduğu Astana-Soçi Süreci’nin BM Güvenlik Konseyi’nin işe yaramazlığı karşısında bir girişim olduğu açık ve seçik belli iken, CHP’nin uluslararası girişimlere tek ama tek meşruiyet kaynağı olarak Güvenlik Konseyi’ni görmesi, bu süreci ve kazanımlarını arkadan hançerlemektir. Bu anlayış, İdlib’i ve oraya sığınan milyonları, Esat’ın bombalarına meşru hedef haline getirir.

Toplantıya, makaleleri, kitapları ve sosyal medya paylaşımları ile sadece “Erdoğan düşmanı” diye nitelenebilecek olmayıp, aynı zamanda Türkiye’nin önerdiği şekliyle güvenli bölgenin “Suriye Kürtlerinin aleyhine olacağını” ifade eden, ama bu grubu sadece PYD, YPG ve SDG’den ibaret sayan sözüm-ona bilim insanları ve gazeteciler katıldı. Aslında bu katılımlar, bu cephenin Türkiye’nin demokratik bir ülke olmadığı, ifade özgürlüğünün boğulduğu iddialarının kendileri tarafından çürütülmesidir.

CHP bu kadar masraftan sonra sadece “Dünya beşten küçüktür” ve “Suriye Esat’ındır” demiş oldu.