Bodrum’un yazı meşhur, cazı da meşhur olabilir mi?

Pannonica Jazz yaz-kış kalabalık olan Bodrum’un kaliteli müzik ihtiyacını 12 ay açık kalarak karşılayacak; Bodrum severlere duyurulur...

imse kusuruma bakmasın Bodrum deyince benim aklıma kazık lahmacun yiyip jetski’leriyle koylarda köpükler saçarak dolaşan göbekli adamlar, sevgilileri ve motoryatları geliyor. Siz bunun yanına biraz ünlü, biraz az ünlü ve çevrelerindeki asistan, kanka halesini ekleyin, böyle bir şey. Benim suçum değil, artık bir-iki istisna hariç Bodrum bu. Durum değişir mi? Bilemem. Ama ilgimi çeken iyi niyetli işleri paylaşmak isterim.

İyi yapılmış müziğe açık

“Bodrum’un yazı meşhur da cazı da meşhur olabilir mi?” sorusunu geçenlerde doğru kişiye sorduğumu düşünüyorum. Caz müzisyeni Ali Perret gönülden bağlı olduğu Bodrum’da bir caz mekanı açtı: Pannonica Jazz. Bakalım ne diyor?

“Çocukluğumdan beri Bodrum’la bir bağlantım var. Sonraki yıllarda, kriz dönemlerinde, özellikle 1990-1995 arasında Bodrum’da yaz-kış yaşadığım dönemlerim oldu. Bodrum’da bulunduğum toplam 30 yıl içinde müzik ve sanat konusunda bir şeyler yapmaya çalıştım. Bir sanatçı olarak, sosyal sorumluluk olarak gördüğüm Pannonica’yı bu yıl hayata geçirdim. Caz ağırlıklı ama sadece caz müziğine odaklı olmayan, her türlü kaliteli ve iyi yapılmış müziğe açık bir yer. Tabii Gezi olayları da (gençlerin yarattığı umutla) Pannonica’yı açmamın önemli sebeplerinden bir tanesi.”

“Kalitesizlikten dolayı evden çıkamayanları hedefliyoruz”

Pannonica Jazz bir müzisyen platformu aslında. Her yaştaki yetenekli müzisyenlerin performanslarını sunabileceği; prova, kayıt ve eğitim gibi imkanlardan faydalanacağı bir oluşum olduğunu söylüyor Perret. Konserleri, caz müziğini destekleyen Garanti Caz Yeşili ana sponsorluğunda gerçekleşiyor.

“Kimi hedefliyorsunuz, Bodrum’da caz dinleyicisi var mı?” diye sorduğumda şu yanıtı aldım: “Pannonica yılın 12 ayı açık. Bodrum’da sürekli yaşayan, kalitesizlikten dolayı evden çıkamayanları hedefliyoruz!”

Bu kitlenin çok da küçük olmadığını tahmin ediyorum. Elbette Bodrum demek sadece magazine yansıyan sınırsız görgüsüzlük demek değil. Ali Perret’i ve ekibini hayallerinin peşinden gittikleri için kutlarım. Bu yaz Bodrum’a yolumu düşürmek için bir nedenim var artık.

Billie Marten ile tanışın

İngiliz müzisyen, şarkıcı ve gitarist Billie Marten henüz 15 yaşında. Türkiye standartlarına göre artık ufak ufak evlenip çocuk yapması gereken yaşta yani ama Marten Türkiye’de yaşamadığından farklı bir şeyle, müzikle iştigal etmeye karar vermiş. İnsanlık adına güzel bir adım. Geçen haziranda çıkan dört şarkılık bir EP’si var. Burada yer alan La Roux’nun “In For The Kill” yorumunu duymuşsunuzdur belki. Yakında uzunçalar albümü geldiğinde hazırlıklı olun, kendisiyle tanışın. Gitar / vokal dünyasında Feist’tan
Cat Power’a uzanan çizgide yerini alacaktır.

CD

MASA ÜSTÜNDEN NOTLAR

THE SCENE BETWEEN - THE GO! TEAM

İngiliz ekibin her zaman eklektik, ele avuca sığmayan, her yöne çekilebilen bir tarzı vardı. Bu tarz yeni albümde daha belirgin. Akılda kalan melodiler, lo-fi garaj sound’unu muhtelif efektlerle süsleme çabaları... Pek güzel.

SUMMER IN PAIN - JIMMY WHISPERS

Şikagolu şarkıcı Whispers’ın ilk albümü garipliği, sarsaklığı ve kendine has bir anlamı olan anlamsızlığıyla
Ariel Pink’i hatırlattı. Ben böyle garip şeylere bir süre sonra bayağı sempati besleyebiliyorum.