Birkaç iyi konser

Pek çok konser iptal oldu ancak “kalan sağlar bizimdir” hesabı ileri tarihe ertelenenler ve iptal olmayanlar bizimdir. Özetle şu konserlere gitmekte fayda var

The xx,
7 Ağustos Parkorman

Bu konsere sırf ön grup On Your Horizon’ı canlı izlemek için bile gidilir. Eğer memleketin en şahane post rock ekibiyle tanışmadıysanız buyrun size fırsat. On Your Horizon 2010’da Eskişehir’de kuruldu. Aynı yıl ilk albümü “Home”u yayımladı. 2012’de “In, Empty” adında bir EP yaptılar. Çok sık konser veren bir ekip değil. The xx öncesi sahneyi onlara vermek doğru bir tercih.
The xx’i sevenler eminim “acaba bu grup sahnede nasıl?” diye düşünüyor. Zira eller havaya deyip milleti dans ettirecek bir ekip pek değiller. Ama endişe yok. 2012’de Rock Wechter’de ana sahnede neredeyse “primetime”da çıktılar ve kimsenin bir şikayeti yoktu. İnsanlar bu minimal, melodik, Oliver Sim ve Romy Madley’nin vokalleriyle çok büyük etki yaratan müziğin canlı performansının ayin gibi geçeceğinden emin olabilir. Parkorman bence İstanbul’un en iyi açıkhava konser mekanı. Ortam şahane olur.
Dinleyin: “Coexist” The xx, “In, Empty” On Your Horizon

Belle & Sebastian,
24 Ağustos Küçükçiftlik Park

İskoç ekip bugün artık neredeyse kült mertebesinde. Hali hazırda müzikte bir “indie” kategorisi varsa bunda payı olan iki-üç isimden biri herhalde
Belle & Sebastian. Çağımızın ruh haline dair yazılmış en iyi şarkıların bazıları bu ekibe ait. Grup aslında 28 Haziran’da Avea Escape To Music kapsamında bir konser verecekti. Konser Belle&Sebastian’ın “elimizde olmayan nedenlerden” diyerek bütün haziran tarihlerini ertlemesiyle 24 Ağustos’a alındı. Bell&Sebastian Türkiye’ye ilk kez geliyor. Bir daha da yolu ne zaman düşer bilinmez. Müzikle ilgilenen biri bu konseri kaçırmamalı.
“The Boy With The Arab Strap”, “I Want the World to Stop”, “Funny Little Frog”, “Get me Away From Here I’m Dying” (bunu biste çalıyorlar), ne diyeyim şahane bir gün olacak.
Dinleyin: “The Life Pursuit” (2006)

Lana Del Rey,
20 Eylül Küçükçiftlik Park

Kendisi biliyorsunuz Amerikan usulü vintage içli kadın kategorisinde neredeyse tek başına yol alıyor. 2012 tarihli ikinci albümü “Lana Del Rey”in ardından bütün dünyada festivalleri dolaşmıştı. Şu ara yıl sonuna doğru çıkacağı açıklanan yeni albümünde yer aldığı iddia edilen ve internete sızan şarkılarla ve “Paradise Tour” adını verdiği (albümün ardından yayımlanan EP’nin adı) turneyle gündemde. Yeni şarkılardan “Black Beauty” hafif karanlık
trip hop sularında “Portishead’vari” bir şarkı. Bu haftanın “sızıntısı” ise “Maha Maha”. Morcheeba gibi tınlayan bir şarkı. Lana Del Rey konseri 20 Eylül’de Küçükçiftlik Park’ta. Uzaydan dünyaya yeni inmiş yaratık şaşkınlığıyla (belki de botokstan bilemiyorum) etrafı süzen, konserlerde hayranlarının arasına girip onlara dokunmayı seven biriydi geçen yıl izlediğimde. Bu yılki durumunu göreceğiz hep birlikte.
Dinleyin: Paradise EP (2012)

Paul Weller,
Eksen on Fair, 15 Eylül / Küçükçiftlik Park

Weller yaşayan tarih. The Jam, Style Council gibi iki önemli imzası var popüler müzik tarihinde. Solo kariyerine de tam gaz devam ediyor (“Song Kick” isimli son albümü 2012’de yayımlandı kaçırdıysanız). Üstelik tarih dediğime bakmayın, adam stil ikonu ve hiç yaşlanmıyor. Mod’ların üstadı 2006’da İstanbul Caz Festivali’nin konuğu olmuştu. Şimdi yeni albümünün ardından yeniden Eksen’in festivalini şenlendirecek.
Aynı gün The Hives ve rahmetli BBC programcısı müzik gurmesi John Peel’in favori grubu The Undertones da var. Orada olmakta fayda var bence.
Dinleyin: “The Undertones”
The Undertones, “Wake Up The Nation” Paul Weller

İleri görgüsüzlük dersleri

Aslında konu Jay-Z’nin yeni albümü “Magna Carta... Holy Grail”. Jay-Z hayatına Brooklyn’de uyuşturucu satıcısı olarak başlayan, rap sayesinde kendini bambaşka bir ortamda bulan, bu ortamda para olduğunu erken fark eden, yeteneğiyle sivrilen çok zeki ve elbette şanslı bir adam. Kendisine “yürü ya kulum” dendikten sonra dünyanın müzik işindeki en zengin insanlarından biri oldu. Def Jam’e başkan oldu, ardından kendi firması Roc-A-Fella’yı kurdu. 17 Grammy aldığını ve 50 milyon kadar albüm sattığını saymıyorum bile. Beyonce ile evli, dünyanın en ünlü insanlarıyla arkadaş, kanka... Ancak kimilerine göre artık müzikten zevk almıyor ve kendini tersine inandırmaya çalıştığı için sürekli albüm yapıyor.
Bu yeni albümünde Jay-Z, kendi durumunda olanların en sevdiği tema olan “şöhret ve para beni bozmadı” temasına kafayı takmış. Bunu söylerken diğer yandan Picasso’lardan, Christie’s müzayedeevinden alışveriş yapmaktan, eve butik bir Louvre müzesi kurmaktan söz ediyor (“Picasso Baby” isimli şarkı). Yani karşımızda “şöhret beni bozmadı, bu arada eve de Louvre’un ufağından yaptıracağım” diyen bir adam var. İleri görgüsüzlük olarak kayıtlara geçsin (yine de parasını Acun’dan iyi harcadığı kesin).
Bir not: Interpol’un solisti Paul Banks’le röportaj yapmış, kendisinin hip hop gurusu olduğunu öğrenmiştim. Bir numarası Jay-Z’ydi. “Adam o kadar iyi ki artık sözleri kağıda yazmıyor ‘hepsi kafamda’ deyip stüdyoya girerek ezberinden kaydediyor” demişti. Yiğidi öldür ama hakkını ver misali... (Bu konuda yazdığım daha detaylı yazıyı Milliyet Sanat Ağustos sayısında okuyabilirsiniz.)