Babanızdan zengin olmanız zor!

Milenyum kuşağının yani Y’lerin yüzde 42’si otobüste yaşlı ya da hamilelere yer vermeyi düşünmüyormuş. “Neden ki?” diye soranları dahi oluyormuş. Aklıma hemen yakın zamanda okuduğum iki “kuşak” yazısı geldi.

Bir tanesi İngiliz gençlerin teknik olarak ev sahibi olmalarının imkânsızlığıyla ilgiliydi. İstatistiklere göre İngiltere’de Y kuşağı kirada oturuyor ya da anne babasıyla yaşıyordu. Çünkü şartlar ev sahibi olmasına uygun değildi. Bu maaş, bu şartlar ve bu fiyatlarla çalışıp ev sahibi olmak imkânsız. İngiltere’de de böyle Türkiye’de de. Çoğu milenyum için ev sahibi olmanın tek yolu miras deniyordu yazıda. Yani anne babaları onlara bir ev alırsa, ya da bir ev miras bırakırsa ancak bu şekilde ev sahibi olabilecekler.

“Belki de işte bu yüzden yer vermiyorlardır yaşlılara. Bir tür bilinçaltı rövanş duygusu ya da protesto olabilir bu tutumun altında” diye düşündüm. Yoksa niye yer verilmesin? Mesela ben X kuşağıyım, evim yok ama yaşlı ve hamilelere, çocuklulara yer veriyorum. Ekonomik durumum için anne babamı suçlamıyorum. Y’ler hafiften suçluyor deniyor yazıda. Bu bilimsel (!) saptamanın ardından şunu söylemem lazım. Bu Y kuşağı düşüncesizliğine biraz şaşırdım aslında. Yani Y kuşağı, sosyal medyaya bakarsanız dünyanın en yardımsever, altın kalpli kuşağı. Kendinden başka herkesi düşünüyor. Sokak hayvanlarından ağaçlara, çevre konularından üçüncü dünya meselelerine, kadın haklarından cinsiyet meselelerine her konuda tonlarca RT almış Tweet, bir sürü popüler post karşımıza çıkıyor her gün. Böylesine duyarlı insanlar yaşlılara nasıl yer vermez?

Görünen o ki Y kuşağı sanal âlemde düzgün ve haysiyetli bir duruşu gerçek hayattakine tercih ediyor. Sanal âlemde nezaket, gerçek hayatta nezaketin önünde. Mesela yaşlıya, hamileye yer vermeyi düşünemese de bir mention’a ya da tanıdıktan gelen DM’ye cevap vermemeyi büyük kabalık olarak görüyor. İnternette kibarlık RT’leri like’ları atılıyor ama işte gerçek hayatta bunlar önemsiz. Halbuki insanlar sanal âlemde bunları boş verir, gerçek hayattaki varlıklarını daha fazla önemserlerdi. Bu Y kuşağıyla değişmiş herhalde.

İki yazıyı hatırladım demiştim. İkinci yazı Y kuşağının anne babalarının daha fazla para kazanmasının imkânsızlığı üzerineydi. Yani Y kuşağıysanız fakirliğiniz bir kuşak sorunu. Sizde problem yok. Zamanın ruhu böyle. “Ne yapalım, biz de böyle bir zamana denk geldik” diyebilirsiniz kendinizi ferahlatmak için.

Anne babalarımız zamanında dar gelirli insanların da ev sahibi olabilmesi sadece ekonominin kurallarıyla açıklanamaz. Anne babalarımız ucuz uçak bileti kovalayıp hafta sonu Paris-Londra yapmazlardı. Eş dost toplanıp İtalya’ya outlet’e gitme âdeti eskiden de vardı belki ama “deneyim” temelli bir yaşam tarzı son 15 yılın alametifarikası. Anne babalarımız para ödedikleri şeyin somut karşılığını almaktan hoşlanırdı. “Hafta sonu Kızıldeniz’e dalmaya gittim” gibi bir cümle kurmaları zordu.

Altı ayda bir iş değiştirerek her şeyden az az deneyim sahibi olmak gibi bir gayeleri yoktu. Bir işten, kovularak ya da emekli olarak ayrılıyorlardı.

Long weekend’lerde Avrupa şehirlerine tatile gitmek, Finlandiya’da kuzey ışıkları, İbiza’da club deneyimi yaşamak için kendilerini harap etmediler. Bunları zengin insanlar yapıyordu. İşe giderken öğle yemeğini evden götürüyor, bardağı 15 liraya kahve, 30 liraya kaşarlı tost yemiyorlardı. Bu yüzden de diledikleri gibi bir evi satın alıp taksitini ödeyebiliyorlardı belki de. Onlar tercihlerini yaptılar, şimdiki kuşak da kendi tercihlerini yapıyor ve sonuçlarını yaşıyor. Bence her ikisi de normal ve çağlarının gerçekleri. Bayılıyorum kuşak araştırmalarına...

Not: The Observer’da yayımlanan “Millennials’ manners are a defence mechanism against a hostile world” başlıklı yazıda yer alan bilgilerden kısmen faydalandım.

 

DİĞER YENİ YAZILAR