2005 daha da güzel bir yıl olacak...

Şimdiye kadar yazdığım yılbaşı yazılarını çıkarıp inceledim. Tüm çabalarıma rağmen, hiçbirinde umut işareti bulamadım. Genel bir sorunlar yumağı içinde yaşamışız. Ya ekonomik krizler veya siyasi kavgalar.Ecevit- Demirel kavgaları...Özal- Demirel kavgaları...Yılmaz- Çiller kavgaları...Hayatımız siyasi kavgalarla veya ekonomik çalkantılarla geçmiş.Her yılbaşında "İnşallah düzelir, bir daha böyle birşey yaşamayız"dilekleri ön plana çıkmış.İlk defa ümitlerin yeşerdiği bir ülke olma yolundayız.2005te enflasyonun tek rakkama düşmesini bekliyoruz.Avrupa Birliği ile müzakereler başlayacak.İşsizlik azalacak ve gelir dengesizliği yavaş yavaş düzelme sürecine girilecek.Eğer kendi kendimize sorun çıkarmaz, gereksiz krizlere neden olmazsak, 2005 in sonunda da bugünkü gibi yazılar yazabileceğiz.*** Güzel bir yıla girdik. Doğrusu inanamıyorum.Ben, kuruşlu yaşamı bilen kuşağın mensubuyum.Rahmetli Babaannem, bayramlarda bize altın gibi parlayan 25 kuruş verirdi. O günler için çok önemli bir miktardı. Pazar yerine gidip, bozdurup bozdurup harcardık. 1er kuruşlar saklanır ve kullanılırdı.Sonraki yıllarda kuruşlar yok oldu.Yüzbinler, milyonlar, milyarlar hayatımıza girdi. Demirel "Trilyonları telaffuz etmeye alışın" dediği zaman, biz bunu zenginleşmenin bir işareti olarak algılamıştık. Aradan yıllar geçtikçe, bunun tam tersine fakirleşme anlamına geldiğini öğrendik. Enflasyonun ne büyük bir kanser olduğunu kolay kolay anlayamadık. Elimize geçen milyon veya milyarların bir aldatmaca olduğunu göremedik. Maaşlara yapılan yüksek orantılı zamlar, zenginleşiyormuşuz izlenimi yarattı.Şimdi yepyeni bir döneme giriyoruz.Bu sabahtan itibaren YTL hayatımıza girecek.Belki güç olacak, alışmamız zaman alacaktır, ancak sonunda bizler kazanacağız.Yılın ilk güzel haberi de budur.*** YTL HOŞ GELDİ... Kim ne derse desin, bu yılın adamı Başbakan Tayyip Erdoğan dır.Hepimizi şaşırttı.Sadece bizleri değil, Uluslararası camiayı da hayretlere düşürdü.Beklenen, gizli gündemi olan ve yakaladığı ilk fırsatta bu gündemi ülkeye kabul ettirecek bir liderdi.Aksi çıktı. Gizli gündemi var idiyse dahi, attığı adımlar, bizim tahmin ettiğimiz "gündemin " tam tersiydi. Biz, Türkiyeyi Avrupaya Sosyal Demokratların taşıyacağını sanıyorduk. Aksi çıktı. Muhafazakar, hatta bir zamanlar Avrupayı "Hristiyan kulübü" diye niteleyen , dini değerlere daha fazla ağırlık veren bir parti Türkiyenin önünü açtı.Ülkeyi Avrupaya yakınlaştırdı.Erdoğan tutumuyla eski tabuları yıktı. Toplumun ellerini bağlayan kelepçeleri çıkardı.Bütün bunları yaparken de, kavgacı bir ton takınmadı. Tevazu ile hareket etti. Muhalefete sürekli teşekkür etti.Bunların hiçbirine alışmamıştık.Hepimiz için sürpriz oldu.İnşallah diğer bazı liderler gibi, başına vurmaz. Kendini, Allahın Türkiye yi kurtarmak için yolladığı bir mesajcı veya nesli tükenmek üzere olan nadir bir tavuskuşu sanmaz ve aynı şekilde yoluna devam eder. *** YILIN ADAMI : TAYYİP ERDOĞAN Türkiye, Avrupa Birliğine, Gümrük Birliği anlaşmasını Güney Kıbrısı da içine alacak şekilde 3 Ekime kadar genişleteceğine dair söz verdi.Bu olay, AB ile müzakerelere başlamanın, kaçınılmaz bir koşuludur.Yapılacak olan düzenleme son derece teknik, ancak kamu oyunda "Güney Kıbrısı tanımak" anlamına çekilme potansiyeli yüksek. Biri, Kıbrısı Rumlara teslim edeceğiz, diyecek. Diğeri aksini iddia edecek. Yani, üzerinde büyük tartışmalar yaşanacak.Üstelik, her geçen ay bu tartışma daha da artacak. 3 Ekim yakınlaştıkça, Rumlar da "Türkiye bizi tanımak zorunda" baskısını arttıracaklar.İşte bu nedenlerle, hükümetin bu işi gereksiz şekilde uzatmaması, ne yapılması gerekiyorsa kararını vermesi ve uygulamaya geçmelidir. Uzattıkça işin ciddileşeceğini bilmemizde çok yarar var.*** KIBRIS İŞİNİ FAZLA UZATMAMAKTA YARAR VAR "Dört dağın içinde bizlerde vardık,Güller kopartıldı hep yalnız kaldık,Hayat bizi bir kenara itince,Toprağını kaybetmiş gül gibi savrulduk" İşte böyle anlatıyorlar kendilerini Tuncelili özürlü vatandaşlarımız. Nüfusunun yüzde 55i göç etmiş Tuncelide geride kalanların büyük çoğunluğu işsiz... Sanayide, ticarette, imalatta, tarım da hep sonuncu... Hele bir de özürlüysen sen düşün... Tuncelide 10 bin engelli vatandaşımız var. Bunların 2 bini ağır engelli olarak sınıflandırılıyor. Tablo bu... Peki Tuncelideki özürlü vatandaşlarımız için bir merkez var mı? Hayır... Olacak mı? Evet.. Tunceli Bedensel Engelliler Derneği Onursal Başkanı Sinan Samat ve arkadaşları bir Eğitim, Rehabilitasyon ve Bulaşma Merkezi inşaa etmek için çırpınıyor. Avrupada çeşitli etkinlikler düzenleniyor. 15 ve 16 Ocakta Almanyada iki gece var. 19 Şubat 2005te Fransada, 20 Şubat 2005te Pariste binlerce kişi Tuncelili engelliler için biraraya gelecek. Sinan Samat ve arkadaşları Tuncelide yaptıkları çalışmalara "Munzur Modeli" adını vermişler. Bu modelin tüm Türkiyeye örnek olmasını istiyorlar. Neler mi yapmışlar? Önce Tuncelideki engelleri nüfusunu belirlemişler. Sonra da bir internet sayfası tasarlamışlar. www.tunceli-bed.org adresinde çalışmalar hakkındaki son gelişmeleri izleyebilirsiniz. Pek çok panel ve bilgilendirme toplantısı düzenlenmişler. Engelli vatandaşların ev dışındaki günlük yaşamını mümkün hale getirmek için şehir planlamasında özellikle rampa, yol, cadde ve resmi binalara giriş konusunda özel düzenleme yapılmasını istemişler. Şimdi son proje "Tunceli Eğitim, Rehebalitasyon ve Buluşla Merkezi" Tunceli Valiliğinin tahsis edeceği 5 bin 500 metrekare büyüklüğünde olan arsa üzerinde bin 500 metrekarelik bir merkez kurulacak. Merkezde, sosyal, eğitim, mesleki eğitim ve tıbbi rehabilitasyon yapılması düşünülüyor. İnşaat Mart 2005te başlayacak. 2006 yılının Temmuz ayında da tamamlanması planlanıyor. Hükümet, 2005 yılını "Engellilere İstihdam ve 2006 yılında Engelliler İçin Eğitim ve Rehabilitasyon Yılı" ilan etti. Munzur Modeli örnek olabilir. Bakın bir avuç gönüllü neler yapıyor? Siz onlara elinizi uzatın, onlar da size bir gül uzatsın.*** TUNCELİLİ ENGELİLER İÇİN HAYDİ.. Okurlarımın en çok sormaya başladıkları soru şu:" Eee ne oldu yani ? Tarih aldık, şimdi ne olacak ? Ne zaman zenginleşeceğiz, ne zaman hayatımız değişecek ? "Bütün görüşlere saygım var, ancak bazen öyle sorularla karşılaşıyorum ki, karşımdakinin ya küllüyen cahil olduğu veya beni sinirlendirmek için soru sorduğunu düşünüyorum.Duyan duymayana anlatsın...Avrupa Birliğinin kasaları yok. Para da dağıtmıyor. Müzakerelerin başlangıç döneminde küçük bir meblağ var, zaman içinde artacak. Ancak Türkiyenin uyum önlemleri için yeterli değil. Bir başka deyişle, Türkiye ekonomik reformunun faturasının büyük bölümünü kendi ödeyecek.Peki bu iş nasıl olacak ?Vatandaş AB uyumu için kemer mi sıkacak ?Hayır, Türkiyeyi kurtaracak ve düzlüğe çıkaracak tek unsur Yabanci Yatırımlar olacak.Tam üyelik müzakerelerine oturmuş bir Türkiye, Yabancı Yatırımcıya cazip gelecektir.Ancak bunun da bir koşulu var.Yabancı Yatırımları bürokrasinin, yargının ve belediyelerin elinden kurtarmak gerekiyor. Danıştay kararlarıyla proje veya ihalelerin iptal edildiği, bürokratın kan kusturduğu, belediyelerinde soydukları Yabancı Yatırımcı, Türkiye resmen tam üyeliğe kabul edilse dahi gelmez.Başbakan dahi itiraf ediyor."Haziran ayında bir Yabancı Yatırımı gerçekleştirmek için 19 imza gerekirken, bugün 3e indirdik. Hala işler yürümüyor." Diyor.Türkiye farkında olmadan geleceğini ipotek altına alıyor.Bu bürokrasi, bugünkü yargı yaklaşımı ve hırsız belediyeler oldukça, biz avucumuzu yalarız.Aksini iddia eden varsa beri gelsin... TEK ŞANSIMIZ, YABANCI YATIRIMIN GELMESİ (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net