Bize söylenen en büyük yalan Kabataş değil

Dünkü Hürriyet’te Zeynep Miraç’ın haberi. A&G araştırma şirketinin yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre şiddet gören kadınların yüzde 60.6’sı kendini hiçbir zaman özgür hissetmiyor. Yüzde 62.5’i geleceğe dair umutsuz. Yüzde 48 yeniden dünyaya gelse erkek olmak istiyor. Yüzde 22.7’si sadece yalnız yürürken kendini özgür hissediyor. Sadece yalnız yürürken. Kafa dinlerken yani. Üstelik “yalnız başına” yürüyen kadınların başına neler geldiğini de biliyoruz. Kafası taşla ezilen, tecavüz edilen, yakılan, her ikisine birden maruz kalan, boğazı kesilip yol kenarına atılan. Töre cinayetleri ayrı bir dosya. Kaç tane Güldünya var artık sayamıyoruz bile.
-
Hadi canınıza gelmedi diyelim, sosyal medyada “sendeanlat” hashtag’i altında yazılanları okuduk, insanlığımızdan utandık. Sokakta laf yemek, tavizin akla hayale gelmeyecek bin bir türlüsü...
Bu kadınlar bizim kadınlarımız. Annelerimiz, kız kardeşlerimiz, karılarımız, sevgililerimiz. Hiç sınıfsal analizlere girmeyin, şehirli kadın da kırsal kesimdeki kadın da varoştaki kadın da eğitimli olanı da olmayanı da aynı muameleyi farklı seviyelerde yaşıyor.
Devletimizin desteklediği resmi kadın bakışı da maşallah kadına çok yardımcı. Yok kahkaha atmasın, yok evde otursun çocuğuna baksın, yok hamileyken dışarı çıkmasın, yok mini etek giymesin, yok pembe otobüse binsin...
-
Bu ülkedeki insanların yarısı kadın. Türkiye’deki her 10 kadından dördü aile içi şiddet görüyor. Kalan altı kadın da ya işyerinde ya da sokakta, toplu taşımada kamusal alanlarda şiddet ve sözlü ya da fiziksel taciz mağduru oluyor. Bunlar artık “lafı olmaz, sayılmaz” türünden normalleşmiş tacizler.
Ve her ne hikmetse TÜİK’in Türkiye’de 2003 yılından bu yana yaptığı mutluluk araştırmalarında toplumca giderek daha mutlu çıkıyoruz. Mutluluk düzeyimiz 2011’de yüzde 65’ler seviyesinde.
Bazı özel firmaların yaptığı araştırmalarda ise çooook daha mutluyuz. Hatta neredeyse göbek atıyoruz. Bir araştırma şirketine göre 2005’te halkımızın yüzde 72.8’si mutluymuş. 2011’de bu sayı yüzde 87.6’ya çıkmış. 100 işsizden 41’inin mutlu çıktığı araştırma var. TÜİK’in 2011 verilerine göre kadınların yüzde 64’ü, erkeklerin ise yüzde 59’u mutluymuş. Kadınlar öylesine mutlu yani...
-
Ben bu satırları yazarken “Ret yanıtını aldığı kızın evini pompalı tüfekle bastı” diye haber düştü ajansa. Ama bizim araştırmalara göre herkes mutlu. İşsiz mutlu, karısını döven mutlu, pompalı tüfekli mutlu, pompalı tüfekle vurulan mutlu, yakılan, taciz edilen, tecavüz edilen dayağı yiyen mutlu. Şimdi yine bu araştırmalar ışığında hangi partinin ne kadar oyu var, memleket nereye gidiyor onu anlamaya çalışıyor seçmenimiz. Şahane bir ortam. Şahane günler. Bize söylenen en büyük yalan Kabataş değil.

Pastoral yazı

Orada 7 Haziran demek, sıradan bir yaz günü demek. Ne seçimi? Orada bakanlar kuruluna kimin başkanlık ettiğinin hiçbir önemi yok. İşin aslı bakanlar kurulunun bir önemi yok.
Dolar kuru, euro/dolar paritesi faiz, merkez bankası, Saray, dindar, laik, muhafazakâr, ulusalcı, sosyalist bunların hiçbiri yok. Çünkü aslında bunlar gerçek hayatta da yok.
Pazartesi sendromu yok, aybaşı ay sonu yok, hafta sonu yok, kira yok, fatura yok, ev sahibi olmak yok. Bunlar bizim yarattığımız muhteşem medeni dünyada var.
Anayasa değişikliğiymiş... Anayasa yok ki. Daha doğrusu orada tüm zamanların en büyük anayasası geçerli. Doğanın anayasası.
Hafta sonu iki günlüğüne İstanbul dışına çıktım. İki günde ne kadar dolaşılabilirse dağ bayır dolaştım, yürüdüm. Neresi olduğu mühim değil, insanı az, hayvanı çiçeği böceği bol ortamlar. Bahar gelmiş, hayat bütün zenginliğiyle patlamış coşmuş. Tepeleri yamaçları kaplayan kekiklerin, adaçaylarının, papatyaların, gelinciklerin, mor, kırmızı, sarı dağ çiçeklerinin, bembeyaz çiçek açmış türlü ağacın, arıların, keçilerin, koyunların bambaşka bir zaman mefhumu var. İnsan kendini çok fuzuli hissediyor. İşin özünü fena halde ıskalıyoruz sanki.