Güneydoğu kaynıyor, farkında değiliz...

Herhalde şimdiye kadar gördüğümüz en “bel altı seçim kampanyasını” yaşıyoruz.
Bu kadar düzeyi düşük olanına rastlamamıştık.
Eminim, siyasi partilerimiz ileride bu yaklaşımlarından dolayı çok pişmanlık duyacaklar, ancak iş işten geçmiş olacak.
Beni asıl rahatsız eden, Güneydoğu’da yaşananlar.
Günlük yaşamımıza daldık ve oraları göremiyoruz.
Üstelik doğru dürüst yansımıyor, yansıtamıyoruz...Yansıtılamamasının birçok nedeni var tabii.
Ancak gerilim de gittikçe artıyor.
Operasyonlar sürüyor. PKK faaliyeti yaygınlaşıyor.
Acaba hangisi diğerini tetikliyor belli değil. PKK mı, operasyonları tahrik ediyor, yoksa operasyonlar mı PKK’yı harekete geçiriyor?
Bilinen şu ki, bölge kaynıyor ve eskinin tersine, günlük yaşam çok etkileniyor. 12 PKK’ lının ölmesi tüm hayatı durdurdu. Kepenkler indirildi, insanlar sokağa döküldü.
Bu manzaraya baktığınızda , seçim öncesinde bir pazarlığın yapıldığı da anlaşılıyor.
PKK, seçim sonrasında, çözüm için ciddi adımlar atılmadığı taktirde nelerin yaşanacağının mesajlarını veriyor. Güvenlik güçleri de, çözüm konuşulsa dahi, PKK’nın görüldüğü yerde vurulacağının mesajını veriyor.
Gerilimi taraflar da körüklüyor.
“Benden yana olan, bana oy versin ...” hesabıyla hareket ediliyor.
Bu genel yaklaşım, seçim sonrasındaki çözüm olasılığını gölgeler mi?
BDP’liler çok karamsarlar ve bunu hemen her konuşmalarında yansıtıyorlar. Olayın içinde yaşadıklarından dolayı haklı da olabilirler.
Ancak ben sanmıyorum. Bu noktaya geldikten sonra, seçim sonrası için son derece ümitliyim.
Bugün yaşananlar, yarın unutulacak ve herşeye yeniden başlanacak. Yeter ki, seçimlere ateş keserek girilsin ve bölgedeki gerginlik artık yatışsın.


Aysal enkaz devraldı, şimdi ona destek olmalı...
Beklenen gerçekleşti.
GS kendini buldu, diyebilirim.
Katılımın 1.500-2.000’i geçmemesi için epey bir kulis döndürülmüştü, 4017 delege o güzel havaya rağmen, keyfini bozup geldi.
Bu Galatasaraylılar için son derece önemli bir özveridir. Zira bizler sefa adamlarıyızdır. Tam tersine, durumun ciddiyetini görmüş olacaklar ki, oy vermek için okulu doldurdular.
Ünal Aysal, 3965 geçerli oyun 2996’sını aldı.
Bu da son derece önemlidir.
Bundan böyle, çok daha cesur, daha rahat hareket edebilecek. Delegeyi arkasına almış olduğu için kendine güveni artacak.
Aysal, bugüne kadar enkaz edebiyatı yapmadı, ancak gerçekten bir enkaz devraldı. Kulübün kasası bomboş, oysa hemen ödenmesi gereken milyonlarca dolarlık borcu var.

GS'li seyirci durumda kalmamalı...
Bundan böyle, Galatasaraylılara düşen bir görev var.
Eğer oylarını verdilerse, yarından tezi yok, Aysal’a destek olmalıdırlar.
Bizler genelde, oyumuzu verir ardından da hemen eleştiriye başlarız.
Sabırsız olduğumuzdan dolayı, hemen paraların bulunmasını ve takımın şampiyon olmasını bekleriz. Oysa, hem delege hem de taraftar önümüzdeki birkaç yıl şampiyonluk beklememelidir.
Bizim beklediğimiz; önüne gelene yenilen, oynadığı kötü futboldan dolayı, Arena’ya dahi seyirci çekemeyen bir takım yerine, isterse ikinci ya da üçüncü dahi olsa, onurlu ve güzel bir futbol oynayan bir takım...Borçlarından dolayı iflas etmeyen, aksine yeniden yapılandırılan bir Galatasaray Kulübü görmek.
GS’li delege ve taraftar, Aysal’a Birleşmiş Milletler’in gelişmeleri uzaktan seyredip, sonra da eleştiri raporu yazan gözlemcileri gibi davaranamazlar.
Şimdi zaman, Aysal’ a destek vermek zamanıdır.


Sekizinci sütunu kaybettik...
Eski Milliyet okurları Özer Yelçe’yi çok iyi tanırlar.
Espri yeteneği, müzik kültürü, olaylara farklı şekilde bakışı ve özveri dolu yaşamıyla hepimizi kendine hayran bırakmış bir arkadaşımızdı.
Sekizinci sütun adlı köşesinden hepimizin görmediklerini görür ve muzip anlatışıyla tüm arkadaşlarını ve okurlarını kendine hayran bırakırdı.
Yelçe’yi tanrıya emanet ettik.
Türk medyasında iz bırakmış birini daha kaybettik.